MHP Milletvekili Saffet Sancaklı, kendine yöneltilen sorulara tüm içtenliğiyle cevap verdi, işte o sorulardan bazıları;

-Kendinizi hangi dalda daha iyi hissediyorsunuz?  Futbolculuk mu yoksa milletvekilliği mi?

Benim futbol hayatım bittikten sonra, biliyorsunuz futbola hayat olarak baktığımızda gerçekten çok erken yaşta veda ediyoruz. Daha doğrusu futbol sizi bırakıyor. Ben futbolu bıraktığımda 32 yaşımdaydım. Tabi şöyle bir şey var bu kadar başarılardan sonra hayatımız boyunca insanlara attığımız golleri anlatacağız. Yani bir kere dinlerler iki kere dinlerler. Bir kere daha Saffet Sancaklı olmam lazımdı benim tekrardan önemli bir yerde özellikle ülkeye katkı noktasında. Şimdi milletvekiliyim. Elimden geldiği kadar da en iyisini yapmaya çalışıyorum. Ama hangisi ön planda dersen buna sokak karar versin. Ben seçim çalışmalarımda olsun veya yolda yürürken 10 kişiden 9’u  ‘kaptan ne yapıyorsun?’ diyordu. Demek ki kamuoyunun gözünde bizim futbolculuğumuz o millî takımlardaki o büyük takımlarda oynadığımız taraftarlar beni öyle görüyorlar. Üst düzey sporcu olabilmek için çok disiplinli ve gereğini yapmak lazım. Bende o futbolculuk zamanında kalma, eğer bir işi girdiysem ben kenarından tutmayı bilmiyorum, tamamen içine giriyorum. Ve doğaldır ki bu yaşadığımız dünyada 24 saat hakikaten yetmiyor. Çoğu yere de yetişemiyoruz. Bununla ilgili ufak tefek şikâyetlerde alıyoruz ama benim şöyle içim rahat elimden geleni yapıyorum.

-Yugoslavya’dan Türkiye’ye gelme hikayesi o aslında çok dramatik hatta travmatik bir hikâyedir. O geliş hikâyesinde neler yaşadı Saffet Sancaklı oralarda neler gördü?

2 yaşındaydım geldiğimde ben o zamanı hatırlamıyorum. Rüya gibi bir şeyler hatırlıyorum. 2 yaşında bir çocuk ne hatırlar, fakat anavatana geldikten sonra biraz büyüdüm. Benim dedemin dedeleri Karaman’dan Balkanlar alınınca oraya gönderilmiş ve orayı vatan yapmışız. Tabi uzun yıllar oralarda kalmışız. Daha sonradan da Osmanlı’nın yavaş yavaş çöküşünden sonra çekile çekile şuan ki Türkiye Cumhuriyeti topraklarının sınırları çizilmiş, bizde orada kalmışız. Tabi orada kaldıktan sonra bunun intikamını almayacaklar mı ? Eziyetler başlamış, Müslümanlık yaşatılmıyor, Türklük yaşatılmıyor derken rahmetli babam anavatana gelmeye karar veriyor. Babama sordum ‘Baba nasıl oldu o zaman?’ dedi ki ‘Oğlum o zaman kanun çıkardılar, Türkiye anavatanı diyor ki bizim soydaşlarımızı ver’ Tamam veririz diyorlar ama, iki şartımız var, 1 tanesi burada herhangi mahkemelik durumu olmayacak, 2.'side de bütün mal varlığını buraya devredecek. Yani hem gideceksiniz hem malvarlığı burada kalmayacak.  O zaman bizimde ailemiz büyük bir aile büyük bir sülale. Babama dedim ki, ’O kadar serveti o kadar toprağı nasıl oldu dedim?’ oğlum dedi, ‘ Özgür bir vatan yoksa Türk bayrağı dalgalanmıyorsa o toprakların hiçbir anlamı kalmıyor, biz her şeyi bıraktık.’ Peki dedim ,’ Sattık mı?.’ Babam ‘ Yok, herkes gelmek istiyordu. Satacak kimse yok kalan komşulara devrettik bir de tapu parasını da biz ödedik’ dedi. Ve sıfır kuruşla biz her şeyimizi bırakıp anavatan gelmişiz. Tabi bende o zaman biraz çocuklukta var ya baba dedim o kadar şeyi nasıl bıraktık ettik falan diye konuşurken, Dedi ki ‘Oğlum mal mülk kazanılır, önemli değil. Çok yakın zamanda biz yine kazanırız. Ama özgür olmadıktan sonra bize Müslümanlığımızı, Türklüğümüzü yaşatmadıktan sonra hiçbir anlamı yok’ dedi. Her şeyimizi orada bırakıp gelmişiz. Belki de Balkanların en büyük sülalelerinden birisiyizdir. İyiki de gelmişiz. O zaman çok travmatik şeyler de yaşandı.

