Başbakan Ahmet Davutoğlu, Ahmet Dursun Düğün Salonu'nda düzenlenen Bingöl Sivil Toplum Kuruluşları Buluşması'nda yaptığı konuşmada, gün boyu kendisini ağırlayan Bingöllülere teşekkür etti.

Terör olaylarına değinen Başbakan Davutoğlu, Türkiye'nin etrafındaki ateş çemberini fırsat bilen bazı "hain" odakların tekrar harekete geçerek, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da 1990'lı yılları andıran terör saldırını başlattıklarını anlattı.

Devlet ve millet olarak gerçekleştirilen mücadelede başta Bingöl olmak üzere bölge halkının bu mücadelenin yanında yer aldığına işaret eden Davutoğlu, halkın terör örgütünün provokasyonlarına izin vermediğini kaydetti.

AK Parti'nin düşüncesi

Ülkelerin, şehirlerin tarihleriyle ve coğrafyalarıyla kaderlerini belirlediklerini dile getiren Başbakan Davutoğlu, Bingöl'ün Anadolu'da ve ülke coğrafyasında hiç işgal görmemiş nadir illerden biri olduğunu ifade etti.

Bingöl'ün özgürlüğüne düşkün onurlu, kendi fikrine, iradesine sahip, onurlu insanların vilayeti olduğunu aktaran Davutoğlu, "Bingöl, yakın dönem siyasi tarihimizde hep müstesna adımların şehri oldu. 12 Eylül'den sonra bugün değiştirmeyi arzu ettiğimiz ve benim de şahsen 'hayır' oyu vermiş olduğumu her zaman deklare ettiğim 82 Anayasası'na en yüksek oy oranıyla 'hayır' diyen il de Bingöl olmuştur" diye konuştu.

Bingöl'ün eski başbakanlardan Necmettin Erbakan'a da sahip çıktığını ve 1995 seçimlerinde büyük destek verdiğini, AK Parti'ye de oy oranlarını her seçimde artırdığını dile getiren Davutoğlu, "AK Parti düşüncesinin, felsefesinin nihai hedefi, Türkiye'nin üzerinde oyun oynamak isteyen herkese karşı 'hayır' demektir, ona karşı da birliğimizi, beraberliğimizi temsil eden herkesle omuz omuza vermektir" dedi.

"Hep birlikte bu toprakları koruyacağız"

Davutoğlu, Türkiye'de de büyük sıkıntılar yaşandığını anımsatarak, "12 Eylül baskısını gördük, 28 Şubat zulmünü gördük ve AK Parti ile son 15 yıl içinde devlet ile millet bütünleştiğinde bütün çevre coğrafyaların mazlumlarının yönlerini Türkiye'ye dönüp bizden yardım istediğini de gördünüz" dedi.

Suriye'deki, Somali'deki, Gazze'deki ve Bosna'daki mazlum insanların Türkiye'yi son sığınak bildiklerine işaret eden Başbakan Davutoğlu, "Son sığınak olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin toprakları da parçalansa, son sığınak olarak gördükleri Anadolu toprakları da huzursuz bir istikrarsızlığa inerse gidecek başka bir yer yok. Herkes bir yere gidebilir ama bizim gidecek başka bir yerimiz yok, başka vatanımız yok. Aynen yüz yıl önce olduğu gibi. Torunlarımızın onurla, vakarla yaşamasını istiyorsak hep birlikte bu toprakları koruyacağız" diye konuştu.

"Devlet hastanesine 24 saatte 20 roket gönderenler kim"

Başbakan Davutoğlu, "Silahları bırakacağız' deyip, sizleri ve bizleri aldatarak, daha çok silahı Türkiye'ye sokarak ne elde etmek istediler. Nedir biliyor musunuz? Çünkü irade onların iradesi değil onlar sadece piyon. Birilerinin talimatını alan piyonlar" diye konuştu.

"Oraları, silah deposu haline getiren kim? Keskin nişancıları oralara, buralara yerleştiren kim? Evleri, barkları, duvarları delerek birbirine bağlayıp, orada kandırdıkları gencecik çocukları ölüme götüren kim? Bütün bu bölgenin ilim merkezi olan Cizre'yi, kana bulayan kim? Cizre'ye halka hizmet için giden sağlık mensuplarını, ambulansları yakanlar, tarayanlar, devlet hastanesine 24 saatte 20 roket gönderenler kim" diye soran Davutoğlu, "Bekliyorlar ki onlar, onları yapacaklar, devlet yani sizin devletiniz, yani sizin oy vererek, 'beni koruyun' diye görevlendirdiğiniz bizler, onları seyredeceğiz. Allah aşkına bir, biz seyreder miyiz? Seyretmeyiz. İki, biz seyretsek siz razı olur musunuz? Olmazsınız. Sizin rıza göstermediğiniz hiçbir şeyi yapmayız" şeklinde konuştu.

