Nimet Dilbirliği hayatını kaybetti. Nimet Dilbirliği kimdir, kaç yaşında, nasıl vefat etti? gibi aradıklarınız bu haberde. Türkiye'de milyonları ağlatan ve hayatı Ayla filmi ile beyaz perdede Türkiye ve Avrupa'da gösterime giren Ayla filminin, Süleyman Dilbirliği, dün hayatını kaybetmişti. Bugün gelen son dakika haberlerine göre ise Süleyman Dilbirliği'nin eşi, Nimet Dilbirliği de hayatını kaybetti. Peki Nimet Dilbirliği nasıl vefat etti, kaç yaşındaydı, nereliydi? İşte detaylar...

Hikayesi 'Ayla' filmine konu olan ve dün hayatını kaybeden Kore gazisi emekli astsubay Süleyman Dilbirliği'nin eşi Nimet Dilbirliği bugün hayatını kaybetti. Dilbirliği'nin bu sabah evinde öldüğü öğrenildi.

Bunun üzerine Süleyman Dilbirliği için bugün cuma namazının ardından düzenlenecek cenaze töreni ikindi vaktine ertelendi. Süleyman Dilbirliği'nin eşi Nimet Dilbirliği ile son yolculuğuna uğurlanacağı kaydedildi.

EŞİ ACISINA DAYANAMADI

Kore Gazisi Emekli Astsubay Süleyman Dilbirliği'nin eşi Nimet Dilbirliği, eşinin acısına dayanamayarak bu sabah saatlerinde hayatını kaybetti.

Ayla" filmiyle hikayesi beyaz perdeye aktarılan Koreli Kim'in manevi babası Kore Gazisi Astsubay Süleyman Dilbirliği yaşamını yitirdi. Dilbirliği, 12 Kasım'dan bu yana Sağlık Bilimleri Üniversitesi Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin yoğun bakım ünitesinde tedavi görüyordu. 91 yaşındaki Dilbirliği'nin dün çoklu organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybettiği açıklanmıştı. 

SÜLEYMAN DİLBİRLİĞİ KİMDİR?

Astsubay Süleyman Dilbirliği, 17 Ekim 1950’de General Tahsin Yazıcı komutasında 5090 kişilik bir tugaydaki askerlerle Türkiye, Kore’ye gitti. Annesi-babası öldürülmüş Koreli bir kıza 15 ay boyunca baktı. Görevi bitip Türkiye'ye dönen Süleyman Dilbirliği, Ayla’dan haber alamamıştı. Yıllar sonra Ayla adını verdiği kızı 60 sene sonra görmüştü.

AYLA FİLMİ HAKKINDA

Astsubay Süleyman Dilbirliği, Kore Savaşı sırasında ailesini savaşta yitiren 5 yaşındaki bir kız çocuğunu sahiplenerek adını Ayla koymuş ve bu öyküsüyle "Ayla" filmine konu olmuştu. 

Film, 1950'lerde Kore Savaşı'na katılan Türk askerlerinden biri olan Astsubay Süleyman Dilbirliği ile savaşta öldürülmüş ailesinin yanında bulduğu ve Ayla adını verdiği Koreli küçük kızın sevgi ve umutla beslenen gerçek hikayesinden beyazperdeye taşındı. 
Kahramanlarının hala hayatta olduğu 'Ayla' filmi zamansız, mekansız, dil-din ve ırk tanımadan vicdanın nasıl da gerçek bir sevgiyle insanları buluşturabileceğini ve savaşa rağmen gerçek insanlığın nasıl da birleştirici olabileceğini Türkiye insanının güçlü gönlü ve ruhunu yansıtan bir gözle anlatıyor.

Kore Savaşı sırasında, dünyanın öbür ucunda, anne ve babası ölmüş minik bir çocuğun hem Türkleri hem Güney Korelileri hem de Amerikalıları aynı duygularda, nasıl büyük bir içtenlikle buluşturduğunun hikayesini perdeye taşıyan Ayla, savaşın acı koşullarında, ismi gibi ay yüzlü Ayla ile ay yıldızlı bir askerin tarihe mal olmuş 65 yıllık hikayesini anlatıyor.