-Belli ki çok büyük bir yetenekti Saffet Sancaklı çocukluğunda. Onu ilk hisseden kim oldu? Sen futbolcu olmalısın diye size bu anlamda destek olan biri oldu mu?

Tabi o zaman her taraf araziydi. Biz de devamlı top oynuyorduk. Basketbol, voleybol oynuyorduk, atletizm yapıyorduk, futbol oynuyorduk. Tabi mahallenin abileri vardı o zamanlar, o mahallenin abileri de hem lafını dinletirdi hem de bizi çok iyi yönlendirirlerdi. Benim yetiştiğim mahallede hakikaten beni öyle bir yönlendirdiler ki, hem bizim mahallemiz kenar mahalleydi yani kötü alışkanlıkları rahat kapabileceğin bir yerdi. Benim o dönemden arkadaşlarım var spor yapmayanların dışındakilerin çoğu gayri meşruya bulaştı. İşte o abiler bana sen çok yeteneklisin, sen futbolcu olacaksın, işte şu saatte yatacaksın şu saatte kalkacaksın bana nefes aldırmıyorlardı. Hatta akşam kulübe çağırıyorlardı. Bizim benim yetiştiğim Kültür spor diye bir kulübümüz vardı. Onların hepsi esnaf ve işçi kesimiydi. Akşam biz toplanırdık oraya bir tanesi bana çam fıstığı almış bir tanesi muz almışlar. O abiler 'al bunlarla beslen sen futbolcu olacaksın' derlerdi. Bu 10 yaşlarımda olan şeyler. Ben o semttekilerin hiçbir zaman hakkını ödeyemem.

- Görüşür müsünüz halen?

Tabi. Zaten akrabalarımızın büyük bir bölümü orada. Benim futbolcu olmam da semtin ve o semtin abilerinin çok büyük payı var.

- Rahmetli babanız futbolcu olurken karşı çıktı mı ?

Karşı çıkmadı, ne olduğunu bilmiyordu. Ben bir yerlere gidiyorum geliyorum. Bana soruyordu ‘sen nereye gidip geliyorsun’ diye. Ya baba ben futbol oynuyorum diyordum. Babam da 'Futbol ne' diyordu. Bende babama anlatıyordu. O da 'şikâyet gelmesin komşulardan' diyordu. Beşiktaş’a transfer oldum. Beşiktaş’a transfer oldum. O zaman ki parayla 10 milyon lira bana siyah poşet içinde peşin para verdiler. Bende aldım parayı eve geldim. Eve girdim 'anneme dedim ki al bu parayı' dedim. Annem de 'bu ne' dedi?  'Sen nereden aldın bu paraları' dedi. Ben anneme dedim ki 'transfer oldum. Annem de 'çabuk geri götür bu parayı' dedi. Şimdi 20 yaşındaki bir çocuğun bir poşet parayla gelmesi o zaman ki şartlarda. Al dedim bunu babama ver. Annem de 'ben veremem bir şey diyemem. Sen bunu nereden aldıysan geri götür' dedi. Akşam geldim babam beni odaya çağırdı. Baba dedim ben bunu alnımın teriyle kazandım, yarın olunca semtte göreceksin ne olduğunu dedim. Çünkü yarın gazete çıkacak benim transfer olduğum görülecek falan. Sonra ertesi gün tabi olunca rahmetli babam kahveye falan gidiyor. Semtte herkes babamı tebrik ediyor, kutluyor. Sonra babam dedi ki 'sen iyi bir şey yapmışsın kötü bir şey yapmadın' dedi.

-O parayla araba mı aldınız?

Rahmetli babam dedi ki 'ben ne yapacağım bu parayı 70 yaşında adamım' dedi. Ellemedi paraya 'ne yapmak istiyorsan yap' dedi. O zaman kat çıkmak çok modaydı. Hemen bir kat çıktım. Bir de hemen futbolcu ne yapar gider bir tane araba alır bir de borçlanır iyisini alır.

