Avrupa Birliği'nden yapılan Türkiye ile ilişkilerin yeniden canlandırılmasına dönük açıklamada 'dost çemberi' tanımının kullanılmasına sert tepki gösteren Çelik, "Bu söz ikinci dünya savaşı yıllarındaki hayat çemberi sözünü hatırlatıyor ve çok tehlikeli. Türkiye Avrupa'nın asli unsurudur. Biz kimsenin güvenlik ve refahının tamponu değiliz. Türkiye ile AB ilişkilerini Suriye üzerinden okumak vizyonel değil" diye konuştu..

Ömer Çelik sözlerine şöyle devam etti:

Türkiye ile ilişkilerin canlandırılması konusunda geç kalındığını düşünüyorum. "Dost çemberi" kavramı beni rahatsız etti. Türkiye kimsenin barış ve refahının tampon bölgesi değildir. Türkiye Avrupa Birliği'nin protezi değildir. Türkiye bir toplama kampı değildir, egemen ve hür bir devlettir. Çok net söylüyoruz, Avrupa Birliği'nin kriterleri neyse ilişkiler bu çerçevede yürütülmelidir. Türkiye Avrupa devletleriyle eşit bir özne olarak değerlendirilmelidir.


AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer  Çelik, "Yapılan istişareler sonucunda Sayın İsmail Kahraman'ın, Ak Parti'nin  Meclis Başkanı adayı olarak belirlenmesine karar verildi" dedi.

Çelik, Genel Başkan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında AK Parti  Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının  ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun milletvekilleriyle yaptığı toplantıda  TBMM Başkanlığı süreci için bir geniş istişare yapıldığını anımsatan Çelik, "Bu  istişare çerçevesinde milletvekillerimizin görüşleri alındı. Herkes hür biçimde  görüşünü ifade etti, bir değerlendirme yapıldı. Arkasından o oylamanın sonuçları,  bugün MYK'ya getirildi. MYK'da bir değerlendirme yapıldı" diye konuştu.

"Yapılan istişareler sonucunda Sayın İsmail Kahraman'ın, AK Parti'nin  Meclis Başkanı adayı olarak belirlenmesine karar verildi" diyen Çelik, şunları  kaydetti:

"Bu çerçevede Sayın İsmail Kahraman'a AK Parti grubunun teveccühünü  kazandığı için tebriklerimizi sunuyoruz. Grubumuzda aynı şekilde bu oylama  sırasında başka arkadaşlarımıza yönelik de ilgi olmuştur. O arkadaşlarımızın  isimlerini zikretmeyeceğim ama serbest değerlendirme sonucunda başka  arkadaşlarımızla değerlendirmeye gitmişlerdir, onları da tebrik ediyoruz. Bunda  Sayın İsmail Kahraman hem aldığı oy itibarıyla hem iç değerlendirmemiz sonucunda  hem de MYK'da yapılan istişare sonucunda AK Parti'nin Meclis Başkan adayı  olmuştur. Kendisine yönelen bu teveccühten dolayı kendisini tebrik ediyoruz. Bu  seçimde başarılar diliyoruz."

- "Kısa zaman içinde hükümetin kurulacağını öngörüyoruz"

Toplantıda, gelecek dönemle ilgili olarak çeşitli değerlendirmelerin  de yapıldığını dile getiren Çelik, şöyle devam etti:

"Tabii biliyorsunuz bir hükümet kurma süreci var. 1 Kasım  seçimlerinden sonra tek başına AK Parti'ye hükümeti kurma yetkisi, milletimiz  tarafından verildi. Meclis yemin töreninden sonra Sayın Cumhurbaşkanımız takdir  ettiler, Sayın Başbakanımıza, hükümeti kurma görevini verdiler. Sayın  Başbakanımız bu çerçevede bir istişare yürütüyor, AK Parti'nin geleneklerine  uygun şekilde. Bu istişarelerini süratle tamamlamayı öngörüyor. Bu istişarelerin  tamamlanmasından sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın programına uygun olarak Sayın  Başbakanımızın kendisiyle bir araya gelmesine göre süreç şekillenmiş olacak.  Bununla ilgili olarak bu istişarelerin tamamlanması şu anda öngörülüyor. Sayın  Cumhurbaşkanımızın aynı şekilde programı, Sayın Başbakanımızın programı bütün  bunlar değerlendirildiğinde önümüzdeki günlerde kısa zaman içinde hükümetin  kurulacağını, Türkiye'nin yeni bir istikrar dönemine bu hükümetle birlikte adım  atacağını öngörüyoruz."

