Röportaj: Mahmut Özay

Üniversite imtihanı geride kaldı. Öğrenciler geleceklerini belirleyecek bir yola girdi. MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin'le bir araya geldik. Artan beyin göçünü, yeni meslekleri, vakıf üniversiteleri ve tercih döneminde adayların nelere dikkat etmesi gerektiğini konuştuk. "Üniversitelere nasıl öğrenci aldığımızdan çok nasıl mezun verdiğimiz önemli" diyen Rektör Şahin'in sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

YÖK'ün vakıf üniversiteleri raporunda 'Ar-Ge bütçeleri yetersiz' açıklaması geldi. Nasıl değerlendiriyorsunuz.
YÖK’ün bütün üniversiteleri aynı kriterlere göre değerlendirmesi doğru değil. Yılların üniversiteleri ile yeni kurulanları aynı kategoride değerlendirmek haksızlık. Bütün bütçesini devletten alan ve ülkemizin göz bebeği devlet üniversitelerinin dünya sıralamalarında son üç-beş yıldır geri gidişlerinin sorgulanmalı. İlk 500’de hiçbir devlet üniversitesinin olmaması, sadece bir vakıf üniversitesinin olması masaya yatırılmalı.

Yapay zekâ, drone pilotları, robot psikoloğunu konuşuyoruz... Gençler bu kavramların konuşulduğu bir dönemden korkmalı mı?..
Hayır, bence kokmamalı, tam tersi, bütün bu gelişmeler yeni fırsatları, yeni çalışma alanlarını da beraberinde getirecektir. Bilgi depolama dönemi bitmiştir. Öğrenci, bilgiden çok bilgiye ulaşmayı öğrenmeli. Öğrencinin hangi tür bilgiyi nerede bulabileceğini öğrenmesi gerekiyor. Gitmek istediği üniversitenin, yeni eğitim-öğretim metotlarını ve teknolojilerini kullanıp kullanmadığını iyi araştırmalarını öneririm. Çünkü gelecek çok değişken. Önümüzdeki beş yılda bugünkü mesleklerin birçoğu olmayacak. 2030’da 20 milyon insan yapay zekâ sebebiyle işini kaybedecek.

Son dönemde genç beyinler 'reçete'yi dışarıda arıyor. Bu gençlere ne söylemek istersiniz? 
Gençlerimizi dışarıya yönlendiren faktörlere iyi bakmak lazım. Bunların başında gençlerimizin kendileri için bir gelecek görememesi gelmektedir. Özellikle devletin her işinde liyakati ön planda tutuğunu gençlere göstermesi gerekiyor. Türkiye, bilim ve teknoloji göstergelerinde maalesef iyi konumda değil. Yıllık ihracatımızın sadece %2’si yüksek teknoloji ihracatı kapsamına girmekte. Oysa Türkiye’de 80’in üzerinde teknokent ve çok sayıda AR-GE merkezleri bulunmaktadır. 2017 Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü’nün verdiği rakamlara göre 80 milyonluk Türkiye’nin patent başvuru sayısı 11 bin civarında, 8 milyonluk İsrail 15 binin üzerinde patent başvurusu yapıyor. Türkiye’nin özellikle mevcut teknokentlerinin koordinasyonu yapacak, merkezî bir silikon vadisi benzeri yapılanmaya gitmesi gerekiyor. Gerek insan kaynağı gerekse AR-GE potansiyeli açısından bu merkezin İstanbul’da olması lazım.


Üniversite sayısının her geçen sene artmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?.. 
Her ilde bir üniversite kurma fikri yanlış değil ancak buralara hizmet edecek akademik kadrodaki büyüme gerek nitelik gerekse de nicelik açısından çok yavaş. İçeriden bir seferberlik başlatılması yeterli değildir. Dünyanın en iyi akademisyenlerini de ülkemize çekebilecek teşvikler vermemiz gerekiyor. Üniversitelere nasıl öğrenci aldığımızdan çok, nasıl mezun verdiğimiz önemli. Gelişmiş ülkelerde mesleki yeterlilik sınavları yapılmakta, ülkemizde de bu sınavların başlatılması gerekiyor. Hukuk alanında bir girişim var, ancak diğer alanlar için de çok gereklidir. Toplam kaliteyi, barajlar ve yasaklar koyarak sağlayamayız, teşviklerle kalite yakalanır.

Tercih yapacak gençlere ne söylemek istersiniz?
Popüler güncel mesleklerden ziyade ana disiplinlere yönelsinler. Çok spesifik bir alanda lisans eğitimi alındığında çalışılacak alan da sınırlı olur. Sevmedikleri meslekte başarılı olmaları mümkün değildir. Bu sebeple tercihlerini sevdikleri meslekler yönünde yapsınlar.

Öğrencİlere danışmanlık desteğİ 
Prof. Dr. Şahin “Maslak Kampüsünde bütün bölümlerden akademisyenlerimiz, öğrencilerimiz ve uzman rehber öğretmenlerimiz tarafından aday öğrencilere doğru tercihte bulunmaları adına destek verilecek. Bütün adayları üniversitemize bekliyoruz” dedi.