Yapımında PKK'ya para aktarıldığı belirtilen, Dicle kıyısındaki Kırklar Dağı projesinin ilk müteahhidi Ufuk Eser Subaşı: HDP'li Abdullah Demirbaş aracılığıyla, örgüt benden 47 daireyi haraç aldı. Sonra PKK beni ölümle tehdit edip kentten gönderdi.
Diyabakır'ın Sur ilçesinde, Dicle Nehri kıyısındaki Kırklar Dağı Yaşam Konutları'yla ilgili "PKK'ya fon aktarıldığı" gerekçesiyle başlatılan soruşturma sürüyor. İfadeleriyle PKK-HDP haraç çarkını ortaya çıkaran ve operasyonu başlatan projenin ilk müteahhidi, emekli Yarbay Ufuk Eser Subaşı Sabah'a konuştu. Subaşı, PKK ve eski Sur Belediye Başkanı, HDP'li Abdullah Demirbaş tarafından ölümle tehdit edildiğini ve Diyarbakır'dan silah zoruyla gönderildiğini söyledi. Soruşturma kapsamında PKK'ya 4.5 milyon lirayı aktaran ise Diyarbakır'da ünlü kuyumcu S.A. çıktı. 
SÜREKLİ RÜŞVET İSTEDİLER 
Kentin en lükts bina projesi arsa sahipleri Namık Avşar ve Fatma Kuyucu'yla yapılan anlaşmanın ardından 2010'da 70 dönüm arazide başladı. Toplamda 624 konut, otel ve teleferik inşa edilecekti. Ancak Subaşı'nın başına gelmeyen kalmadı.


İşte emekli Yarbay Subaşı'nın anlattıkları: 
 "İmar karşılığında HDP'li eski Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş aracılığıyla PKK'ya 47 daire, belediyenin istediği 4 taziye evi ve Diyarbakır'da çekilen 'Yangın Var' filmine 500 bin lira bağış yapmak zorunda kaldım. İnşaatlara başladıktan sonra belediyelerdeki HDP'liler sürekli bir şeyler istemeye başladı. Diyarbakır'dan ceketimi bile almadan gönderildim. 
POLİSE HARAÇ ÇARKINI ANLATTI 
 İlk etapta 4 bloğu tamamladık. Her şey iyi gidiyordu. Bu arada işlerin devam etmesi için Abdullah Demirbaş'ın istediği 4 taziye evi için inşaatlara başladık. Yine Demirbaş istediği için 500 aileyi giydirdik. Arsa sahipleri ile aramızda anlaşmazlıklar çıkmıştı. Bu süre içinde ikinci etaba başlamak için Demirbaş ruhsat izni vermiyordu. Bir gün beni yanına çağırdı ve 'Yukarıdakiler seni görmek istiyor' dedi. Yukarıdakilerin kim olduğunu sorunca 'KCK'nın senden isteyecekleri olacak' dedi. 
 Ben asker kökenli bir adamım. KCK ile görüşeceğim hiçbir şey olamaz. Hemen durumu gidip polise anlattım. KCK'nın şehirde ticaret yapan insanlardan nasıl haraç aldığını, insanları nasıl tehdit ettiğini anlattım. Ankara'dan özel bir operasyon ekibi geldi. Mardin'de ve Urfa'da bu ekibin başındaki komiserlerle görüştüm. Yakında operasyona başlayacaklarını söyleyip gittiler. 
 Polislerden haber beklerken beni bir gece 2 silahlı adam otelden aldı. Mardin yolu üzerinde bir yere götürdüler. Burada KCK yetkilisi inşaatlardan yüzde 7 pay ve 1 milyon lira istedi. Eğer vermezsem beni öldüreceklerini söyledi. Sattığım evlerden 47'sini KCK'lıların isteği üzerine Demirbaş'a verdim. Arsa sahibi Namık Avşar aracılığıyla da 500 bin lirayı KCK'lılara gönderdim. Bu gelişmelerin ardından Ankara'dan 2 polis yanıma geldi. Yaklaşık 30 kişilik bir ekiple 1 yıl boyunca, KCK'nın insanları tehdit edip zorla para almasını engellemek için Diyarbakır'da beraber çalıştık. 
 Bu arada belediye KCK ile anlaşmamızı beklediği için ruhsat iznimizi iptal etmişti. KCK'lılara 47 daire ve 500 bin lira verdikten sonra Demirbaş, beni yanına çağırdı. KCK'lıların da isteğiyle benim projedeki tüm haklarımdan vazgeçerek Diyarbakır'ı terk etmemi yoksa beni öldürteceğini söyledi. Belediye çalışanlarının nezaretinde notere gönderip bir kâğıt imzalamamı istedi. Daire alanlar bunu duyunca notere geldi. Kavga çıktı. Beni silah zoruyla tüm haklarımdan vazgeçirdiler. Benden sonra projeyi iki firmaya verdiler. Onlar da bir şey yapmadı. Kırklar Dağı yıllardır bir belirsizlik içinde." 
'PARALEL YAPI KURBANI OLDUK' 
"Konu özel yetkili mahkemedeydi. Neredeyse her ay gidip savcıya ifade veriyordum. Benimle birlikte mağdur olan birçok kişi buraya gidip ifade verdi. 3 kişi gizli tanık olarak dinlendi. Hepimiz operasyonlara başlamasını bekliyorduk ama hiçbir şey yapmadılar. Paralel polis ve savcılarla KCK içinde yuvalanan Paralel örgüt kurbanı olduk. Özel yetkili mahkemeler kapatılınca dava ağır ceza mahkemesine geldi. 3 yıl orada bekledi."
'KCK MAHKEMESİ...' 
"Beş parasız İstanbul'a döndüm. Bu gelişmeler sürerken KCK'nın Türkiye'deki üst yöneticileri benimle görüşmek istediklerini aracılar vasıtasıyla iletti. İstanbul'dan Diyarbakır'a biletlerim alındıktan sonra Bingöl- Han arasında bulunan Çeme Alika diye bir kampa götürdüler. Burada mahkeme kurduklarını iddia eden KCK yöneticileri beni sorguladı. Benim kime ne kadar rüşvet verdiğimi, kimlerin KCK adına benden para istediğini sordular. Bütün bunlar kameralara kayıt edildi. KCK içindeki Paralel Yapı'nın insanları, iş adamlarını haraca bağladığı ve silah zoruyla para aldığını öğrendim. Sonra tekrar İstanbul'a geldim. Ev sattığım 250'ye yakın kişi var. 3 yıl sonra ilk kez yüzümüz güldü."
'HER YERE DİNLEME CİHAZIYLA GİTTİK' 
"Polisle çalışırken, gittiğimiz her yerde üstümüzde dinleme cihazı oluyordu. Yaklaşık 20 kişilik bir ekip de dışarıdan ortam dinlemesi yapıyordu. Polisler gittiğimiz yerlere dinleme cihazı bırakıyorlardı. Bu şekilde Diyarbakır'da başta belediyeler olmak üzere KCK'nın bu yapılanmasına alet olan, işbirliği yapan bütün kişi ve kurumları dinledik."

Sabah