İstanbul Boğazı'nın Karadeniz'e açılan kapısının hemen dibindedir Garipçe köyü. Köy halkının tek geçim kaynağı balıkçılık. Garipçeliler irili ufaklı teknelerle yaz kış denizden çıkarır ekmeğini. Yılın 6 ayı gırgır ağlarıyla donatılan teknelerle hamsi ve palamut peşinde olurlar, Mart-Nisan aylarında da açık sularda kalkan avına çıkarlar. Balık olmadığı günler onlar için kabustur. Çünkü arazi yapısından dolayı ellerinden başka iş gelmez. Deniz kısmetin, ekmeğin olduğu tek yöndür Garipçe için. Ama şimdi çok büyük bir balık var onlar için.

METREKARESİ 3 BİN LİRA

Yeni Yüzyıl gazetesinden Cengiz Erdil'in haberine göre, tarihinde ilk kez kısmet, Garipçe'nin ayağına geldi. Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün Avrupa ayakları Garipçe köyü yakınlarına yapıldı. Ayaklar yükseldikçe köydeki arazi ve ev fiyatları da arttı. Boğazın iki yakası üçüncü kez Garipçe üzerinden bir araya gelince de, İstanbul'un en gözde rant mekanı bu küçük balıkçı köyü oldu. Balıkçı evleri şimdi 200 bin liradan başlıyor, Ancak halen sadece bir ev satılık, o da harap durumda olan bir ahşap konak.

KÖYÜN ORTASINDAKİ AHŞAP KONAK

Köy meydanında konuştuğumuz gençlere 'Satılık' yazılı konağın fiyatını soruyorum. 2 buçuk milyon dolar olduğunu söylüyorlar. Parayı bastırıp alanı elbette başka masraflar da bekliyor. İki katlı dev bahçeli ahşap konağın onarıma ihtiyacı var. Denizden dağa merdiven gibi tırmanan çok güzel evler var ama gözüm konağa takıldı ya "Burası kimin?" diye soruyorum. Gençlerden Seyfulah Kaplan, Kartal yuvası gibi, boğaza hakim küçük bir evi göstererek, "Mevlüde teyzenin" diyor. Kumsalı geçip kayalıkları tırmanarak Mevlüde teyzenin evine ulaşıyoruz. 77 yaşındaki Mevlüde Kamburoğlu, doğma büyüme Garipçeli. Eşi de balıkçı imiş, vefat etmiş. Şimdi tekne sahibi olan oğulları balığa çıkıyor. Bizden çekiniyor ama yıllardır balıkçılarla olan dostluğumuz var. Bazı isimleri söylüyorum rahatlıyor. "Burada doğdum büyüdüm, evlendim. 7 çocuğum, 18 torunum var. Torunlarımın da çocukları var. Bu evde tek başıma yaşıyorum." diyor.

BOĞAZKESEN EV SATILIK DEĞİL

Rumeli Hisarı'na Boğazkesen denir. Mevlüde teyzenin tek katlı evi de işte öyle bir ev. Ev Karadeniz girişinden 3. Köprü ayaklarına kadar boğaza hakim bir noktada. Kayaların üzerine adeta kartal yuvası gibi kondurulmuş. Mevlüde teyzeye önce ahşap konağı soruyorum. "Çocuklar karar verdi, satıyoruz. Bu köyün en büyük evidir. Ahşaptır kocamandır, benim çocukluğumda da vardı. Öyle eski yani" diyor. "Fiyatı ne kadar?" diyorum. Mevlüde teyze bir duralıyor, "Çocuklar bilir ama pahalı 5 milyon lira" diye kestirip atıyor. Konuşmaya pek niyetli değil ama" peki bu ev satılık mı? Diyorum. Karadenizli hiddetiyle gürlüyor. "Hayır satılık değil, görmüyor musun! Ben oturuyorum." Bakıyorum bizi kovacak, sözü 3. Köprü'ye getiriyorum. "Köyün havası değişir artık" diyorum. Mevlüde teyze biraz hüzünleniyor, "Yaşım 80'e geliyor. Ben ne yapayım artık. Çocuklar, torunlar düşünsün." diye iç geçiriyor. Mevlüde teyze kayalık bahçesinde yağ ve turşu tenekelerine toprak doldurmuş, minicik bahçesinde marul, domates ve salatalık yetiştiriyor.