6

Ay gibi yüzü vardı, adı Ayla oldu

16 Ekim 1950’de Kore topraklarına ayak bastığında, bir ömür sürecek bir kalp ağrısı yaşayacağını bilmiyordu. Bulduğu kız çocuğu, yanından ayrılmıyordu. Birliğine getirdiğinde, ilk iş, onu güzelce yıkamıştı, saçları bit doluydu, kısacık kesmişti. Güzel bir yatak hazırlamış, onu sıcak tutacak kıyafetler, ayakkabılar satın almış; bir güzel giydirmişti. Annesi-babası öldürülmüş bu çocuğun adı, Kim Eunja’ydı. Adını telaffuz etmek sadece ona değil, tüm askerlere zor geldi. Yusyuvarlak, ay gibi bir yüzü vardı ya, adını Ayla koydu.

Kısa sürede Ayla askerlere, askerler Ayla’ya alıştı. Birlikte oyunlar oynuyor, onları güldürmeye bile çalışıyordu. Türkçe de öğrendi. Üstelik artık Dilbirliği’ni babası biliyordu. Peki, neden diğerlerini değil de onu?

Süleyman Astsubay, bu soruya önce “Bilmem” yanıtını verdi, ancak birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra “Biz birbirimizi çok sevdik” diye ekledi. Devamını kendisinden dinleyelim: “Oraya bizden 15 bin kişi gitti. Ama bu yaşanan, bana kısmet oldu. Ben orada o çocuğa hep sarılırdım, hep öperdim. O da bana nasıl sarılırdı, nasıl severdi. Ama işte sonra… Ayrılmamız gerekti.”

Birlikler, Kore’de bir sene kaldı ve onlar dönerken, yeni bir birlik Kore’ye doğru yola çıktı. Süleyman Astsubay için de dönüş vakti gelmişti.

Ağlayarak ayrıldılar

Ayla’yı Türkiye’ye getirmeyi düşündü ama yasalar izin vermiyordu. “Arkanızdan ağladı mı” diye sorduğumda, “Çok ağlıyordu, çok. Öyle çok ağlıyordu” dedi Süleyman Bey.

Kendisi de Türkiye’ye döndükten sonra uzun süre gözyaşı döktü, Ayla’yı rüyalarında gördü. Ayla ise, Türk askerlerinin Suwan kentinde açtığı Ankara Okulu’na yerleştirildi. Daha sonra Güney Kore Eğitim Bakanlığı’na devredilen bu okula kaydı yapılırken, küçük kız adını soran müdüre Kim Eunja değil, “Ayla” dedi. Müdür “Bizde öyle isim olmaz” deyince de “Ama ben Türk’üm” yanıtını verdi.

Ve araya, koca bir 60 yıl girdi. Baba-kız, birbirinden haber alamaz oldu. Ayla çok denedi ama babasına dair bir iz bulamadı…

Astsubay Süleyman Dilbirliği, Kore Savaşı’nın 60. yılı anısına Kore Başkonsolosluğu’nda düzenlenen bir resepsiyona katıldı. Tüm gaziler anılarını paylaşıyorlardı. O da Ayla’dan bahsetti, uzun uzun onu anlattı. Konu, Koreli yetkililerin ilgisini çekmişti, Ayla’nın fotoğraflarını görmek istediler.

Bir fotoğraf ile canlanan anılar

Hemen Kore’deki Ankara Okulu’ndan mezun olanların kayıtları incelendi. Uzun bir uğraş sonucu, Ayla bulundu. Evlenmiş, bir oğlu, bir kızı hatta iki de torunu olmuştu. Eşini uzun süre önce kaybetmişti ve bir anaokulunda temizlik işçiliği yapıyordu. Koreli muhabirler, onunla evinde buluştu, savaş sırasında çekilmiş fotoğraflarını gösterdiler.

“Bu ben miyim” dedi, şaşırdı Ayla. Süleyman Astsubay’ı yanağından öptüğü kareyi gördüğü an ağlamaya başladı: “Hep özlediğim bu adamı fotoğraflarda görmek kahrediyor.” Fotoğraflara baktıkça anılar geri geldi. Gazetecilere Süleyman Astsubay’ın onu diğer eşyalarıyla beraber yanında götürmek istediğini anlattı.

Süleyman Dilbirliği ile Ayla, 60 yıl sonra 2010’da Güney Kore’de buluştu. 2012’de Ayla Türkiye’ye geldi.