- Antalya'daki G20 Liderler Zirvesi

Çelik, Türkiye'nin dönem başkanlığında Antalya'da düzenlenen G20  Liderler Zirvesi'nin, G20 tarihine geçen önemli zirve olduğunu belirterek, bu  zirvede bazı ilkler yaşandığını söyledi.

İlk kez kapsayıcı büyüme konusunun G20  gündemine girdiğini, G20'nin gelişmekte olan ülkelerle bağının güçlendirilmesinin  gündeme geldiğini anlatan Çelik, şunları kaydetti:

"İlk defa Kadın20 Platformu yapılmıştır. G20'de genç işsizliğinin  azaltılması konusunda ilk kez dönem başkanlığımızda sayısal bir hedef ortaya  konulmuştur. Bu çerçevede G20 ülkelerinde eğitim ve istihdamda yer alamayan  gençlerin sayısının 2025 yılına kadar yüzde 15'e azaltılması hedeflenmiştir.  Nitekim pek çok bakanlıklar arasında toplantı yapılması da ilk defa olmuştur. Bu  çerçevede 4 finans, bir tarım, bir çalışma, bir enerji, bir ticaret, bir turizm,  bir ortak finans çalışma bakanları toplantısı olmak üzere 60'a yakın resmi  toplantı, 100'den fazla etkinlik gerçekleştirilmiştir. Türkiye'nin önemli bir güç  olarak, bir G20 üyesi ülke olarak ev sahipliği herkes tarafından takdirler  karşılanmıştır. Özellikle 1 Kasım seçimlerinden sonra yakalanan istikrarla  birlikte G20 toplantısının da bu tarihte gerçekleşmesi Türkiye'nin dünyaya dönük  yüzünü, küresel politikalardaki iddiasını göstermesi bakımından son derece önemli  olmuştur."

- Fransa'daki terör saldırısı

Son dönemde dünyada yaşanan terör saldırılarını da değerlendiren  Çelik, şöyle devam etti:

"Fransa'da insanlığa karşı bir terör öylemi gerçekleştirildi. Paris  hedef alındı. Daha önce Ankara saldırısı hakikaten vahşi bir terör saldırısı  olarak Türkiye'nin canını çok yaktı, 100'ün üzerinde canımız yandı. Bu saldırıyı  gerçekleştiren terör örgütlerine karşı, Türkiye, hem topraklarımızın içinde hem  de bunların bağlantılarına karşı topraklarımızın dışında ciddi bir mücadele  yürütüyor. Arkasından yine bir acı olay meydana geldi. Sina'dan kalkan ve  Rusya'ya giden bir yolcu uçağı bugün anlaşıldığı kadarıyla yine bir terör  örgütünün hedefi haline geldi. Yüzlerce masum insan hayatını kaybetti. Aynı  günlerde Lübnan'da bir saldırı sonucunda masum insanlar hayatını kaybetti. En son  Fransa'da meydana gelen saldırı bu halkanın acı bir devamı olarak insanlık  gündemine girdi. Bir kere daha buradan Fransız halkına başsağlığı dileklerimizi  iletiyoruz. Bunu sadece Fransa halkına yapılmış bir saldırı olarak  değerlendirmediğimizi, tüm insanlığa yapılmış saldırı olarak değerlendirdiğimizi,  bu saldırıya uğrayan masumların anısı önünde saygıyla eğildiğimizi, yaralılar  için acil şifalar dilediğimizi hem Fransız halkıyla hem bütün insanlıkla buradan  bir kere daha paylaşmış oluyoruz."

