İrfan Özfatura / irfan.ozfatura@tg.com.tr

İstanbul Kadırga
’da dünyaya gelen Mehmed Tevfik, Hüseyin Efendi adlı bir kadastrocunun oğludur. Babası aynı zamanda Belediye Meclis üyesi olup Hama, Nablus, Akka, Urfa, Halep mutasarrıflıklarında bulunur. Annesi Hacı Hatice Refia Hanım, Yunan ayaklanmasında (1822) Osmanlılar’a sığınan Sakızlı bir Rum’un kızıdır. Samimi bir Müslümandır. Hacca gitmek nasip olur ama dönmek nasip olmaz, ruhunu teslim eder mübarek yolda.
Mehmed Tevfik, öksüz kaldığında 12 yaşındadır, anneannesi ve dayısı onu şefkatle basarlar bağırlarına.
Mehmed Tevfik önce Aksaray’da Rüştiye’ye devam eder, sonra Galatasaray Sultanisine başlar. Hocaları Recaizade Ekrem ve Muallim Naci şiir yazması için destek olurlar.
Okulu birincilikle bitirip (1888) Hariciye Nezaretinde katip olur. Ancak yılını bile doldurmadan istifa edip ayrılır, gecikmiş maaşlarını da almayacağını açıklar. Devlet şahsi  kaprislerle uğraşacak değildir, muhasebe hesabını kesip adresine yollar. Ama şairimiz kararlıdır parasını muhacirlere bağışlar.
Bir süre de Sadaret Mektubi Kalemi’nde çalışır, sonra terfien İstişare Odasına alınır. Ama nedense memnun olmaz. 
Bilahare Trabzon Valisi olacak dayısı Mustafa Bey arkasındadır. İş bulmakta zorlanacak değildir ya. Bu arada dayısının 15 yaşındaki kızı ile evlenir, damat olur konağa. 
Ticaret Mektebinde Fransızca ve Türkçe dersleri verirken muallimliğe sarar. Ders saati senindir nasıl olsa, şiirden nesirden konuşabilir, dilediğince nutuk irad edebilirsin tıfıllara.
MEKTEBİ SULTANİ MUALLİMİ
Mehmed Tevfik’in ilk şiiri Mirsad dergisinde yayınlanır. Bu arada Osmanlıca muallimliği imtihanını kazanır ve tayini çıkar mezun olduğu okula. Hayalleri gerçek olmuştur, bunu rüyasında görse inanamaz. Ancak bütçedeki tenkisat yüzünden maaşından % 10 kesilince kızar ve ayrılır. İlk istifasında maaşlarını devlete bırakan asabi şair, ufacık kesinti için dünyaları yıkar. Paraya ihtiyacı yoktur oysa.
Mehmed Tevfik bir süre inzivaya kapanır, meçhul hasımlarıyla savaşır karanlık odalarda.
Derken Malumat dergisinin başyazarlığını üstlenir. İlk sayısında Abdülhamid Hanı öven “Tebrik-i Veladet” şiirini yayınlar.
Servet-i Fünun Dergisini yönetirken oğlu Haluk dünyaya gelir. Onu örnek olarak yetiştirecektir, hani kendi yapamadığı ne varsa...
Derken Edebiyat-ı Cedidecilere katılır, bunların dilleri ağdalı, üslupları karamsardır. 
Mehmed Tevfik, Osmanlı’nın Yunanistan’ı yenmesi üzerine (1897) “Yenişehir Gazilerine” isimli bir şiir yazar, dünyaya meydan okur adeta.
Bilahare Robert Kolej’de Türkçe dersleri verir (1899), bu mektep titiz bir projenin uzantısıdır. Amerikalılar Osmanlı  üzerinde hesaplar yapmaktadırlar. Nitekim şairimizde de değişir, Mehmet adını kullanmaz olur imzalarında.
ROBERT’TE ROBERTLEŞEN ROBERTLİ
Fevridir, asabidir Abdülhamid Han aleyhinde uluorta konuşunca evi aranır ama tutuklanmaz.
O günden sonra Sultan’a karşı kin tutar. Kimsenin onunla meselesi yoktur ama izlendiği zehabına kapılır. Hatta peşine taktığı arkadaşlarıyla Yeni Zelanda’ya göçmeye kalkar. Sonra Manisa’daki bir çiftliğe çekilmeyi münasip bulurlar. Ancak cayan yine Tevfik Fikret olur, iyi ki de gitmedik derler sonunda.
