Mahmut Özay memleketini yazdı

Mardin... Tarihin, dinlerin, dillerin, medeniyetlerin, insanlığın beşiği. Son bir yıl içinde iki defa gittim. İkisinde de mukayese edilemeyecek kadar farklı bir manzarayla karşılaştım.
Terör sebebiyle örselenmiş bölge halkının yüzü, çözüm süreciyle birlikte gülmeye başlamış, esnafından memuruna herkes rahat bir nefes almıştı. Yıllarca yasaklı olan bölgeler ziyarete açılmış, Mardinliler on yıllar sonra başlayan yayla şenliklerinde huzurla halaya durmuştu. Ne var ki, bu durum fazla uzun sürmedi. Hendeklerle, barikatlarlarla, tonlarca ağırlığındaki bombalarla 90’ları da geride bırakan bir çatışma ortamına girildi. Nusaybin ise merkez üssüydü. Planım, bir fırsat bulup oraya gitmekti. Nusaybin, batıdakiler için ‘terör’ kelimesinden başka bir şey ifade etmiyor belki. Benim için anlamı büyük. Bu sıralar kuşların değil kurşunların uçuştuğu, her gün bir şehit haberinin geldiği Nusaybin, benim memleketim.

Sakın aklından geçirme!
Valiliğin kapısını çalıyorum. Hoş beşten sonra arzumu dile getiriyorum. “Aklından bile geçireyim deme” diye cevap veriyor görevli, “Oralar bu sıralar tekin değil. Allah muhafaza ateşin altında kalırsın. Koruyamayız seni...”
Gitmek için can atıyorum, fakat nafile... Doğup büyüdüğüm topraklar buralar. Babamın, dedemin, atamın yurdu. Fakat hayatımda ilk defa bu kadar yakın olmama rağmen gidemiyorum. Üstelik güvenlik sebebiyle.
Mardin caddelerine atıyorum kendimi. Sokaklar, tarihî mekanlar, restoranlar geçen sene kum gibi turist kaynıyordu. Şimdi her yerde ölüm sessizliği var. Yaşananlar yüzlerdeki neşeyi çoktan alıp götürmüş. Mardinliler kendi memleketinde göçmen olmuşlar. Canını zor kurtarıp kendini il merkezine atanların çoğu Nusaybinli. Aslında bu durumu kabullenilmiş. “Tedirginlik var” desem yalan olur. Ancak herkesin kafasında cevapsız sorular dolaşıyor: Bundan sonra ne olacak? Evlerimize dönebilecek miyiz? Ya bir gün benzer olaylar tekrar ederse?
Banka kuyruğunda düşünceli bir adam görüyorum. Yanına yanaşıyor, selam veriyorum. Mehmet H. 55 yaşında. Çocukları İstanbul’da çalışıyor, biriktirdiği paraları ona gönderiyorlarmış. Dişlerinden tırnaklarından artırdıkları üç beş kuruşa çektikleri krediyi de ekleyip Nusaybin’de bir ev almışlar. Ancak dört ay sonra terör olayları başlamış. Daha doyasıya oturamadıkları evlerini terk etmek zorunda kalmışlar. Yuvalarının akıbetini bilmiyor. İlk duyumları yıkıldığı yönünde Bulutlanmış gözleriyle bakıp anlatıyor, “Yandı mı yakıldı mı bomba mı isabet etti tam bilmiyorum. Banka ne yaşadığımızı bilmiyor ki. Vadesi dolunca parasını istiyor. Ben hâlâ kredisini ödüyor, bir mechule para yatırıyorum. Çalıştık çabaladık bir yuva kurduk ama sonra göçmen kuşlar gibi ondan da olduk. Burada iki gözlü bir ev kiraladık. Ayakta kalmaya çalışıyoruz.”
Bir aile üç hane
 Zekiye K. ise “Kendimi bildim bileli Nusaybin’de yaşıyorum” diye söze giriyor. Sonra iki elini açıp semaya başlıyor dua etmeye: “Rabbim sen eskisi gibi çocuklarımla beni bir araya getir.”
Çok geçmeden neden böyle bir dua ettiğini öğreniyorum. Zekiye Teyze’nin 8 çocuğu varmış. Sokağa çıkma yasağı başlayınca evlatlarından üçü çalışmak için Muğla’nın yolunu tutmuş. Okuyan iki çocuğunu da eğitimlerinin devam etmesi için Midyat’a halasının yanına göndermiş. Kendisi de eşi ve kalan çocuklarıyla Nusaybin’in civar köyünde akrabasının evine sığınmış. 
Mardin’in benzer hikâyelerle dolu kenar mahallelerini geride bırakıp Derik’e ve Midyat’a doğru yol alıyorum.