- "Türkiye'nin tezlerinin ne kadar kıymetli olduğu bir kere daha  görülmüş oldu"

"Kuşkusuz terörle mücadele konusu tam da bugünlerde başlayan G20  Zirvesi'nde de önemli bir şekilde ele alındı" diyen Çelik, sözlerini şöyle  sürdürdü:

"Bu çerçevede zaten Cumhurbaşkanımızın davetiyle, zirvede bu ölen  masumlar için bir dakikalık saygı duruşu gerçekleştirildi ve terörle mücadele  konusunda ortak platformlar kurmak, ortak mekanizmalar geliştirmek konusundaki  Türkiye'nin tezlerinin ne kadar kıymetli olduğu bir kere daha görülmüş oldu.  Bundan sonrasında terör örgütlerine karşı topyekun mücadelenin önemli olduğu  görülüyor. O saldırıların çok daha büyük katliamı hedeflediği, maçın oynandığı  stada girmek istedikleri ama son anda engellendiği göz önüne alınırsa bu tehdidin  boyutlarının ne kadar büyük olduğu dikkate alınmalıdır. Aynı şekilde dün  Almanya'da maçlar iptal edildi. Bugün Londra'da bir alarm verildi.

Bu çerçevede bunun karşısında Türkiye'nin tezleri çerçevesinde teröre  karşı ortak mücadele, istihbarat paylaşımı ve diğer mekanizmalarını kurulmasının  artık ne kadar acil olduğu görülmektedir. Yine devamla şu görülüyor, Türkiye'nin  aslında bu saldırıyı gerçekleştirenlerden bir tanesini Batılı istihbarat  örgütlerine bildirdiği, bu konuda ciddi uyarılar ilettiği, yine bir tanesini  sınır dışı ettikten sonra Belçika'ya ilettiği ama Belçika'da yakalandıktan sonra  o kişinin serbest bırakıldığı, arkasından bu terör eylemini gerçekleştirdiği  yönünde bilgiler var. Bütün bunlar aslında Türkiye'nin mücadelesinin ne kadar  güçlü mücadele olduğunu ve Türkiye'nin bu konuda samimi olduğunu gösteriyor.  Ancak bu konularda ortak tavır geliştirilmediği müddetçe maalesef bu istihbarat  paylaşımları zaman zaman yeterli karşılık bulmuyor ve gözden geçen, kaçan  unsurlarla birlikte bu terör örgütleri, bu tip büyük katliamlara imza atmış  oluyorlar."

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer  Çelik, "YPG, Türkiye açısından bir terör örgütüdür, bunlara DAEŞ'e karşı mücadele  için birtakım silah yardımında bulunulması, DAEŞ için verilen bu silahların yarın  Türkiye'ye karşı doğrultulmayacağı garantisini kimseye vermiyor. Aynı şekilde bu  silah yardımını yapanların orada bulunan unsurlarına karşı da yarın bu silahlar  doğrultulabilir" dedi.

Çelik, Genel Başkan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında AK Parti  Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının  ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu.

TBMM Başkanlığına ilişkin adaylık başvurusunun AK Parti tarafından ne  zaman yapılacağı ve yeni hükümet kurma sürecin yönelik planlanan bir takvim olup  olmadığına ilişkin soru üzerine Çelik, muhtemelen yarın İstanbul Milletvekili  İsmail Kahraman'ın adaylığına ilişkin başvurunun yapılacağını ve sürecin  tamamlanacağını söyledi.

Hükümetin kurulması süreciyle ilgili bir şey söyleyemeyeceğini dile  getiren Çelik, "Sayın Başbakanımızın yürüttüğü bu istişare sürecinin  tamamlanması, Sayın Cumhurbaşkanımızın programı, bütün bunlar çerçevesinde kısa  zaman içerisinde kurulacaktır. Birkaç günlük bir süreden bahsediyoruz, çok  haftalardan falan bahsetmiyoruz. Ama hafta başına da kalabilir bu arada da  gerçekleştirilebilir, tamamen Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Başbakanımızın  takdirine bağlı bir konudur" dedi.

- Erdoğan-Obama görüşmesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, ABD Başkanı Barack Obama ile  görüşmesinde yapılan silah yardımlarının da gündeme geldiği hatırlatılması ve  "Sayın Cumhurbaşkanımızın orada Türkiye'nin hassasiyetlerini ifade ettiği  belirtildi. Bu konuda nasıl bir değerlendirmeniz olacak" sorusu üzerine Çelik,  Erdoğan'ın, Obama ile yaptığı değerlendirmede ortaya koyduğu görüşün Türkiye'nin  en önemli hassasiyetlerinden bir tanesi olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun konuyu öteden  beri dillendirdiklerine işaret eden Çelik, "DAEŞ başta olmak üzere kuşkusuz  oradaki terör örgütlerine karşı yapılan yardımları her zaman olumlu buluyoruz.  Fakat şu unutulmamalıdır, bir terör örgütüyle mücadele ederken başka bir terör  örgütüne yardım etmek sağlıklı bir durum değildir. Buradaki YPG, Türkiye  açısından bir terör örgütüdür, bunlara DAEŞ'e karşı mücadele için birtakım silah  yardımında bulunulması, DAEŞ için verilen bu silahların yarın Türkiye'ye karşı  doğrultulmayacağı garantisini kimseye vermiyor. Aynı şekilde bu silah yardımını  yapanların orada bulunan unsurlarına karşı da yarın bu silahlar doğrultulabilir"  dedi.

