AA muhabirine açıklamalarda bulunan Başkanı Öztürk, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na "Sosyal Bakım Güvence Sistemi, Aktif İstihdam Politikalarında Mevcut Durum ve Önerilerimiz" konulu raporları sunduklarını söyledi.
Raporun Doğu ve Güneydoğu’da 16 bin olmak üzere Türkiye genelinde 20 bin engelli ailesiyle görüşülerek hazırlandığını anlatan Öztürk, ailelerin çoğunluğunun konuyla ilgili engelli hizmeti eğitimi almadıklarını gözlemlediklerini vurguladı.
Öztürk, Türkiye'de yaşlılığa veya engelliliğe bağlı bakıma muhtaçlık sorununun, ilk bakışta bir sosyal risk türü olarak fark edilmemiş olsa da son yıllarda engelliler alanında yapılan aktif sosyal politikalar sayesinde gün ışığına çıkabildiğine dikkati çekti.
Sosyal bakım güvence sisteminin ilk temel taşlarının atıldığını ancak yapılması gereken çok husus bulunduğunu ifade eden Öztürk, şunları kaydetti:
“Türkiye'de belirli bir gelirin üstünde olan bakıma muhtaç engellilere veya bakıcı aile fertlerine bakım ödeneği verilmemektedir. Zaten genel bütçeden karşılıksız olarak aktarılan kaynaklarla bütün bakıma muhtaç engellilerin sosyal bakım güvence kapsamına alınması, finansman açısından mümkün görünmemektedir. Söz konusu sosyal bakım hizmetlerinden maddi yoksunluk içindeki kişilerin dışındaki bakıma muhtaç engellilerin de yararlanabilmesi için primli sistemin katkılarına ihtiyaç vardır." 

Hazırladıkları raporun engelliler için yapılması gereken önerileri de içerdiğini dile getiren Öztürk, “Bakıma muhtaçlık olgusunun kendi başına bir sosyal risk türü olmasından yola çıkarak, yoksulluk (gelir durumu) gibi ayrı sosyal şartlar aranmaksızın bakıma muhtaç duruma gelmiş bütün kişileri sosyal güvenlik sistemine alacak tamamlayıcı bir bakım güvence sisteminin oluşturulması gerekmektedir. Sosyal Bakım Sigortası ihdas edilmelidir. Sosyal bakım güvence sistemini oluşturma açısından henüz geçiş döneminde olan Türkiye'de ilk etapta tercih edilen sistem, primsiz rejime dayanmaktadır. Evde ve kurumda bakım hizmetleri, genel vergilerden finanse edilen kamusal sosyal yardım uygulamalarıyla yürütülmektedir. Hedef kitle ise sınırlı bir şekilde sadece yoksul bakıma muhtaç engellilerdir. Bakıma muhtaç her engelli bireyin, sosyal bakım hizmetlerinden yararlanabileceği sosyal sigortalar sistemi içinde Sosyal Bakım Sigortası ihdas edilmelidir" ifadelerini kullandı.

-"Gündüzlü hizmet veren kurumların sayısı artırılmalı"
Sosyal Bakım Güvence Sisteminde gündüzlü kurumsal bakım hizmetlerinin yer alması gerektiğini vurgulayan Öztürk, "Türkiye'de 2015 yılı verilerine göre 470 bin civarında bakıcı aileye aylık bakım ödeneği verildi. Ancak bunlardan sadece 451 engelli gündüzlü bakım hizmetlerinden yararlanmaktadır. Bunun başlıca sebebi aynı yıl için Türkiye'de sadece 5 resmi gündüzlü bakım merkezinin bulunmasıdır. Bakıma muhtaç engelli bireylere sahip olan ailelerin fiziki ve manevi yönden rahatlatılması isteniyorsa gündüzlü hizmet veren resmi ve özel bakım merkezlerinin sayısı artırılmalıdır. Buralarda hafta içi mesai saatlerinde yarım veya tam gün olarak aktif bakım, meşguliyet terapisi ve grup çalışması hizmetleri yapılmalıdır. Resmi ve özel yatılı bakım ve rehabilitasyon merkezleri bünyesinde de gündüzlü hizmetler veren birimler oluşturulmalıdır. Gündüzlü hizmetlerden yararlanmak isteyen ailelerin bakım ödenekleri, ayda aldıkları toplam kurumsal hizmet saatine göre kesilmelidir. Gündüzlü bakım hizmeti veren özel kuruluşların hizmet bedeli ise bakım fonundan karşılanmalıdır" diye konuştu.

- "İŞKUR kursların sayısını artırmalı"
Engellilerin iş sahibi olabilmeleri için İŞKUR’a büyük bir görev düştüğünü aktaran Öztürk, yapılması gereken hususlara ilişkin şunları kaydetti:
"İŞKUR, mesleki rehabilitasyona yönelik kurslarının sayısını artırmalı ve emek piyasasının ihtiyaçları doğrultusunda düzenlemeli. Engelli iş gücünün nitelik, eğitim ve tecrübeleri, emek piyasasının taleplerini karşılayabilmeli. Engellilerin mesleki eğitimleri için uygun mekan, teçhizat, meslek öğretmenleri ve danışmanlık konularındaki eksiklikler giderilmeli. Meslek sahibi engellilerin önemli bir kısmı, kendi alanlarında istihdam edilmemekte, alan dışında ya da görece daha niteliksiz işlerde istihdam edilmektedir. Mikro-kredi gibi yöntemlerle engellilerin kendi iş yerlerini kurmaları teşvik edilmeli. Mesleki rehabilitasyon programlarının hem sayısını artırmalı hem de bu kapsamda piyasa ihtiyaçlarına yönelik nitelikli meslek edindirme programları düzenlenmelidir." 

Öztürk, devletin yanı sıra özel sektörün de özürlü istihdamının artırılmasına yönelik yeni aktif istihdam politikalarının belirlenmesi ve bakıma muhtaç kişi sayısına göre sosyal bakım elemanlarının yetiştirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.