1902’de kız kardeşi Sıdıka’yı, 1905’te babasını kaybeder. Ölenle ölünmüyordur ama o yıkılır adeta. Dengesi bozulur, beklenmedik çıkışlar yapar. 
Servet-i Fünun’la da ters düşer, köprüleri atar. Yine kabuğa çekilme vaktidir. Robert Kolej civarında bir köşk yaptırır, adını Aşiyan (yuva) koyar.
II. Meşrutiyet’ten çok şey beklemektedir, harekete destek için yazdığı “Millet Şarkısı” elden ele dolaşır, marşını bile yaparlar. Ancak gelen gideni aratır, hayalleri boşa çıkar. 
MÜZMİN MUHALİF
Bilahare Hüseyin Cahit ve Hüseyin Kazım ile “Tanin”i çıkarırlar. Zikrolunan gazete İttihat ve Terakki çizgisine yaklaşınca kapıyı çeker çıkar.
İttihatçılar tarafından kendisine teklif edilen Maarif Vekilliği’ni (Milli Eğitim Bakanlığı) reddederse de Mekteb-i Sultani Müdürlüğü’nü kaçırmaz. 31 Mart vakasında mektep saldırıya uğramasın diye kapısında bekler hatta. Ayaklanmanın akabinde, meşru saymadığı bir hükümet için çalışamayacağını söyleyerek ayrılırsa da ısrarlar üzerine döner bir daha. Yeni Maarif Nazırı Emrullah Beyle de anlaşamaz ve tekrar sarılır istifaya. Bu Sultanideki üçüncü istifasıdır, memuriyet hayatındakiler şüphesiz daha fazla.
Uzun yıllar Aşiyan’a çekilir, sadece Robert Kolej’de çıkar gün ışığına.
“Haluk’un Defteri” (1911) ile genç nesillere örnek gösterdiği biricik oğlu Amerika’da Presbyterian rahibi olacaktır yıllar sonra. Haluk, 1909’da yurt dışına çıkmış (Glaskow), 1965 yılında ABD’de ölmüştür (Orlando), bu süre zarfında Türklerle konuşmaz, bir kere bile yurduna uğramaz.
Tevfik Fikret Robert Kolej’de Amerikalıların himayesindedir. Sadece saraya sultana değil İttihatçılara da hakaretler yağdırır rahatlıkla.
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin;  doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Cemil Meriç’e göre Han-ı yağma şiiri Victor Hugo’nun ‘Joyeuse vie’ isimli eserinden çalıntıdır aslında.
Öyle ya da böyle bu mısralar başına iş açar, İttihatçıların şakası yoktur, yeter ki mim koymasınlar adama. 
Tepki alınca çöküntü yaşar, içine kapanır. Ki Prof. Dr. Ayhan Songar’a göre zaten tedavi görmesi gereken bir hastadır.
Hakkında çok yazılır, kimine göre anarşist, kimine göre lümpendir. Melankolik olduğunda herkes mutabıktır ama.
DÜNYA VATANDAŞI
Tevfik, Haluk ‘un amentüsünde “milletim nev-i beşerdir, vatanım ruy-i zemin” diyerek bir dünya vatandaşı olduğunu açıklar. İnsanımızı sevmez, İstanbulluları görmeye dahi tahammül edemez.
Bir ara Mehmet Akif ile atışır ve Milli Şairimiz “zangoç” ithamına cevaben yazdığı “Tarih-i Kadim’e Zeyl” ile âdeta zehir kusar. Kutsal bildiğimiz ne varsa hepsine hakaretler yağdırır, vatan, millet, ordu, bayrak, ibadet, kitap, peygamber gibi mefhumları alaya alır.
Tevfik’in asabi tavrı mâlum, netice de rahatsızdır. Ancak M. Kemal’in “Tevfik Fikret’in Tarih-i Kadim’i yok mu, işte o, dünyada yapılması gereken bütün devrimlerin kaynağıdır” demesi herkesi şaşırtır.