- "Müttefiklerimizden ve herkesten azami hassasiyet bekliyoruz"

Benzer durumların Ortadoğu'nun pek çok yerinde ve uzun süredir  Afganistan'da görüldüğünü anlatan Çelik, "Hiçbir şekilde Türkiye'yi tehdit eden  bir terör örgütüne karşı 'Bir başka terör örgütüyle mücadele ediyor' diye silah  yardımında bulunulmasını doğru bulmuyoruz. Sahadaki bazı kargaşalardan, sahanın  kontrol edilememesinden, oradaki düzensizlikten bahsediliyor, müttefiklerimizden  ve herkesten bu konuda azami hassasiyet bekliyoruz" diye konuştu.

"Türkiye'nin buradaki çizgileri bellidir" ifadesini kullanan Çelik,  şöyle devam etti:

"Milli güvenliğimizi tehdit eden terör örgütlerinin hiçbir şekilde, şu  ya da bu gerekçeyle ya da 'DAEŞ terör örgütüyle savaşıyor' diye bir müsamahaya  tabi olmasını arzu etmiyoruz. Burada açık bir şekilde söyledik, sınırımıza çok  yakın, 98 kilometrelik bir alanda DAEŞ terör örgütünün etkinliği var, bu hiçbir  şekilde müsamaha göstereceğimiz bir durum değildir. DAEŞ terör örgütüne karşı  nasıl müsamahasız bir tavrımız varsa, sınırlarımızı en kararlı bir şekilde nasıl  korumaya kararlıysak, diğer terör örgütleri de aynı şekilde bu çerçevenin, bu  değerlendirmenin içindedir. Yani geçmişte yapılan hatalar müttefiklerimiz  tarafından Suriye'de yapılmamalıdır. 'DAEŞ terör örgütüne karşı savaşılıyor'  diye, 'DAEŞ terör örgütüyle mücadele önceliklidir' diye başka terör örgütleri  asla desteklenmemelidir, özellikle onlara silahlı yardımda bulunulmamalıdır.  Onlara yardımların ulaşması oradaki toplam terör kapasitesini artırır. Oradaki  terör örgütlerinin birbiriyle mücadelesinden bir barış çıkmaz, dolayısıyla doğru  mücadele metodları belirlemek gerekir. Burada meşru güçlerle dayanışma içinde  olmanın gerekliliğinin altını bir kere daha çiziyoruz."

Bir gazetecinin, "Bugün Avrupa Birliğinin (AB) genişlemeden sorumlu  üyesinin bir açıklaması oldu ve 'AB ile Türkiye arasında yapılması planlanan  görüşmede ilişkileri reset etmeyi düşünüyoruz' dedi. Bu da yeni bir süreç olarak  algılandı, AB'den gelen bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusu üzerine  Ömer Çelik, açıklamayı ayrıntılı olarak okuduğunu ifade etti.

Çelik, "Kuşkusuz burada söyleyeceğim birkaç şey var, bir tanesi  Türkiye'yle ilişkilerin canlandırılması konusunda geç kalındığını düşünüyoruz.  Eğer mesele Suriye meselesiyse, mesele sadece Türkiye'yle ilişkilerin Suriye  meselesine indirgenerek canlandırılması ya da canlandırılmaması şeklinde bir  takvim, çok vizyonel bir yaklaşım olmaz. Ama diyelim ki Suriye meselesi küresel  bir güvenlik sorunu oldu ve bundan sonra bu meseleyi canlandırmakla ilgili bir  yaklaşım içerisinde oluyorlarsa açık ve net bir şekilde şunu söyleyeyim o  açıklamada beni en çok rahatsız eden kavram, 'dost çemberi' kavramı oldu"  değerlendirmesinde bulundu.