Yıkık evinin kredisini yatırmak için banka kuyruğunda bekleyen Mehmet Amca’nın söylediklerini unutamıyorum: Meçhule para yatırıyorum!

 

Anılar yıkıntılar içinde
Midyat’ta manzara il merkezinden farksız. Adını dizilerle duyuran ilçe, turistik bir yer. Daha fantastik ve sakin. Asayiş berkemal. Bu yüzden göçmenlerin tercih sebebi olmuş. Her sokakta bir tandır görmek şaşırtıcı değildir bizim oralarda. Onların birinin başında bir teyze görüyorum. O tandıra çalı atarken, sohbete dalıyoruz. Hatice Teyze, olaylar başlayınca Nusaybin’den kaçıp, Midyat’ta yaşayan kızının yanına yerleşmiş. Çoğu eşyasını almış ama aklı geride bıraktığı çeyizlik sandığında kalmış... İçinde kaybettiği eşiyle birlikte çektiği fotoğraflar bulunuyormuş. “Anılarım yıkıntılar içinde kaldı” diye anlatırken, bir yandan da beyaz başörtüsüyle gözyaşlarını siliyor.
Ne yana baksam, hangi yöne dönsem kiminle konuşsam aynı hikaye ile çarpılıyorum... Geride bırakılmış evler, parçalanmış aileler, burkulmuş yürekler...

Derik’te yeni tedbirler

Derik’te hendek ve barikatlar tamamen temizlense de aynı manzaranın tekrardan yaşanmaması için yeni tedbirler devreye girecek. Derik kaymakamının anlattığına göre ilçede iki hakim tepeye iki proje geliyor. Bunlardan biri yapımı önümüzdeki günlerde başlayacak kalekol. Diğeri ise temeli atılan gözetleme kulesi. Bu merkezlerden ilçe tamamen denetlenecek ve PKK’lıların bölgeye giriş ve çıkışları engellenmiş olacak.

Hendekler Mardin’i kalbinden vurdu
 Çözüm süreciyle birlikte her kesimden Mardin’e gelen turistlerden artık eser yok. Cumhuriyet meydanında sıralanmış dükkânlardaki esnaf bazı günler tek bir şey satmadan evinin yolunu tutuyor. Bazı dükkânların üzerinde gördüğüm “Devren satılık” ilanları ise durumun vahametini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Gaziantep’ten sonra bölgede en çok ihracat yapan bir yerin bu durumu içler acısı. Mardin’de en önemli gelir kaynaklarından biri de turizm. Artık o da mazi oldu. Otellerdeki doluluk oranı önceki senelerin çok ama çok altında...


Çocuklar da olmasa...

Burası Derik’te bir sokak… Devran, Özgür, Osman, Mustafa Kemal top oynuyor. Bu çocuklar iki defa ilçede sokağa çıkma yasağını bizzat yaşadılar. Ama buna rağmen gülebiliyorlar. Çatışmaların izi hafızalarında taze. Mesela çocukların arkasında duran ev, PKK tarafından karargâh olarak kullanılmış. Şiddetli çatışmalardan bina nasibini almış.


Misafirlik mi kaldı?

Kiralık ev var mı?  Mardin’de kaldığım süre boyunca ne çok duydum bu cümleyi. Nusaybinliler yasağın çok uzun sürmeyeceğini düşünüp akrabalarının yanında geçici kalmayı düşünmüşlerdi. Ama yasakta 50 gün geride kaldı. Üstelik devam edeceği konuşuluyor. Bu vatandaşlar da akrabalarını daha da rahatsız etmemek için kiralık ev aramaya başlamış. Her evde 3 ailenin kaldığını düşündüğümüzde bu ihtiyacın önümüzdeki gün daha da artacağı ortada.