-Futbolcular astronomik rakamlarla transfer oluyorlar. 20'li yaşlarda büyük paralar kazanıyorlar. Ve maalesef herhalde karakter anlamıyla da tam oturmamış yaşlar olduğu için bozulabiliyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Genelde futbolcular fakir ailelerinin çocuklarından olur. Ben daha bugüne kadar çok zengin bir adamın çocuğunun futbolcu olduğunu görmedim. Çünkü o zorluğu çekmez. 20 yaşındaki adama öyle bir para veriyorlar ki altına arabayı alıyorsun, sokakta yürüyemiyorsun, millet sarılıyor seninle fotoğraf çektiriyor. Her gittiğin yerde çok büyük ilgi görüyorsun. Hayalini kurduğun insanlarla oturuyorsun, kalkıyorsun. 20 yaşındasın, çok iyi eğitim almamışsın, kenar mahalleden geliyorsun, hasar almama ihtimalin yok. Çok büyük bölümü de büyük hasar alıyor ve futbol hayatları neredeyse başlamadan bitiyor. Burada az hasarla atlatmak önemli. Allah rahmet eylesin rahmetli Süleyman Seba’nın bana çok yardımı oldu. Ben 20 yaşındaydım Beşiktaş’a transfer olduğumda. Rahmetli Süleyman abi beni 2 sene üst üste cezalandırmak için adam etmek için Beşiktaş liderken Eskişehirspor’a kiralık gönderdi. Bir sene sonrada Konyaspor’a kiralık gönderdi. Herkes bana çok yardım etti. Ama özellik rahmetli Süleyman Seba’nın benim hayatımda ilgili bölümde çok büyük etkisi oldu.

-Neden, Saffet Sancaklı gol attıktan sonra çok sevinmiyordu?

Bugün dünyada gol attığı andaki sevinci tarif edebilecek hiçbir futbolcu yok. Onu tarif edemiyorsun bu çok büyük bir haz. Bir gol atıyorsun millî maçta 80 milyon kişi ayağa kalkıyor, sevinmemek mümkün değil. Fakat sevgi göstermenin çeşitleri var. 'Bir gün dediler ki neden sevinmiyorsun ve koşmuyorsun' Ben de dedim ki 'Her maç gol atıyorum. 6 ayda bir gol atan adam koşturuyor. Her hafta attığım için koşmuyorum' diye espri de yaptım.

-Kocaelispor ve Kocaeli ilimiz sizin için ne ifade ediyor?

Ben bir çok takımda oynadım. Türk tarihinde üç büyüklerde oynayan ilk insan benim. Bu onuru bu şerefi hayatım boyunca taşıyacağım. Kocaelispor olayı sadece futbol değildi. Bir şehir olarak bütünleşmiştik. O Kocaelispor o dönemdeki başarısıyla İzmit Büyükşehir Belediyesi oldu. Kocaeli Üniversitesi geldi. Ben Kocaelispor ile beraber büyüdüm. Ve siyasete başlayınca gönüllü olarak özellikle Kocaeli’ni tercih ettim. Benim için Kocaeli çok farklıdır..

-Bu takımlar arasında bir ayrım yapayım deseniz. Hangi takımlısınız desem ne dersiniz?

Takımlar konusunda ayrım olmaz. Allah bana üç büyüklerde oynamayı nasip etti. 3 takım da o kadar önemli camialar ki gerçekten söylüyorum o kadar zevk aldım ki bir de benim oynadığım dönemler en iyi dönemlerdi.  Beşiktaş’ta oynadığım dönemde Metin, Ali, Feyyaz‘ların döneminde oynadım. Tam Galatasaray’a transfer oldum Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi serüveni başladı. Fenerbahçe’ye transfer olduğumda da belki de tarihin en iyi kadrosu vardı. Allah nasip etti. En iyi zamanlarında o kulüplerde oynadım. Tadı o kadar damağımda kaldı ki, biz taraftar gibi düşünmüyoruz. Biz takım tutmuyoruz biz profesyoneliz. O kadar iyi zamana denk geldim ki hepsinde çok rahat ettim. Zaten bugün benim ilişkilerime baktığınızda herhangi bir camiadan bana hiç tepki var mı, yok. Neden, çünkü adam gibi oynadık, adam gibi ayrıldık, adam gibi de devam ettik hayatımıza.