- "Türkiye Avrupa güvenliğinin bir protezi değildir"

"Türkiye'nin Avrupa'nın bir parçası olarak, Avrupa'nın bir eşit unsuru  olarak değerlendirilmek yerine Türkiye'nin, Avrupa'nın barışını sağlayacak bir  protez gibi değerlendirilmesine kesinlikle iyi gözle bakmayız" şeklinde konuşan  Çelik, "Bu 'dost çemberi' kavramı, 2. Dünya Savaşı'nda birilerinin kullandığı çok  tehlikeli bir kavram olan 'lebensraum', hayat sahası gibi bir kavramı  çağrıştırabilir. Türkiye, kimsenin barış ve güvenliğinin ya da refahının tampon  bölgesi değildir. Dolayısıyla eğer bir barıştan bahsediyorsak, bir Avrupa  güvenliğinden bahsediyorsak Türkiye, Avrupa güvenliğinin bir protezi değildir.  Türkiye, Avrupa güvenliğinin diğer devletlerle birlikte eşit ve ortak bir parçası  olarak değerlendirilmelidir" diye konuştu.

- "Türkiye bir toplama kampı değildir"

Türkiye ile ilişkilerin canlandırılmasının mülteci meselesine  indirgenmesinin de yanlış bir tutum olduğunu vurgulayan Çelik, "Kuşkusuz  mülteciler meselesi küresel meseledir, bir bölgesel meseledir. AB'nin bunu  Türkiye ile birlikte ortak mekanizmalar çerçevesinde çözmesi gerekir ama eğer  şöyle bir şeyden bahsediliyorsa 'Siz bu mültecileri ülkenizde barındırmanız  karşılığında biz sizinle birlikte bazı fasılları canlandıralım, size para yardımı  yapalım ya da vize kolaylığı gerçekleştirelim' gibi AB ile olan ilişkilerimiz  bağlamında ele alınacak konular, Türkiye'nin mültecileri barındırmasıyla  bağlantılı olarak gündeme getirilirse bu yine yanlış bir yaklaşım olur" dedi.

"Türkiye bir toplama kampı değildir, egemen ve hür bir devlettir"  ifadesini kullanan Ömer Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bütün dünyanın o mazlumlara sırtını çevirdiği zamanda Türkiye bu  mazlumlara kucak açmıştır ve elinden gelen güçle, imkanla da şimdiye kadar  dünyadan doğru düzgün bir yardım almadan, dünyanın doğru düzgün bir dayanışmasını  görmeden bu ev sahipliğini sürdürmektedir. Türkiye'nin o zamanki politikasını  yanlış bulanlar bugün bu mülteciler, tarihteki Kavimler Göçü gibi Akdeniz'e  açılmaya başlayınca ve büyük ölümler meydana gelince bunu gündemlerine aldılar.  Nitekim Türkiye güvenlik problemleriyle ilgili konuştuğunda da Türkiye'nin bu  güvenlik problemleriyle ilgili hassasiyetlerini dikkate almadılar. Ama şimdi  Türkiye'nin topraklarını aşıp da Avrupa başkentlerini vurmaya başlayınca bu  Suriye ile ilgili güvenlik meselelerini gündeme alıyorlar."

- "Türkiye sadece jeopolitiğe indirgenecek bir devlet değildir"

Türkiye ile ilişkilerin AB kriterleri çerçevesinde ele alınması  gerektiğini dile getiren Çelik, şunları kaydetti:

"Türkiye sadece jeopolitiğe indirgenecek bir devlet değildir. Türkiye,  Avrupa ile tam üyelik müzakereleri yürüten bir devlettir, çifte standartsız bir  biçimde diğer AB'ye üye olmuş ülkeler müzakereleri hangi standartlarla yürütmüşse  bu çerçevede yürütülmelidir. Türkiye'nin, AB ile ilişkilerini herhangi bir  şekilde Kıbrıs'la, mülteci meselesiyle ya da diğer meselelerle bağlantılı hale  getirmek ya da 'Türkiye buradaki bu misafirperverliğinin neticesi olarak vize  kolaylığına gidelim ya da fasıllarını canlandıralım' gibi yaklaşımlar çok  indirgemeci yaklaşımlar olur. Özellikle o 'dost çemberi' kavramını hiç kimse  kullanmamalıdır, Türkiye ya da başka ülkeler -özellikle Türkiye için söylüyorum-  Avrupa'nın güvenliğinin bir tampon bölgesi değildir, Türkiye ve AB'den  bahsediyorsak Türkiye, AB'nin, üye devletleriyle birlikte eşit bir özne olarak  ele alınmalıdır."

