HDP, ulusalcılar, paralel yayın organları ile bazı yabancı gazeteler koro halinde çözüm sürecini AK Parti'nin bitirdiği propagandasını yapıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'iktidar mücadelesi' için PKK'ya operasyon başlattığı dillendiriliyor. Oysa, son bir yıl içinde yaşanan gelişmeler, asıl iktidar mücadelesinin Kandil-İmralı ve HDP arasında yaşandığını, HDP'nin barajı geçmesinden rahatsız olan terör örgütü yöneticilerinin silaha sarıldığını ortaya koyuyor.Başbakan Ahmet Davutoğlu, geçtiğimiz hafta çözüm sürecinde atılan her olumlu adımın Kandil tarafından sabote edildiğini söylemişti. Davutoğlu'nun tarih vererek açıkladığı sabotajlar, HDP'nin Kandil karşısındaki çaresizliğini de gözler önüne seriyor. Uzmanlar; Kandil, HDP ve İmralı arasında son dönemde kendini gösteren güç mücadelesini "Kürt siyasi aktörleri arasında hiyerarşinin ve ilişkinin silahların gölgesinde yeniden tanımlanma arayışı" olarak değerlendiriliyor. PKK'nın son saldırıları, HDP'nin kendisine bağımlı kalmasını isteyen Kandil'in bir taktiği şeklinde yorumlanıyor. İkinci plana atılma korkusu yaşayan örgüt yöneticileri, her fırsatta HDP'ye baskı uyguluyor. Nitekim, seçimin ardından HDP'li Sırrı Süreyya Önder, HDP'ye verilen emanet oylara sahip çıkacakları açıklamasında bulundu. Kandil'den sert bir açıklama geldi. 

ANINDA TEPKİ VERDİLER

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ardından ağız değiştirerek "HDP emaneten barajı geçmiştir diye bir durum yok" dedi. HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, 16 Haziran'da koalisyon için kapılarının herkese açık olduğunu ifade etti. Kandil'deki örgütün elebaşlarından Duran Kalkan, Yüksekdağ'a sert tepki verdi. Demirtaş, 11 Haziran'da "Silahların bırakılması konusunda muhatap biz değiliz" diyerek İmralı'yı adres gösterdi. Demirtaş'a ilk tepki KCK'dan geldi. Örgüt yöneticileri bir gün sonra bu çağrıyı ne HDP'nin ne de Öcalan'ın yapabileceğini duyurdu. 11 Temmuz'da ateşkesin bitirildiği açıklaması geldi. Demirtaş "PKK Türkiye'ye karşı silah bırakmalıdır" dedi. KCK'lı kadın yönetici Bese Hozat "Ne oldu da silah bırakacağız?" diye tepki gösterdi.
Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün'e göre, Kandil'in iradesi HDP'nin önüne geçti. HDP'nin zannedilenin, beklenenin ötesinde bir siyasi güçle Meclis'e girmesi ve koalisyon görüşmeleri dahil olmak üzere muhatap alınıp, Başbakan tarafından ziyaret edilmesi Kandil'i rahatsız etti. 

