Türkiye'nin Suriye'de başlayan olayların başından itibaren Suriye halkının yanında olduğunu, bu çerçevede sorunun siyasi olarak çözülmesini, bu doğrultuda gereğinin yapılmasını her platformda savunduğunu ifade eden Bakan Yılmaz, bu platformalardan birinin de Viyana'da gerçekleştirilen toplantı olduğunu, Ekim ayında Viyana toplantısıyla siyasi sürece ivme kazandırdıklarını söyledi. 

Rusya'nın askeri harekata başladığı 30 Eylül 2015'ten bugüne kadar 7 bin 200'ün üzerinde hava saldırısı gerçekleştirdiği bilgisini veren Yılmaz, "Rusya'nın saldırılarının yüzde 88'i muhalifleri ve sivilleri hedef almıştır, geriye kalan yüzde 12'lik kısmı ise DAEŞ'e karşı gerçekleştirilmiştir. DAEŞ'e karşı yapılan saldırıların sahada somut bir etkisi de görülmemektedir. Aksine DAEŞ'in işini kolaylaştırmıştır, ona ilave alan açmıştır" diye konuştu. 

Saldırılardan kaçan on binlerce insanın Türkiye sınırına yoğunlaştığını, bu kişiler için sınırın öbür tarafında her türlü tedbiri aldıklarını, durumu ağır olan yaralıları Türkiye'ye kabul ettiklerini belirten Yılmaz, "Suriye'de siyasi değil, askeri bir çözümün peşinde koşan Rusya'nın yoğun hava desteğiyle rejimin ilerleyen dönemde Halep şehir merkezini tamamen kuşatmasıyla yeni ve çok daha büyük bir kitlesel göç dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz. Rus tarafının ve rejimin bu insani trajediyi ülkemizi ve Avrupa'yı zor durumda bırakmak için bir silah olarak kullandığını düşünüyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

"PYD-YPG'yi pek çok kez uyardık"

PYD ve YPG'nin Suriye'de muhaliflerin maruz kaldığı durumu bir fırsat olarak gördüğünü, bir süredir Afrin ve Azez hattında muhaliflerin kontrolündeki bölgeye yönelik saldırılarını Rusya'nın hava gücü ve mühimmat desteğiyle artırdığını ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:

"PYD-YPG'yi pek çok kez uyardık. Son olarak Rusya ve rejimle eşgüdüm halinde Azez yakınlarındaki Minnak Hava üssünün kontrolünü ele geçirdiler. Dün de muhaliflerin rejimle yoğun çatışmasını fırsat bilerek Azez'in güneyindeki Tel Rıfat ve Kafr Naya'ya saldırdılar. Azez sınırımızın hemen yanı başındadır, YPG'nin Azez ve çevresine yönelik saldırıları mülteci akınını daha da artırmaktadır. Bu örgütü terörist olarak kabul etmeyenlere şunu sormak gerek; PYD-YPG, DAEŞ'in olmadığı, Arap ve Türkmenlerin yaşadığı bu bölgede neyin mücadelesini vermektedir, kimin taşeronluğunu yapmaktadır, muhalefetin davası adına kime sekte yapılmaya çalışılmaktadır? PYD-YPG'nin faaliyetlerinden Rusya ve rejim istifade etmektedir. PYD-YPG'nin muhalefet bloğuyla uzaktan yakından bir alakası yoktur, Rusya'nın bölgedeki maşası haline dönüşmüştür, bu gerçeği de herkesin görmesi gerekir."

"Türkiye kendi güvenliği için her türlü tedbiri alır"

Türkiye'nin Halepçe'ye kimyasal silahla saldırıldığında yaklaşık 500 bin Iraklı Kürt'ü, Kobani'nin işgale uğradığında 3 günde yaklaşık 200 bin Kürt'ü misafir ettiğini anlatan Yılmaz, şöyle devam etti:

"Allah göstermesin yarın yine bir ihtiyaç olduğunda aynı desteği bu coğrafyada yaşayan tüm kardeşlerimize hiçbir ayrım yapmadan yine biz vereceğiz. Bizim tutumumuzun son derece meşru bir temeli var. Türkiye kendi güvenliği için her türlü tedbiri alır, DAEŞ'e karşı da alır, diğer terör unsurlarına karşı da alır.

Sınırımıza bitişik Suriye'deki gelişmeler Türkiye için ulusal güvenlik meselesidir. Dolayısıyla ülkemizin, halkımızın güvenliği için gerekli tüm tedbirleri tereddüt etmeden alırız. PYD-YPG'nin sınırımızın güneyini muhaliflerin erişimine tamamen kapatması, burada sözde bir koridor tesisi için Fırat'ın batısına geçmesi veya Afrin'den Azez bölgesine yönelik taaruza girişmesi bizim gözümüzde aynıdır. Bu duruma da müsaade edilemez."