KOD ADI: İSTİFA!
Tevfik Fikret vali dayısı sayesinde iyi makamlara gelir ancak çalıştığı bütün iş yerlerinden, yazdığı ve yönettiği dergilerden istifa eder. Sadece Robert Koleji istisna!

KÖHNE, KAHPE, LANETLİ, FAHİŞE... 
Ey köhne Bizans, ey koca fertût-ı müsahhir (büyüleyici bunak)
Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir; (dul bakire)
Mûnis, fakat en kirli kadınlar (fahişeler) gibi mûnis;
Üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his.
Te’sîs olunurken (kurulurken) daha, bir dest-i hıyânet (hain el)
Bünyânına (binasına) katmış gibi zehr-âbe-i lânet! (lanetli zehir)
Hep levs-i riyâ (riya pisliği), dalgalanır zerrelerinde,
Bir zerre-i safvet (azıcık temizlik) bulamazsın içerisinde
Örtün, evet, ey hâile (felaket sahnesi)… Örtün, evet, ey şehr;
Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr (dünyanın koca kahpesi)!..                
    (Sis şiirinden - Tevfik Fikret)



Teröre alkış!
Ermeni terör örgütü Taşnak Belçikalı Bombacı Joris’i getirtip bir Cuma günü (21 Temmuz 1905) Yıldız Camiine zaman ayarlı bomba koydurturlar. O gün üçü asker, dördü gazeteci 26 insanımız şehit düşer, 58 kişi yaralanır ve cins atlar parçalanır. Abdülhamid Han adeti hilafına merdivenlerde bir lahza durmuş ve Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’ye hatırını sormuştur, işte o an bomba patlar. Joris yakalanmış suçunu itiraf etmiştir ama Avrupalılar katili arkalar, Osmanlıya nota yağdırırlar. Abdülhamid Hanın ki de iş işte. Adamlar onca tesisat kurmuş, masraf etmiş, ölsen ya!
Ve çatlak bir ses çıkar aramızdan. Fikret “Bir lahza-i teahhür” (bir anlık tehir) ismindeki şiirinde “Ey şanlı avcı, dâmını (tuzağını) beyhûde kurmadın, / Attın, fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın” diye zırvalar.
Bakın şu Abdülhamid Han’ın olgunluğuna ki güler geçer, mahkemeye bile taşımaz.
Siz böyle bir şiirin İzmir suikasti akabinde neşredildiğini düşünebiliyor musunuz? Elinizi vicdanınıza koyun, kalabilir miydi hayatta?  “Türk Ceza Kanununun, 312/1 maddesine göre; Bir cürmü alenen öven veya iyi gördüğünü söyleyen veya halkı kanuna uymamaya tahrik eden kimseye altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.”
Bu ibareyi hukukçular nasıl yorumlar bilmiyorum ama adı geçen şahsı gençlere örnek gösterenler, terörü özendiren şiiri bilerek isteyerek yayınlayanlar müteselsilen suç işlemiyorlar mı acaba? Sen Yıldız bombacısına şanlı avcı dersen birileri de Reyhanlı’da, Suruç’ta, Kızılay’da, Taksim’de kan dökenlere methiye düzer işin çivisi çıkar. Hukuk herkese aynı mesafede durur, teröre övgü, bir HDP’li için ne kadar suçsa Tevfik Fikret için de o kadar suçtur. Böyle birinin adı okullara konamaz.
En azından ben bir vatandaş olarak orduma, milletime, bayrağıma söven birinin adını görmek istemiyorum o tabelalarda.




LİSE DEĞİL SARAY

Galatasaray Lisesi Gül Baba ve Sultan Bayezid’den (1481) kalma bir hatıra. Bu güzide müessese memleket sevdalısı insanlar yetiştirir asırlarca.