"Terör piyonları"

Kimsenin kimseye bir şeyler dikte edemeyeceğini belirten Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Artık bu dosyalar kapandı, kimse, kimseye 'Şunu yaparsın, şunu yapamazsın' demeyecek. Peki bu dosyalar kapanmışken, bu terör piyonları, bu bölücü terör örgütü, terör dosyasını tekrar niye açtı? Ne istiyorlar? Çözüm Süreci bağlamında 2,5 yılda atılması gereken her türlü adımı attık biz. Onlarsa, biz bu adımları atarken, bu ülkenin dağlarına, bu ülkenin ilçelerine yığınak yapmakla meşguldüler. 90'lı yıllar boyunca ve hatta bizim iktidarımızın ilk yıllarında hep yol aramalarında şikayet edildi. Yol aramalarını kaldırdık, Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi seyahat özürlüğünü en iyi şekilde yapalım dedik. Bütün bölge halkı bundan memnun oldu. Hatta şu an parlamentoda olan milletvekillerinden biri arabasının arkasına biksileri, silahları alıp bir yerden bir yere silah taşıdılar. Özgürlük verilince bunu istismar edenler, baskı gelince onun üzerinden Kürt vatandaşlarımızı tahrik edenler, neyi istiyor biliyor musunuz? Bu ülkenin insanlarının, kardeş kavgasıyla birbirlerine girmesini istiyorlar. Bunlar, Şeref Meydanı'nda durdurduğunuz Rus işgalcilerin içerideki işbirlikçisi olan o zamanki Ermeni çeteleri gibi bugün de Moskova'ya gidip Türkiye karşısında işbirliği yapıyorlar. Dillerinde Türkiyelileşmek iddiası ama zihinlerinde Türkiye'deki insanları birbirine kırdırma düşüncesi."

"Hedefleri zayıf bir Türkiye"

Davutoğlu, "Şimdi bizim görevimiz, hep beraber bu coğrafyayı tekrar bütünleştirme çabasına girmektir. Biz buna çabalarken, onlarsa Suriye ve Irak gibi, o zaman bölünen toprakları daha da küçük parçalara bölmek ve Türkiye'yi de daha küçük parçalara bölerek mümkünse bir daha 'dünya 5'ten büyüktür' diyecek bir sesin çıkmasına izin vermeyecek, bir daha Somali'de gözü yaşlı çocukların yaşını silmeyecek, bir daha dünyada zulüm olduğunda sesini yükseltmeyecek, bir daha Filistin halkı adına konuşamayacak kadar zayıf bir Türkiye olsun, bütün hedefleri bu" dedi.

"Ne talebiniz varsa karşılanacak"

Valililiğin görüşmeleri başlattığını, bundan sonra yakından takip edeceğini belirten Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ne talebiniz varsa karşılanacak. Ne isteniyorsa demokratik hak ve özgürlükler bakımından size zarar veren ne varsa konuşacağız. Sizi herhangi bir şekilde rahatsız eden hangi uygulama varsa anında tedavülden kaldıracağız. Sizin bu 'ülke benim de' diyerek sahiplendiğiniz ve aidiyet hissettiğiniz bu ülke, benim gibi bütün bakanlarımız gibi eşit şartlarda sahiplendiğiniz ülkede, sizin bu ülkeye aidiyetinizi sarsan, zayıflatan ne varsa onunla mücadele edeceğiz. Ne istiyorsanız. Ama sizden de isteğimiz aidiyetinizin derinlemesine sahip olduğunuz bu aidiyet bilinciyle Türkiye'yi, Bingöl'ü, Doğu ve Güneydoğu'yu kan çanağına döndürmek isteyenlere karşı omuz omuza durmanız, sivil toplum olarak 'bu bizim şehrimiz, bu bizim sokağımız. Burada çukur açamazsınız, burada mayın döşeyemezsiniz. Bu benim yaylam, bu benim dağım, bu benim dedemin bana miras bıraktığı topraklar' Buralarda benden habersiz, bana rağmen herhangi bir şey yapamazsınız' diye sesinizi yükseltmenizdir. Şeref meydanına çıkan yiğitlerin torunları da bugün aynı şerefli mücadeleyi vermek durumundadırlar."