Rusya'nın son dönemde izlediği yayılmacı politikalar, başta eski Sovyetler Birliği ülkeleri olmak üzere bölgedeki devletler tarafından bir tehdit olarak görülüyor. 

Moskova'nın dış politikadaki yönelimlerinin bölge ülkeleri açısından oluşturduğu tehdidi AA'ya değerlendiren Azerbaycanlı uzmanlar, Rusya'nın, uluslararası hukuku ihlal eden politikalarla giderek güvenilmez ve tehlikeli bir ülke haline geldiği eleştirisinde bulunuyor.

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Toğrul İsmayıl, 1993'ten bu yana Rusya'nın dört kez dış politika konsepti belirlediğini ve her yeni konseptin daha yayılmacı ve bölge ülkelerine tehdit oluşturacak nitelikler taşıdığını belirtti. Rus dış politika perspektifinde Batı ile ilişkilerin kötüleşmesi, Batı'nın düşman olarak görülmesi ve eski Sovyet ülkelerine yönelik yayılma gibi eğilimlerin dikkat çektiğine işaret eden İsmayıl, 2000'li yıllarda petrol fiyatlarının artmasıyla birlikte Rusya'nın özgüven kazandığını ve bu özgüvenin ülkenin dış politikasını ciddi şekilde etkilediğini ifade etti.

2008'in Rus dış politikası için "kırılma yılı" olduğunu söyleyen İsmayıl, Gürcistan'la savaş, Güney Osetya ile Abhazya'nın bağımsız devletler olarak tanınması, öte yandan bu adımlara ABD ve AB'den ciddi bir tepki gelmemesinin Moskova'nın dış politikasının daha da yayılmacı bir çizgiye kaymasına yol açtığını savundu.

"Rusya ne kadar güvenilmez bir devlet olduğunu ortaya koydu"

Rusya'nın Ukrayna'ya müdahalesi ve akabinde Kırım'ı işgalinin de Moksova'nın yayılmacı politikalarının örnekleri olduğunu anlatan İsmayıl, şunları kaydetti:

"Rusya birçok ikili anlaşmalarla Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü tanımasına rağmen Kırım işgal etti ve uluslararası anlaşmalar bir tarafa, ikili anlaşmalarda bile ne kadar güvenilmez bir devlet olduğunu ortaya koydu. Artık uluslararası hukuk kurallarıyla değil, kendi çıkarlarına göre hareket eden Rusya, bölge için tehlike oluşturuyor. Moskova yönetiminin bir sonraki amacı da boğazları kontrol altında tutmak. Rus siyasi eliti mütemadiyen 'Üçüncü Roma Teorisi' tartışmalarını dile getiriyor. Bu teori de esasen boğazlar üzerinde kontrol anlamına geliyor."

Bölgedeki bir diğer ihtilaf alanının Ermenistan-Azerbaycan çatışması ve Yukarı Karabağ sorunu olduğunu hatırlatan İsmayıl, Rusya'nın AGİT Minsk Grubu eşbaşkanlarından biri olmasına rağmen Ermenistan'ın yanında yer aldığını belirterek, "Rusya ile Ermenistan arasında askeri anlaşmalar bulunuyor. Bu da Azerbaycan'ın Karabağ sorununun çözümünde karşılaşacağı tehlikeyi açıkça ortaya koyuyor. Karabağ sorunu çözülmediği sürece Azerbaycan üzerindeki bağımsızlık tehdidi devam edecektir" diye konuştu.

"Rusya iç savaşta taraf"

Moskova'nın geniş çaplı askeri güçle Suriye'deki iç savaşa müdahil olmasını "Rusya aslında Esed rejimini Batı karşıtı bir rejim olduğu için destekliyor ve bölgede var olabilmek için Esed'in yanında yer alıyor" sözleriyle değerlendiren İsmayıl, "Rusya bunu yaparken bölgedeki en güçlü devletlerden biri olan Türkiye'nin ulusal çıkarlarını dikkate almadı ve iki ülke arasındaki ilişkiler gerildi. Gerilimin nedeni Rusya'nın bölgeye girerken Türkiye'nin menfaatlerini göz önünde bulundurmaması ve dengeli politika yürütmemesidir. Suriye'ye DAEŞ'le mücadele adıyla girmesine rağmen Esed muhalifi grupları bombalaması, rejim ordusunun ilerlemesine destek vermesi Rusya'nın terör gruplarına karşı yürütülen mücadelede değil, iç savaşta taraf olduğunu gösteriyor. Rusya böyle davranarak bölge için tehdit oluşturmaya devam ediyor" ifadelerini kullandı.

Geleneksel hakimiyet ve nüfuz alanlarında etkinliğini yeniden tesis etmeye çalışan Kremlin'in bir sonraki hedefinin Baltık ülkeleri olabileceği tahmininde bulunan İsmayıl, "Avrupa Birliği üyesi üç Baltık ülkesi de tehdit altındadır. Rus uzmanlar bunu devamlı dile getiriyor. Hatta bu ülkelerin işgalinden sözedenler bile var. Öte yandan Kafkaslar ve Karadeniz'in ardından Orta Asya Asya cumhuriyetleri de yeni mücadele alanı olabilir" görüşünü dile getirdi.

"Rusya, emperyalist politikalara döndü"

Kafkasya Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (QAFSAM) Başkanı Araz Aslanlı ise "Rusya'nın 2000'li yıllarda dünya sistemine entegre olmak yerine eski emperyalist politikalara dönüşü seçtiğini", Kremlin'in mevcut politikalarının o dönemde yapılan tercihin tezahürleri olduğunu kaydetti.

Moskova'nın artan petrol fiyatlarından elde ettiği geliri toplumsal, ekonomik sorunların çözümü yerine askeri ağırlıklı yayılmacı politikalar için kullanmaya başladığını söyleyen Aslanlı, Rusya'nın 2008'de Gürcistan topraklarını açıkça işgal ettiğini, yine aynı anlayış doğrultusunda Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye işbirliğini de hedef almaya başladığını belirtti.

Gürcistan'daki savaş sırasında uluslararası kamuoyunda ciddi bir tepkiyle karşılaşmayan Rusya'nın bu kez Ukrayna'ya yöneldiğini ifade eden Aslanlı, Ukrayna'daki gelişmelerde bazı Batılı güçlerin de rolü bulunduğunu fakat bu ülkenin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik açık saldırgan tavrın Rusya tarafından sergilendiğini ifade etti.

Ukrayna'nın bir parçası olan Kırım'ı Rusya'nın uluslararası hukuka aykırı bir biçimde ilhak ettiğini hatırlatan Aslanlı, oradaki Ukrayna vatandaşlarının, aynı zamanda Kırım Türklerinin temel hak ve özgürlüklerini çiğnendiğini dile getirdi.

"Rusya, çok sayıdaki sorunun çözümsüzlüğünün sembolü"

Rusya'nın Ukrayna'nın doğusunda yaşanan savaşın da bir parçası olduğunu ve bundan kimsenin kuşku duymadığını savunan Aslanlı, şunları söyledi:

"Rusya günümüzde eski Sovyet coğrafyasında ve aslında daha geniş coğrafyadaki çok sayıdaki sorunun çözümsüzlüğünün sembolüdür. Bunu en çok hisseden ülkeler arasında Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye de bulunmaktadır. Rusya, Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgali, Gürcistan'ın toprak bütünlüğü ve Suriye'deki iç savaş gibi kriz alanlarında yapıcı davranmamakta, olumsuz rolüyle öne çıkmaktadır."