-Vefa Poyraz Lisesi'nde ülkücü damarınız kabardı. Nasıl oldu o hikayeyi anlatabilir misiniz?

Bizim okulda Pazartesi ve Cuma günleri İstiklal Marşı okunup bayrak göndere çekilme uygulaması olmuyordu. Zaten polis ve asker gelemiyordu bizim okula kurtarılmış bölgeydi. İşte o örgütün lideri çıkardı slogan atılırdı Pazartesi ve Cuma günleri. İşte bir Pazartesi veya Cuma günü ne olduysa o gün Türk bayrağını indirip başka bir bayrak astılar oraya. Benimde yanımda bir arkadaşım var bu ne dedim. O da ‘Komünizmi getirmeye çalışıyorlar’ dedi. Ben de ‘Ya o beni ilgilendirmiyor. Türk bayrağı nasıl iner buradan. Biz zaten Türk bayrağına gelmişiz. Yani bize Türk bayrağımızı astırmıyorlar, Türklüğümüzü, Müslümanlığımızı yaşatmıyorlar diye anavatana gelmişiz. Anavatanda Türk bayrağını indiriyor birileri. Bu Türk bayrağını buraya dikecek kimse yok mu? ‘ dedim.  
Arkadaşımda ‘ülkücüler var. Ama okulda yoklar’ dedi. Ben ne olduğunu bilmeden, o anda bundan sonra ülkücüyüm dedim. Ülkücülüğün tek kelimeyle tarifi vatanseverliktir. Ve ben ülkücü olduğum için çok büyük onur ve gurur duyuyorum. Bunu siyaseten söylemiyorum. Zaten vatansever olmayan adam kimse terk etsin bu ülkeyi gitsin.

-Sayın Devlet Bahçeli’yle ilk tanıştığınız günü hatırlar mısınız?

Bizim Genel Başkan Yardımcımız Atilla Kaya var. Beni aradı dedi ki ‘Kaptan, Genel Başkan arayacak sizi’ dedi. Sonra Sayın Genel Başkan aradı beni Ankara’ya davet etti. Ve 2010’un Ekim'in 25’inde bugünleri anlattı. Sayın Devlet Bahçeli’nin ileriyi gören o vizyonu özellikle 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’de anlaşılmaya başladı.  Söylüyorum buradan ilk seçimde Milliyetçi Hareket Partisi büyük patlama yapacak. Ben sokakta görüyorum bunu. Sayın Genel Başkan Ekim’in 25’inde beni davet edip kahve içerken bana bu günleri anlattı. Bana, ‘Sizin sahaya inmeniz lazım, beraber olmamız lazım. Çünkü ülkeye operasyon yapılıyor’ dedi.

-Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’ye transfer oldunuz. O transfer olduğunuzda aldığınız has mı yoksa milletvekili olduğunuz ilk gün mü?

Hepsi çok büyük bir has. Ama enteresan bir olay anlatayım. Ben yapı olarak çok sakin insanım. Kolay kolay heyecanlanmam, panik yapmam. Sayın Engin Alan ile beraber aynı gün rozet takıldı bize. Genel Başkanımız beni anons etti. Salonda hınca hınç dolu. Genel Başkanımız Millî Futbolcumuz Saffet Sancaklı’yı kürsüye davet ediyorum deyince salonda bir uğultu koptu. Koltuktan bir kalktım ayaklarım kesildi. Milletvekili seçildim tabi ki sevindim bu çok büyük bir onur.

-Saffet Sancaklı’ya baktığımız zaman her konuda mutlaka söyleyecek bir sözü var. Meclis Kürsüsünde sürekli meclisteki arkadaşlarına hitap edebiliyor ve doğru bildiklerini de anlatabiliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

550 tane milletvekili arasında tek millî futbolcu benim. Partinin de spor politikasını Sayın Genel Başkanın talimatıyla ben yürütüyorum. Ve Meclis'te mümkün olduğu kadar spor konuşmaya çalışıyorum. Çünkü bugün Türkiye’de 80 milyondan en az 60 milyonu futbol ile ilgileniyor. Bu çok büyük bir kitle. Ben şuan bazı yanlışlıkları ve hataları oradan dile getiriyorum. Çözüm önerileri sunuyorum. Bunun dışında ben çevre komisyonunu üyesiyim. Çevre ve Balkanlar ile ilgili konuşmalar yapıyorum. Bildiğim konuları konuşmaya çalışıyorum. İçimden geçenleri anlatıyorum. Türk toplumuna yalan söyleyip, rol yapmayacaksınız. Türk insanın öyle bir yapısı var ki seyreder seyreder size bir not verir. Ağzınızla kuş tutsanız o imajı bozamazsınız.

