OSMAN SAĞIRLI HALEP’E GİTTİ, GÖRDÜ VE YAZDI

 

Şaban Halil, Taha Hüseyin, Ebu Ali... Savaş başladığında yaşları en küçüğü 10 en büyüğü 13 yaşındaydı. Yaşıtları bilgisayardaki savaş oyunlarını oynarken onlar kendilerini savaşın içinde buldu.
Suriye’de 2011’de başlayan savaş kirli bir tezgaha dönüştü. Çayın taşıyla çayın kuşunu vurmak isteyen bazı güçler, Suriyeli çocukları kirli savaşın oyuncağı haline getirdi. Kimi bedenini kimi hayallerini kaybetti. Suriye’de esirleri öldürürken bile milyon dolarlık prodüksiyonlar çeken, gittiği yerde korku ve ölüm saçan, Müslümanları koruyorum diyerek en çok zararı Müslümanlara veren DAEŞ’in, ölüme terk ettiği lejyoner çocuklarıyla konuştuk.

 15 YAŞINDA BİR KOMUTAN
 Adı Taha Hüseyin. DAEŞ’teki lakabı Ebu Suhip el Hamsi. 15 yaşında. Hama doğumlu. Ailesi Esad rejiminin askere almasından korktuğu için Tabga’daki halasının yanına göndermiş. Ancak orada DAEŞ’çiler tarafından kandırılarak örgüte alınmış. 2 yıl kadar süren DAEŞ macerası Suriye’nin kuzeyinde esir düşmesiyle son bulmuş.
Taha Hüseyin ile tutuklu olduğu Halep’teki cezaevinde konuştuk.
Savaş başladığında 10 yaşındaydın. Nasıl oldu da böyle bir girdaba sürüklendin?
DAEŞ’çiler Tabga’ya geldiklerinde etrafımızda olup bitenlerin “kafirlerin, mürtedlerin bir oyunu” olduğunu anlatıyordu. Savaş nedeniyle yiyecek ekmek içecek su bulamıyorduk. Her şeyimizi onlar karşılıyordu. Sonra bir gün camiye topladılar bizi propaganda yaptılar. Benim de aralarında olduğum bazı kişileri seçtiler. Bize yaptığımız işe göre 200-400 dolar arasında para da vereceklerdi. Hem dünyayı hem ahireti kurtaracaktık.
 BABAM YAŞINDAKİ ADAMLARA HÜKMETTİM
Silah kullanmayı biliyor muydun? 
Henüz 13 yaşındaydım. Bana o kadar önemli biriymişim gibi davranıyorlardı ki sanki ben olmasam DAEŞ hiçbir şey yapamayacak hissine kapıldım. Benden çok şey beklediklerini söyleyip özel eğitilecekler grubuna aldılar. Rakka ve Deyr ez Zor’da bir ay eğitim verdiler. Daha sonra “din polisi” oldum. Tayinim Irak sınırındaki El Bukemel şehrine yapıldı. Görev yaptığım yer bir cezaeviydi. Babam yaşındaki adamların komutanı olmuştum. Çok önemli biriydim. 
Sonra ne oldu?
6 ay kadar orada kaldıktan sonra, başımızdaki emir, benim terfi ettiğimi artık Irak’ın Anbar şehrindeki birliklere katılacağımı söyledi. Orada Irak rejimine karşı savaşmaya başladım.
Kimler vardı orada ve nasıl silahlar kullanıyordunuz?
Ben M16 denilen bir silah kullanıyordum. Ancak daha çok havan saldırısı ve tanklarla yürütülen bir savaştı. Çok sayıda yabancı ülkelerden insanlar vardı. Başımızdaki emir Avrupa’dan biriydi. O ne derse o yapılıyordu. Yaşım küçük olduğu için benim yanımda her şeyi konuşuyorlardı. Ağır kayıplar veriyorduk. Bir gece emir “Havanların içine zehirli gaz koyacaksınız’ diye talimat verdi. 
 Zehirli gaz kullandılar mı peki?
Aksi mümkün değil. İtiraz edenin hayat hakkı yoktur. Hemen öldürülüyor. 
 Irak’tan buraya nasıl geldin?
35 kişilik gruplar halinde dolaşıyorduk. Örgüt zaman zaman bazı grupların yerini değiştiriyordu. Beni de yaşım küçük olduğu için kimsenin şüphelenmeyeceğini söyleyip istihbarata aldılar. Halep’in kuzeyinde Türkmen bölgesinden bilgi toplayacaktım. 1200 dolar para verdiler. Başarıp dönersem bir o kadar daha alacaktım. Bir araç kiralayıp gönderdiler. Türkmenlerin saflarında savaşmak istediğimi söyleyecektim. 
TÜRKMENLER KABUL ETMEDİ
Başaramamışsın ki esir düşmüşsün?

Evet... Karaköprü köyüne geldim. Türkmenlere sizinle birlikte olmak istiyorum dedim. ‘Sen daha çok küçüksün ‘ diyerek kabul etmediler. Karamezra’daki birliklerin yanına geçtim. Onlar da reddetti. Türkmen olmadığım halde ısrar etmemden şüphelendiler, itiraf etmek zorunda kaldım.
Şimdi ne olacak?
Beni DAEŞ elindeki esir Türkmenlerle takas edeceklerini söylediler. 15 gündür cezaevindeyim. DAEŞ bütün çağrılara rağmen bizi almıyor. Gerçi alsalar bile orada beni öldürmelerinden endişe ediyorum. Ne yalan söyleyeyim keşke beni DAEŞ kabul etmese diye dua ediyorum.