ÖCALAN OYUNUN PARÇASI

Akgün şöyle diyor: "Bugün olanlar, sadece bu çözüm sürecinin durması değildir. Kürt siyasi aktörleri arasında hiyerarşinin ve ilişkinin silahların gölgesinde yeniden tanımlanma arayışıdır. Kandil, HDP'nin bağımsız bir aktör olmasını istemiyor. Tam tersine kendisine bağımlı hareket etmesini istiyor. Eğer bu çatışmacı ortam olmasaydı, çözüm süreci devam etseydi HDP çok daha siyaseten güçlenebilir ve bağımsız hareket eğilimine girebilirdi. Kutuplaşma ve çatışma ortamında herkesin Kandil'in iradesine boyun eğmesi isteniyor. Ama bu ortamda HDP de kendisinin kullanışlı bir aktör olduğunu, Meclis'te işe yarayabileceğini, siyasi açıdan uluslararası alanda Kandil'i de koruyabileceğini göstermek istiyor. Brüksel'i ziyaret ederek Türkiye üzerinde Avrupa'nın siyasi baskısını oluşturmaya çalışıyor. Çatışmacı ortamda açıkçası hem söylem hem de siyaset üzerinde bir anlamda vesayetçi bir kurum olarak Kandil öne çıkıyor. Tekrar müzakereye dönülecekse bu tekrar Öcalan'ın üzerinden yapılacak. Öcalan ateşkes ilanı yapılmasını isteyecek. Sanki Öcalan'ın fikirlerine saygı duyuyorlarmış, önem veriyorlarmış gibi bir görüntü oluşturuluyor ama esasen Öcalan'ı kendi pozisyonlarına çekmek için sürekli oldu bittiler yapıyorlar. Bu da oyunun bir parçası."

MİATLARI DOLMAK ÜZERE
Yıllardır Kandil'de bulunan terör örgütünün yöneticilerinin hemen hepsi 60 yaşın üzerinde. Yani miatları dolmak üzere.  40'lı yaşlarda bulunan Bese Hozat istisna.  Nitekim eylem emri ondan geldi.

İŞİ HEP YOKUŞA SÜRDÜLER
PROF. DR. KUZU: Öcalan'ı seçimde pasifize ettiler

Burhan Kuzu (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başdanışmanı): Çözüm sürecinin kıymeti ne HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ne HDP ne de terör örgütü PKK tarafından anlaşıldı. Benim gördüğüm 7-8 tane ayrı PKK var. Her biri bir ülkenin taşeronu, değişik amaçları var, silah kaçakçılığı, kadın ve  uyuşturucu ticareti var. Bunların kendiliğinden 'hadi biz gidiyoruz' diyeceklerine ihtimal vermiyorum. Ağababaları bunları kapatmadıkça bu işe devam ederler. HDP dağ kadrosunun siyasi uzantısı gibi. Terör olayları karşısında bir kınama bile yapamıyor, 'yaptığın yanlıştır' diyemiyor. Öcalan'ı bu seçimde pasifize ettiler."

PROF. DR. HAKYEMEZ:
HDP siyasi parti değilmiş!
Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez (Anayasa Hukukçuları Derneği Başkan): Özgürlük, barış, demokrasi, insan hakları vurgusuyla seçime girip sonrasında da şiddet eylemleri gerçekleştiğinde bunları kınayamayan, bunlara son verilmesi gerektiğini Kandil'e açık bir şekilde ifade edemeyen bir HDP ile karşı karşıya kaldık. Bu HDP'nin sıkıştığı durumu gösteriyor. Kandil, "demokratik siyasete" ikinci plana düşeceği korkusuyla inisiyatif vermek istemiyor. Siyaset daha fazla ön planda olursa, zamanla yok olacağı aşikar. Zaten çözüm sürecinin başından itibaren Kandil, hep işi yokuşa sürdü. Bu durumda HDP'nin bir siyasi parti olmadığı ortaya çıktı."

TAŞGETİREN:
Kandil, vesayet oluşturdu

Ahmet Taşgetiren (Gazeteci-yazar): Çözüm sürecinin bütün amacı Kürt siyasi hareketini meşru zemine çekmek, silahlı yapıyı sona erdirmekti. Ancak silahlı yapı başka hesaplar içerisinde hareket etti ve bir tür vesayet oluşturdu. Kandil, HDP'yi meşruiyet dışında kalmaya zorladı. Eğer Selahattin Demirtaş, meşru bir siyasi sözcü, siyasi aktör haline gelmek istiyorsa tabii ki üzerindeki silah vesayetini ortadan kaldırması, tavır koyması lazım. Öcalan'dan Kandil ve HDP'nin pozisyonunu güçlendirecek bir açıklama geldiğinde onu lider olarak görüyorlar ama silahlı hareketi meşruiyete zorlayıcı tavır gelince de ona mesafeli davranıyorlar."