-Fatih Terim’le devam eden sonrasında Lucescu’ya devredilen Millî Takım maalesef başarısız oldu. Sizce başarısız olmasının nedeni nedir ?

Türkiye’de futbolu yönetici bazında ortalama 1000 kişi yönetiyor. Bir tanesi Millî futbolcu değil. Bu kadar futbolun dışından gelen insanlar futbolu yönetmeye kalkarsa işte bugün ki rezillikler ortaya çıkar. Futbolcu federasyonu yapıyoruz biz, 20 yöneticisi var. Bu yöneticilerin 5 tanesi millî futbolcu olacak, bunlar millî takımı yönetecek, organizasyon yapacak, hocaları getirecek, Alt yapıyı düzenleyecek. Diğer tarafta kalan 15 yöneticisi de iş adamı olsun. Bu insanlara karşı bir hamlem yok. Bu adamlar bunu da yönetmeye kalktıklarında bilmedikleri için olmuyor.

-15 Temmuz hain darbe girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve bu konuyla ilgili Milliyetçi Hareket Partisi'nin durduğu yer ve hükûmetle ilişkisini Saffet Sancaklı’dan dinlemek isterim.

15 Temmuz gecesi Milliyetçi Hareket Partisi elini taşın altına koymadı. Bütün gövdesini vücudunu her şeyini koydu. Sayın Genel Başkanın televizyonlara yazılı metin göndermesiyle yani bu gece her şey olabilir ama bu darbe olmayacak. Buna müsaade etmeyecek ülkücüler dedikten sonra olaylar bir anda değişti. Daha sonrada Sayın Cumhurbaşkanının çıkıp konuşması insanların o sokaklara dökülmesi dünya tarihinde böyle bir şey yok olamaz da zaten. İşte bu Türk geni var ya, tankın karşısına 70 yaşında nine başı örtülü geçmiş tankın karşısında duruyor. Şimdi o gece olanları kimse unutmasın. Milliyetçi Hareket Partisi o gece ne gerekiyorsa fazlasıyla yaptı.  Hükûmetin yanında olması noktasında da Sayın Genel Başkan ‘dış güçler var, terör örgütleri var. Türkiye’yi paramparça etmek istiyorlar. Bunu herkes görüyor. Biz devletimizin, milletimizin ve dış politikayla özellikle terör noktasında koşulsuz hükûmetin yanındayız. Başkası da olsa hükûmetin yanında olacaktık. Çünkü mesele devlet meselesi. Biz bunu belki sokağa çok iyi anlatamadık ama anlatmaya başlayacağız.

-Sayın Devlet Bahçeli’yle ilk tanıştığınız günü hatırlar mısınız?

Bizim Genel Başkan Yardımcımız Atilla Kaya var. Beni aradı dedi ki ‘Kaptan, Genel Başkan arayacak sizi’ dedi. Sonra Sayın Genel Başkan aradı beni Ankara’ya davet etti. Ve 2010’un Ekim'in 25’inde bugünleri anlattı. Sayın Devlet Bahçeli’nin ileriyi gören o vizyonu özellikle 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’de anlaşılmaya başladı.  Söylüyorum buradan ilk seçimde Milliyetçi Hareket Partisi büyük patlama yapacak. Ben sokakta görüyorum bunu. Sayın Genel Başkan Ekim’in 25’inde beni davet edip kahve içerken bana bu günleri anlattı. Bana, ‘Sizin sahaya inmeniz lazım, beraber olmamız lazım. Çünkü ülkeye operasyon yapılıyor’ dedi.

-Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’ye transfer oldunuz. O transfer olduğunuzda aldığınız has mı yoksa milletvekili olduğunuz ilk gün mü?

