Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı Mücahit Küçükyılmaz, Star gazetesinin internet sitesinde kaleme aldığı yazıda, bugün yeni anayasa ve başkanlık sistemini gündemine alan Türkiye'nin "Ya yeni hal ya izmihlal, eski hal muhal" noktasına gelip dayandığını belirtti.

1990'larda cılız sesle dile getirilen başkanlık sisteminin artık parlamenter sistemin bir antitezi olmaktan çıktığını, bizatihi kendisinin bir teze dönüştüğünü ifade eden Küçükyılmaz, "Parlamenter sistem eski hali nitelerken, başkanlık sistemi ise kriz-istikrar dilemmasında ikincisini temsil eden bir mahiyet kazanmıştır. Kriz ise ona antitez olarak öne sürülen veya sırf muhalefet olsun diye başkanlığa karşı çıkılan her türlü durumu imler hale gelmiştir" değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'de başkanlık sistemini tartışırken yapılan yanlışlardan veya manipülasyonlardan birinin de irrasyonel biçimde elmalar ile armutları aynı temelde değerlendiren sistem-rejim dikotomisini (ikileşme) öne sürmek olduğunu vurgulayan Küçükyılmaz, şöyle devam etti:

"Eski Türkiye'nin 'Rejim elden gidiyor' korkusunu çağıran bu mantık dışı argüman, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişi bir rejim değişikliği olarak kodlamaktadır. Halbuki söz konusu olan, demokratik rejim sınırları çerçevesinde adı üstünde bir sistem değişikliğidir. Yoksa başkanlık isteyenler demokrasiden otokrasiye, teokrasiye ya da monarşiye geçişi savunuyor değillerdir. O halde, sistem ile rejimi birbirine karıştırmak, art niyetli bir manipülasyon çabası değilse eğer, açık bir mantık hatasına düşmek demektir. Tabii karmaşa sadece bununla sınırlı değil, başkanlık tartışması açıldığında pek çok kişinin doğru bildiği yanlışlar da ortaya dökülüveriyor."

Küçükyılmaz, "Başkanlık sistemi antidemokratiktir ve gelirse ülke bölünür, Türkiye federasyon olur, sistem tıkanıklığı yaşanır" şeklindeki itirazların "doğru bilinen yanlışlar" olduğunu aktararak bu görüşlere karşı çıktı.

"Başkanlık bir rejim değil, sistemdir" ifadesini kullanan Küçükyılmaz, rejimi demokratik olarak kurguladıktan ve gerekli yasal önlemleri aldıktan sonra, seçimle ve sınırlı bir süre için işbaşına gelerek anayasal denetime tabi olan bir başkanın tek başına demokrasiden başka bir rejime geçmesi kolay bir şey değildir" değerlendirmesini yaptı.

Küçükyılmaz, parlamenter sistemin neden bırakılması gerektiğiyle ilgili de şu görüşlere yer verdi:

"Öncelikle tam da yukarıdaki antidemokratik süreçlere yol açma kırılganlığından dolayı parlamenter sistem terk edilmelidir. Üstelik başkanlık sistemi parlamenter sistemin zıddı değil, bir Meclis'in varlığını da ihata etmesi sayesinde onun daha kuşatıcı ve geniş ölçekli bir üst versiyonudur. 90 yılda en az beş büyük kazaya yol açmış bir sistemde ısrar etmenin gereği yoktur"

Parlamenter sistemin çoğu zaman koalisyonu mecbur kılan doğasının sadece siyasal krizlere değil ekonomik istikrarsızlığa da neden olduğuna işaret eden Küçükyılmaz, şu ifadeleri kullandı:

"Yakın tarihte 5 Nisan 1994, Şubat 2001 krizleri koalisyon döneminin ürünleri olarak ülkenin gelişmişlik ve refah seviyesinin düşmesinde rol oynamış; bu istikrarsızlık süreçleri 2002'de tek parti iktidarı ile aşılabilmiştir."

"Başkanlık sistemi potansiyel çatışma riskini bertaraf eder"

Küçükyılmaz, başkanlık sisteminin sınırlı zaman için iş başına gelen bir tek parti iktidarı gibi olduğunu ancak yüzde 50 üzeri oy alan başkanın pek çok tek parti iktidarından daha güçlü olduğunu ve karar almasının kolaylaştığını belirtti.

Başkanlık sisteminde, Meclis'te yüzde 10 barajına gerek olmayacağı için milli iradenin dengeli temsilinin mümkün hale geleceğini ve "çoğunluğun azınlığa tahakkümü" tartışmalarının da anlamsızlaşacağını aktaran Küçükyılmaz, ülkeyi yöneten kişinin yetkilerinin genişleyeceğini, etkin hale gelen anayasal, yasal ve demokratik kontrol mekanizmaları ile de etik yönetilebilirlik ilkesinin güçleneceğini vurguladı.

Küçükyılmaz, başkanlık sisteminin yürütmenin iki başlı olduğu hükümet sisteminin barındırdığı potansiyel çatışma riskini bertaraf ettiği gibi, parlamenter sistemdeki pek çok krizin nedeni olan yasama ve yürütmenin birbirini kilitlemesini de engelleyeceğini çünkü yasama, yürütme ve yargının birbirinin görevlerine son veremediği başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı ilkesinin net biçimde uygulanmasının söz konusu olduğunu belirtti.

"Eski hal muhal"

Küçükyılmaz, Türkiye'nin 2007'de parlamenter sistemin ürettiği son büyük kriz olan "367 garabetini" ve 27 Nisan e-muhtırasını ancak cumhurbaşkanını doğrudan halkın seçeceği bir senaryo ile aşabildiğini ve bu bakımdan başkanlık sistemine doğru dönülmez bir yola girildiğini ifade ederek şunları kaydetti:

"Vesayet heveslilerinin zorladığı bu süreçte, artık vekiller tarafından seçilmediği için fiilen Meclis'e değil, kendisini yüksek bir meşruiyet oranıyla seçen halka karşı doğrudan sorumlu olan bir devlet başkanı vardır. Millet, bir kez kazandığı hakkı kolayca iade etmesi için ortada bir sebep bulunmadığına ve 10 Ağustos 2014'te devlet başkanını seçmenin tadını aldığına göre, geriye sadece bu fiili durumu hukuki hale getirmek adına başkanlık sistemini hayata geçirmek kalmaktadır. Netice-i kelam, Türkiye'de meşrutiyetten beri çok emek verildiği için vazgeçilemeyen parlamento tecrübesi gerçekte bir başarısızlık hikayesidir. Yeni Türkiye'nin yeni başlangıçlara hem hakkı hem de ihtiyacı vardır. Bu yüzden, artık başkanlık sistemi bir alternatif değil, kaçınılmaz hedeftir; bir antitez değil, münhasır bir tezdir. Ya yeni hal ya izmihlal, eski hal muhal" değerlendirmesinde bulundu.