Çelik, Genel Başkan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında AK Parti  Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının  ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Bir gazetecinin, "ABD Dışişleri Bakanı Kerry'nin '98 kilometrelik bir  alan için ortak operasyon yapabiliriz' açıklaması oldu, o açıklamanın ardından da  bir tartışma başladı. 'Kara harekatı mı yapılacak, yapılırsa kara harekatında  Türkiye koalisyon güçlerinde yer alacak mı' diye, bu açıklamaya ne dersiniz"  sorusu üzerine Çelik, bu açıklamalardan "Türkiye ile Amerika'nın beraberce bir  kara harekatına başlayacakmış, Türk Silahlı Kuvvetleri bir kara harekatı  yapacakmış" gibi anlam çıkarılmaması gerektiğini ifade etti. Türkiye'nin hava  harekatını koalisyon güçleriyle gerçekleştirdiğine dikkati çeken Çelik, "Türkiye  burada tek başına hareket yapmıyor. Hem bölgesel güvenlik, hem de ulusal  güvenlik, hem küresel güvenlik açısından koalisyon güçleriyle birlikte hareket  ediyor" diye konuştu.

- "Kara harekatıyla ilgili bir değerlendirmemiz yok"

Türkiye'nin gündeminde şu aşamada bir kara harekatının bulunmadığını  vurgulayan Çelik, Türkiye için milli güvenlik meselesinin öncelikli konu olduğunu  bildirdi. "Sınırımızda terör örgütü istemiyoruz" diyen Çelik şöyle devam etti:

"DAİŞ'e karşı da YPG'ye karşı da sınırımızda bir güvenlik tehdidi  görürsek bununla ilgili gerekenleri hem müttefiklerimizle birlikte, hem koalisyon  unsurlarıyla birlikte, hem de tek başına yapacak şekilde planlarımız her zaman  masadadır. Ama şu aşamada kara harekatıyla ilgili bir değerlendirmemiz yok tabii  ki."

- "Türkiye açısından bir çelişki söz konusu değil"

Ömer Çelik, Türkiye'nin dönem başkanlığında Antalya'da yapılan G20  Liderler Zirvesi'nde de gündeme gelen, Suriye meselesiyle ilgili Viyana'da  yapılan görüşmelerden çıkan, "Krizin siyasi bir süreçle çözüme kavuşturulması"  yönündeki sonucu nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine şunları kaydetti:

"Viyana meselesi, hem iç basında hem dış basında yeni bir aşama olarak  kaydedildi. Fakat Türkiye'nin 2012'de destek verdiği Cenevre sürecinin bir  devamıdır Viyana süreci. Cenevre ile ilgili Türkiye'nin söylediği şuydu: 'Tek  başına, askeri çözümlerle bir çözüme kavuşturulamaz Suriye. Suriye'nin, tek  başına askeri çözümlerle bir noktaya vardırılması daha büyük bir çıkmaz sokaktır.  Orası terör örgütleri için daha büyük bir cazibe merkezi haline geliyor. Aynı  şekilde de Avrupa'nın dibinde, Türkiye'nin dibinde, yeni bir Afganistan ortaya  çıkma tehlikesi vardır. 'Burada bir geçiş süreci olsun, Esad belli bir zaman  dilimi içerisinde görevini terk etsin, bu geçiş hükümetinden sonra Suriye halkı  bütün unsurlarıyla seçime gitsin ve kendi hükümetini seçsin' şeklindeki  Cenevre'deki parametreler tekrar geliştirilmiştir, tekrar güncellenmiştir.  Dolayısıyla Türkiye açısından Cenevre'deki parametrelerle Viyana'daki  parametreler arasında bir çelişki söz konusu değildir."