Avrupa’dan gelenlerin emrindeydik

“Babam yok. Üç kardeşim ve annem benim elime bakıyor. DAEŞ kendilerine katılanlara para veriyordu. Bir lokma ekmeğe muhtaçtık. 120 bin suri (yaklaşık 200 dolar) para alacaktım. Çaresiz katıldım.”

Halep’teki cezaevinde bir başka DAEŞ’li esir ise Şaban Halil... O da 18 yaşında. Halep’in batısındaki El Bab bölgesinde DAEŞ’e katılmış. Onun anlattıkları da Taha’nınkilerden farksız. Görüşmemiz sırasında sigaranın birini yakıp diğerini söndüren Şaban Halil her haliyle ilginç tavırlar sergiliyor.
Şaban, DAEŞ’çiler sigara içmez sen neden içiyorsun?
 Benim bulunduğum bölgelerde halkın içinde sigara içmezdik. Ama onun haricinde sadece çarpışma esnasında termal kameralara yakalanmamak için içmezdik. Kapalı mekanlarda sigara içiliyordu. Hatta emirlerimizden bazıları sarma (esrar) içiyordu. Yasak olsaydı onlar da içmezdi.
 Sen niye DAEŞ’e katıldın?
Savaşın ilk yıllarında DAEŞ ilk olarak bizim şehrimiz Bab’a geldi. Bizim bulunduğumuz yer tamamen Sunni ve mutaassıp ailelerden oluşuyor. Babam yok. Üç kardeşim ve annem benim elime bakıyor. DAEŞ kendilerine katılanlara para veriyordu. Bir lokma ekmeğe muhtaçtık. 120 bin suri (yaklaşık 200 dolar) para alacaktım. Çaresiz katıldım. 
 Birlikte oldukların Suriyeli miydi?
Çok farklı insanlarla bir arada bulundum. İlk katıldığım zaman Rakka’da 15 gün eğitim aldım. Orada Çeçen, Azeri, Çinli, Tunuslu, Faslı ve bazı Avrupalılar vardı. 
 Hepsi Müslüman mıydı?
 Onu bilmiyorum. Ama Selefi eğitimine onlar da katılıyordu. Kimin namaz kılıp kılmadığını bilmediğim için Müslümanlar ya da değiller diye bir şey diyemem. Bize DAEŞ’teki herkesin hilafete hizmet ettiği bu nedenle ölürse şehit olacağı söyleniyordu.
 Sen nerelerde bulundun?
 Eğitim sonrası beni mayın fabrikasına aldılar. Bab’daki buğday deposunu mayın fabrikasına çevirmişlerdi. Orada Avrupa’dan gelenlerin emrinde çatışıyorduk. Onlar bölgelere göre mayın yapıyorlardı. Kimi sensörlü, kimi topuk , kimi de tanklar ve zırhlı araçlar için üretilen mayınlardı. Bazen araçlar getirilir, onlara bomba düzenekleri kurulurdu. 4 ay kadar orada çalıştıktan sonra Halep’in kuzeyine gönderildim. Buradaki doğalgaz boru hattını ele geçirdik. 
 Sen nasıl yakalandın?
 Türkmen gruplarla çarpışıyorduk. 50 kişilik bir gruptuk. Ablukaya aldılar. Bir hafta boyunca emirimiz yardım gelmesi için diğer emirlerle irtibat kurdu. Gelmeyince bir gece 10 kişi burada kalacaksınız denildi. Diğerleri çekildi. Bize şehadet nasip olduğunu söylediler. Onlar gittikten bir süre sonra uçak bizi vurdu. Kaçarken Türkmenlerle çatışmaya girdim yakalandım. Diğerleri ne oldu bilmiyorum. 
 Peki Şaban örgüt esirleri öldürüyordu. Hatta bunu internetten de yayınlıyorlardı. Şimdi sen de esirsin sana ne yapılmasını bekliyorsun?
 Bizim internet, TV ve telefon kullanmamız yasaktı. Dünya ile irtibatımız emirlerimizin verdiği bilgi ile sınırlıydı. Esirlerden islam devletine karşı gelenlerin öldürüldüğünü biliyorduk. Ama sayıları hakkında bilgimiz yok. Esir olmam konusuna gelince. Artık o beni yakalayanların kararı. Onların merhametine muhtacım. Çok pişmanım ...
 Seni bıraksalar ne yaparsın?
 Kesinlikle bir daha onların yanına uğramam. Ancak ailemin öldürülmesinden endişe ediyorum.

Elini verdi kolunu kurtaramadı

DAEŞ saflarında çarpışırken yakalanan bir diğer isim ise 18 yaşındaki Ebu Ali. O da Halep’te örgüte katılmış. Bir yıl kadar kaldığı DAEŞ tarafından Türkmen bölgesine gönderilen Ebu Ali, çarpışma sırasında bir kolunu kaybetmiş. Diğer kolu da kangren olduğu için önümüzdeki günlerde kesilecek. Cihat uğruna katıldığı örgüt tarafından ölüme terkedilen Ebu Ali, öldürmek için silah kullandığı insanlar tarafından tedavi ediliyor.