Hepsi çok büyük bir has. Ama enteresan bir olay anlatayım. Ben yapı olarak çok sakin insanım. Kolay kolay heyecanlanmam, panik yapmam. Sayın Engin Alan ile beraber aynı gün rozet takıldı bize. Genel Başkanımız beni anons etti. Salonda hınca hınç dolu. Genel Başkanımız Millî Futbolcumuz Saffet Sancaklı’yı kürsüye davet ediyorum deyince salonda bir uğultu koptu. Koltuktan bir kalktım ayaklarım kesildi. Milletvekili seçildim tabi ki sevindim bu çok büyük bir onur.

-Saffet Sancaklı’ya baktığımız zaman her konuda mutlaka söyleyecek bir sözü var. Meclis Kürsüsünde sürekli meclisteki arkadaşlarına hitap edebiliyor ve doğru bildiklerini de anlatabiliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

550 tane milletvekili arasında tek millî futbolcu benim. Partinin de spor politikasını Sayın Genel Başkanın talimatıyla ben yürütüyorum. Ve Meclis'te mümkün olduğu kadar spor konuşmaya çalışıyorum. Çünkü bugün Türkiye’de 80 milyondan en az 60 milyonu futbol ile ilgileniyor. Bu çok büyük bir kitle. Ben şuan bazı yanlışlıkları ve hataları oradan dile getiriyorum. Çözüm önerileri sunuyorum. Bunun dışında ben çevre komisyonunu üyesiyim. Çevre ve Balkanlar ile ilgili konuşmalar yapıyorum. Bildiğim konuları konuşmaya çalışıyorum. İçimden geçenleri anlatıyorum. Türk toplumuna yalan söyleyip, rol yapmayacaksınız. Türk insanın öyle bir yapısı var ki seyreder seyreder size bir not verir. Ağzınızla kuş tutsanız o imajı bozamazsınız.

-Fatih Terim’le devam eden sonrasında Lucescu’ya devredilen Millî Takım maalesef başarısız oldu. Sizce başarısız olmasının nedeni nedir ?

Türkiye’de futbolu yönetici bazında ortalama 1000 kişi yönetiyor. Bir tanesi Millî futbolcu değil. Bu kadar futbolun dışından gelen insanlar futbolu yönetmeye kalkarsa işte bugün ki rezillikler ortaya çıkar. Futbolcu federasyonu yapıyoruz biz, 20 yöneticisi var. Bu yöneticilerin 5 tanesi millî futbolcu olacak, bunlar millî takımı yönetecek, organizasyon yapacak, hocaları getirecek, Alt yapıyı düzenleyecek. Diğer tarafta kalan 15 yöneticisi de iş adamı olsun. Bu insanlara karşı bir hamlem yok. Bu adamlar bunu da yönetmeye kalktıklarında bilmedikleri için olmuyor.

-15 Temmuz hain darbe girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve bu konuyla ilgili Milliyetçi Hareket Partisi'nin durduğu yer ve hükûmetle ilişkisini Saffet Sancaklı’dan dinlemek isterim.

15 Temmuz gecesi Milliyetçi Hareket Partisi elini taşın altına koymadı. Bütün gövdesini vücudunu her şeyini koydu. Sayın Genel Başkanın televizyonlara yazılı metin göndermesiyle yani 'Bu gece her şey olabilir. Ama bu darbe olmayacak. Ülkücüler buna müsaade etmeyecek' dedikten sonra olaylar bir anda değişti. Daha sonrada Sayın Cumhurbaşkanının çıkıp konuşması insanların o sokaklara dökülmesi dünya tarihinde böyle bir şey yok olamaz da zaten. İnsanlarımızda bu Türk geni var, tankın karşısına 70 yaşında nine başı örtülü geçmiş tankın karşısında duruyor. Şimdi o gece olanları kimse unutmasın. Milliyetçi Hareket Partisi o gece ne gerekiyorsa fazlasıyla yaptı. Hükûmetin yanında olması noktasında da Sayın Genel Başkan ‘dış güçler var, terör örgütleri var. Türkiye’yi paramparça etmek istiyorlar. Bunu herkes görüyor. Biz devletimizin, milletimizin ve dış politikayla özellikle terör noktasında koşulsuz hükûmetin yanındayız. Başkası da olsa hükûmetin yanında olacaktık. Çünkü mesele devlet meselesi. Biz bunu belki sokağa çok iyi anlatamadık ama anlatmaya başlayacağız.