Kıymetli Dostlarım,


Bugünkü yazdığım yazımın yanlış anlaşılmaması için öncelikle yazıyı sonuna kadar okumanızı sizlerden rica ettiğimi belirtmek isterim. Maalesef bugünde ŞEHİT haberleri milletçe hepimizi üzüntüye boğmuştur. YÜCE ALLAH'tan tüm şehitlerimize rahmet diliyorum.


Bir gün önce basından, elinde silahı olan bir kişinin motorundan inerek İl Emniyet Müdür Yardımcısı'na karşı hamle yapacakken Müdür Yardımcısı tarafından vurularak etkisiz hale getirildiğini gördük. Ölen genç için çok üzüldüm. Ancak esas üzüldüğüm olaylar zinciri daha sonrasında yaşandı.


İl Emniyet Müdür Yardımcısı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine yollanmış. Hatırlarsanız bu konuyla ilgili daha önce bir yazı yazmış, Cumhuriyet Savcıları'mıza seslenmiş, "Gözyaşlarıyla ödenen bedeller, tuzlu suyla geri verilemezler." demiştim.


Yüksek dereceli DEVLET Büyüklerimiz gerekli yasaları çıkardık, polisimizin askerimizin kendisine silah çekildiğinde vur yetkisi var, diyorlar. Aslına bakarsanız doğru da söylüyorlar. Ancak uygulamaya bakarsak birisi öldüğü zaman emniyetçileri hemen tutuklayıp cezaevine yolluyorlar. Savcılar diyor ki; mahkeme de yargılansın, kararı mahkeme versin, ancak cinayet olduğu için mahkeme süresince tutuklu kalsın.


ALLAH aşkına alınan bu kararın (hele böyle bir zamanda) normal polisler üzerinde nasıl bir etki yapacağını acaba hiç düşünmüyorlar mı? Diğer polisler "Kendisine silah çektiği için adamı vuran koskoca İl Emniyet Müdür Yardımcısı tutuklandı. Ben demek ki birini vursam mahkemeler bizi, ALLAH korusun mahvederler diye, elleri silahlarına gitmiyor. Bu sebeple de sonuç olarak her yerden ŞEHİT haberleri alıyoruz.


Elindeki silah kurusıkıymış diye, bazıları savunma yapıyor. ALLAH aşkına bugün piyasada olan kurusıkı silahlar, normal silahların birebir aynısıdır (Zaten birçok silahta bu kurusıkı silahın üzerinde biraz oynama yapılarak üretiliyor. Karşıdaki insan bu kurusıkı mı? Yoksa gerçek mi? Bunu nasıl anlayabilir? Bu tip durumlarda kararlar, saniyeden bile kısa zamanda alınır ve sonuç olarak ya siz hayatta kalırsınız ya da karşı taraftaki.).


Gençliğimizin ilk yıllarında yetimhanede büyümüş, sonrasında ise Başkomiser olmuş çok değerli bir abimiz vardı. DEVLET'i baba olarak gördüğünden DEVLET'e karşı işlenen suçlar konusunda çok hassastı (Girdiği çatışmalardan dolayı kendisine birçok dava açıldığı için morali son yıllarda çok bozuktu.) En son açılan bir davadan dolayı canı çok sıkkınken hiç unutmayacağım şu sözleri bana o tarihte söylemişti (Ben o dönem 19 yaşındaydım.);


"SEDAT KARDEŞİM, bir kadın satıcısının mekanına operasyon yapıp bu şahsın adamlarını gözaltına alsam, p... hemen eline bir çikolata alıp Amir'in odasına gelip adamlarını kurtarmaya çalışır. Amir, sinirlenip kadın satıcısını odasından kovsa, aynı şahıs bu sefer bir çiçek yaptırıp yetkili Emniyet Müdürü'nün tanıdıklarını bularak makamına gider, adamlarını kurtarmaya çalışır.


Diyelim ki müdürde bu p... yüz vermeyip odasından çıkarırsa şahıs bu sefer Savcı Bey'in tanıdıklarını araştırır, eline bir çiçek alıp kadın satıcılığı yapan adamlarını, meleklermiş gibi anlatarak kurtarmaya çalışır. Diyelim ki Savcı kızıp odasından yollasa bu sefer nöbetçi Hakim'i, tanıdıkları vasıtasıyla bulur eline bir çiçek alarak nöbetçi Hakim'in yanına gider, göz göre göre p... yapmış adamlarının, masum olduğunu anlatmak için inanılmaz gayret sarfeder demişti. Bu silsile içerisinde gittiği yerlerden adamlarını kurtaracak imkanı bulamadığı takdirde dahi vazgeçmez.Bu seferde daha üst mercilere başvurur. Hatta üşenmeden ta ANKARA'ya 'ya gider. " demişti.


"Biz ise baba diye bildiğimiz DEVLETİMİZİN adamıyız. DEVLET'i korumak için ona zarar vermek isteyenlere bir şey yaptığımızda bizi hemen müebbetle yargılayıp yok etmek istiyorlar. İşin en kötü yanıda bunu devletin içerisindeki kime sempati duyduğu belli olmayan Savcı ve Hakimler eliyle yapıyorlar." demişti.


DEVLET Baba ise bizi kurtarmak için kadın satıcılarının adamlarını kurtarmak adına gösterdiği uğraşının,yüzde birini göstermez, diyerek bir p... adamını koruduğu kadar kendi adamını korumayan DEVLETİMİZ acaba bu coğrafya da daha ne kadar ayakta kalabilir SEDAT KARDEŞİM? " demişti.


Kıymetli Dostlarım, gerçekten milletçe ciddi bir sorunumuz var. Maalesef bizim devletimizin şefkati hep kendisini yıkmak ve yok etmek isteyenlere karşı ortaya çıkmaktadır. Kendisinin parçası olan DEVLET görevlilerine ve de kendisini her şeyden çok seven vatandaşlarına karşı ise maalesef ki DEVLET'in bu yüzü ortaya hiç çıkmamaktadır.


Başkomiser'in o sorusunu ilk duyduğumda biraz rahatsız olmuştum. Bir p... DEVLET'in aynı örneklendirme içinde olmasına bozulmuştum. Fakat sonrasında düşündüğümde bunun tarih boyunca hep böyle olduğunu görmüştüm. Bizden büyükler bu yüzden çok çekti, bizler çektik. Ancak hiç değilse bundan sonrasında bizim çocuklarımız çekmesin.


Şu an emekli olan Başkomiser'imizin tabiriyle DEVLETİMİZ kendisinin parçası olan görevlilere ve kendisine kayıtsız bağlı olan vatandaşlarına, bir kadın satıcısının, adamlarına göstermiş olduğu şefkati ve koruyuculuğu hiç değilse bundan sonra göstersin.


BİR UMUTTUR YAŞAMAK!


SEDAT PEKER