Geçen yıl yakaladığı yüzde 7,4 büyüme ile OECD ve G20 ülkeleri arasında zirveye çıkan Türkiye ekonomisi, son dönemde yükselen faizin kıskacına giriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere siyaset cephesi, bir taraftan bu konudaki rahatsızlığını sıklıkla dile getirirken; diğer taraftan alınacak tedbirler üzerinde çalışmalar devam ediyor. İş dünyasının temsilcileri ve tüketiciler de artan finansman maliyetleri sebebiyle yatırım ve tüketim harcamaları üzerinde “yüksek faiz baskısını” hissettiklerini ifade ediyor. Piyasa tarafında ise 22 Nisan’da yapılacak Merkez Bankası faiz toplantısı öncesinde yine dolar spekülasyonu körükleniyor. Ekonomistler, 4 lirayı aşarak rekor seviyelerde seyreden doların önünün faiz artışıyla kesilemeyeceğini, aksine bunun ülkeye daha çok zarar vereceğini belirtiyor. Gazetemize konuşan Para Politikası Uzmanı Prof. Dr. Seyfettin Erdoğan, dolardaki yükseliş ile karşılaştırıldığında faizdeki artışın daha yıkıcı olacağına dikkat çekerek “Diyelim ki faizleri artırdınız dolar düştü, dolar arttı bir daha faizi artırdınız bir daha dolar düştü. Doları düşürmek için faizleri artırırsanız daha sonra faizler bir daha geri düşmeyecek bir eşiğe gelir. Doların çok yıkıcı reel maliyetlerine katlanmak pahasına da olsa yüksek faizler çok çok daha tahripkâr sonuçlar doğuracağı için kesinlikle artmaması lazım. Şu anda her şeye rağmen faiz, Merkez Bankasının önemli bir finansal enstrümanı, önemli bir silahıdır. Bu silahı eğer siz yüzde 30’lara çıkarırsanız silah olmaktan çıkar, karşı taraftan size sıkılır” dedi.

“EKONOMİYE GÜVENİ AZALTIR”

Faizlerin artırılması gibi bir durumda kredi maliyetleri, mevduat faizleri, borçlanma faizleri gibi birçok önemli etkenin olumsuz yönde etkilendiğini aktaran Erdoğan “Daha da önemlisi enflasyon da faize karşı duyarlı. Maliyetler artacağı için dolayısıyla enflasyon da artacaktır. Öte taraftan yüksek faizler ekonominin güvenilirliğini azaltır. Türkiye şu anda uluslararası arenada eğer bu kadar tanınan ve bu kadar makul bir ekonomi olarak kabul ediliyorsa bunun arkasındaki en önemli parametreden birisi faizlerin düşük düzeyde olmasıdır. Dolayısıyla doları düşürmek için yüksek faizlere çıktığınız zaman Türkiye ekonomisi 15 yıllık kazanımını bir anda yok eder. Dolarla faiz arasındaki ilişki teorik olarak geçerliyse de bizim gibi ülkeler açısından bu teorik geçerliliğin pratik hiçbir anlamı yok” ifadelerini kullandı.

“MANİPÜLATİF SERMAYE GETİRİR”

‘Faiz artışlarının ülkeye sermaye girişini artırdığı’ söylemini de değerlendiren Erdoğan şunları kaydetti: Faizler artarsa manipülatif sermaye gelir. Kârını elde eder bir daha geri kaçar. Ülkeye herhangi bir reel faydası olmadığı hâlde ülkenin kazanımlarını alıp ülkeden kaçar. Türkiye 90’lı yıllarda bunun çok kötü bir sınavını verdi. 2000’li yıllarda yeniden bunu yapması kesinlikle doğru değil. 

"ULUSAL PARA BİRİMİYLE TİCARET DOLARA BAĞIMLIĞI AZALIR"

Türkiye ekonomisinin dışarı döviz aktaran bir ekonomik yapıdan çıkması gerektiğini söyleyen Erdoğan “Akkuyu gibi modern teknolojiyi kullanan santrallerin kurulması, yenilenebilir enerji imkânlarının güçlendirilmesi ve Türkiye’de ara malı ve sermaye malı üretiminin güçlendirilmesi lazım. Ayrıca kendi ticari partnerleriyle siyasi ilişkilerin güçlendirilmesi, uluslararası ortak duruşun sergilenmesi noktasında bazı ülkelerle ulusal para cinsinden de ticaret yapılmak suretiyle dolara karşı olan bağımlılık minimize edilebilir. Böylece ülkenin dövizdeki artış karşısında paniklemesi azalır” diye konuştu.