Türkiye'nin bu tezine karşı, "Esad giderse oraya radikaller yerleşir,  terör örgütleri yerleşir" denildiğini ifade eden Çelik, şunları kaydetti:

"Ama gördük ki, Esad'ın kalması hiçbir şekilde bu tezi haklı  çıkarmadı, tam tersine çok büyük bir ivme ile orası daha çok devletin silah  kullanmak zorunda kaldığı, daha çok terör örgütünün yerleştiği yeni bir  Afganistan adayı olarak dünyanın gündemine geldi. Dolayısıyla bütün bu askeri  operasyonlar, Türkiye'nin bahsettiği, Cenevre'de altını çizdiği, en son Viyana'da  altını çizdiği çerçevede bir siyasi çözümün parçası olmazsa tek başına bölgeyi  daha çok kaosa götürür. Zaten bir sürü devlet orada hava kuvvetleriyle var, diğer  unsurlarıyla var, neredeyse 2. Dünya Savaşı'nın tarafı olan bütün devletler orada  silah kullanıyorlar ama DAİŞ terör örgütünü geriletemiyorlar. Zaten orada  stratejinin temeli şuydu: Birincisi gücünü azaltmak, ikincisi de ezmek. Ama  bunların da gerçekleşmediğini görüyoruz, tam tersine Suriye'de, Irak'ta lokalize  edilmek istenen terör örgütünün bugün Almanya için, Fransa için -emsal örnekte  olduğu gibi- ve diğer Avrupa başkentleri için tehdit olduğunu, savaşı, terör ile  ilgili unsurları, Suriye'nin ve Irak'ın dışına çıkararak Avrupa'nın  başkentlerinde eylem yapabilecek bir kapasiteye ulaştığını görüyoruz. Demek ki  burada bataklığı kurutmak önemlidir. Suriye'de bir siyasi çözüm olmadığı müddetçe  burayı tekrar bir Afganistan'a çevirirler ama bununla da sınırlı kalmaz,  Avrupa'nın çok yakınındaki kaos, Avrupa başkentlerini tehdit eden bir noktaya  getirir."

Cezayir ile olan savaştan bu yana ilk defa Fransa'nın olağanüstü hal  ilan ettiğine dikkati çeken Çelik, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'ın  olağanüstü halin 3 ay süreyle uzatılması için parlamentoya teklif götüreceğini  söylediğini hatırlattı.

Çelik, terörün amacının, güvenlik-özgürlük dengesini bozarak gündelik,  siyasal ve toplumsal hayatı teslim almak olduğuna dikkati çekti.

Ömer Çelik, ABD, Fransa, Türkiye ve koalisyon güçlerinin bütün  unsurlarıyla DAEŞ'le mücadele etmesine rağmen örgütün askeri olarak  geriletilmesinde yeterince mesafe alınamadığını söyledi.

Örgütün esasen ideolojik olarak geriletilmesi gerektiğini belirten  Çelik, "İdeolojik olarak geriletilmesi için de bölgenin bu kaostan çıkması  gerekiyor, bu da ancak siyasi çözümle olur" değerlendirmesinde bulundu.

A Milli Futbol Takımı'nın Yunanistan ile yaptığı özel maç öncesinde,  Paris'teki terör saldırısında ölenler anısına yapılan saygı duruşu ve Yunanistan  Milli Marşı'nın okunması sırasında tribünden "ıslık" seslerinin yükseldiğinin  hatırlatılması üzerine Çelik, yabancı devletlerin ulusal marşları okunurken  gereken saygının gösterilmesi gerektiğini söyledi.

"Özellikle saygı duruşunda bulunulurken bunun ıslıklı protesto veya  başka sözlerle o sürenin zedelenmesine kuşkusuz doğru bakmıyoruz.  Vatandaşlarımızın tepkisi olabilir, haklı tepkiler de olabilir başka kelimelerle  ve sloganlarla bu tepkilerini ifade etmek isteyebilirler. Ama bunun için ulusal  marşların bitmesini, saygı duruşunun bitmesini beklemek gerekir" diyen Çelik,  tepkinin, bu süreden sonra konulabileceğini ifade etti.

Ayrıca büyük alanlarda mümkün olduğu kadar vatandaşların birbirine  karşı slogan atması şeklindeki yaklaşımın doğru olmadığını dile getiren Çelik,  "Özellikle hem kendi İstiklal Marşımıza hem yabancı devletlerin ulusal marşına  hem de o sıradaki saygı duruşuna gereken hassasiyetin azami şekilde  gösterilmesini arzu ederiz" diye konuştu.