60 yıl sonra ilk buluşma

Süleyman-Demet Dilbirliği çifti ile Ayla, 60 yıl sonra Seul’deki Ankara Parkı’nda buluşacaktı. Pembe montlu bir kadın, iki yanında torunlarıyla beraber onlara doğru yürüyordu. Birbirlerine bir koşuşları, bir sarılıp ağlayışları var ki, o görüntüyü tarif etmeye yaklaşmak bile mümkün değil. Sarılırken, dünyanın en ağır cümlelerini kuruyordu Ayla: “Niye bu kadar uzun sürdü? Neden daha önce gelmedin? Seni çok özledim.”

Süleyman Astsubay ve kızı, o andan sonra mektuplaşır oldular. Ayla, Korece yazdığı mektupları Türkçeye de çevirtip ikisini birden postalıyor ve mektuplarında şöyle diyordu: “İyi bir babanın kızı olmaktan mutluyum. Babam Türk diye kendimle gurur duyuyorum. Her gün resminize bakıyorum ve resminizle konuşuyorum.”

Baba-kız, en son 2012’de, Ayla’nın Türkiye ziyaretinde yüz yüze görüştüler. Türkçeyi çoktan unutmuştu, sadece birden sekize kadar sayabiliyordu.

Süleyman Astsubay, Ayla’dan en son 2013 yılında mektup aldı. Sonradan öğrendiğine göre, birlikte yaşadığı oğlunun yanından ayrılmış, İncheon kentinden de taşınmış. Şu an nerede, bilinmiyor… Her dua edişinde Ayla için de elini açan Dilbirliği, Ayla’nın ona ulaşmasını bekliyor, “Herhalde imkân bulamadı” diyor.

Savaş hala rüyasına giriyor

Süleyman Astsubay, şimdi 92 yaşında. Hayatı boyunca hep albümler biriktirdi, Ayla’nın fotoğraflarına baktı durdu. 1969’da ordudan emekli oldu ama silah sesleri hâlâ kulağına geliyor. Ve savaşı hâlâ rüyasında görüyor. Ne Kore’ye giderken ne de Güney Kore için savaşırken korktuğunu anlatıyor. Ve şöyle diyor: “Kızım için, ben bugün olsa, yine gider savaşırım.

Umarım dünya çapında olur

Ayla ile hikâyemizi sinemada izlemek çok hoşuma gider. Umarım dünya çapında bir film olur. Çünkü Kore Savaşı’nı ve neden oraya gittiğimizi pek kimse bilmiyor. Amerikalı General (Douglas) MacArthur bize ‘Kuzey Kore’yle yapılan savaş cephede bitti’ dedi. Biz de Kunu-ri Boğazı’na çıkış yaptık. O akşam, gayrinizami haldeydik, çünkü bize savaş bitti dediler, artık evimize gideceğiz diye düşünüyorduk. Ama işte o gece… 26 Kasım gecesi, 400 bin Çinli taarruz etti. Ve bunu bize kimse haber vermedi. Orada muhabere ettik. O zaman da korkmadım. Bu film, gelecek nesillere bir belge olur.”

Kore’de bize çok iyi baktılar

“Ben hep tereyağının, yoğurdun iyisini yedim, hiç sigara içmedim. Hep sağlıklı beslendim. Ayaklarımda sorun var ama bu yaşa kadar geldim, çok şükür. Üstelik ben çok kaza geçirdim. 30’lu yaşlarda vapurdan iskeleye atlarken suya düştüm, vapurla beton arasında kaldım. Allah’tan rüzgâr, fırtına yoktu; yoksa su beni alır batırırdı. Trenle Kırşehir’e giderken tren raydan çıktı, toprak üstünde kaydı. Neyse ki yavaştı. Maraş’tan İstanbul’a ev tutmaya gelirken araba devrildi, altından sağ çıktım.

Allah’ın verdiği ömür işte… Sabah kalkarım, madalyalarımın olduğu ceketimi giyerim. Gelmiş geçmiş hükümetlerin hiçbirisi ne Kıbrıs ne de Kore gazilerine madalya veremedi. İnsafsızlık. Ama Koreliler bizi çok düşünür. Benim madalyalarım var, onlar verdi. Kore’de bize çok iyi baktılar. Hem yumurta verirlerdi, hem de yumurta tozu. Hindi de yedik. Ama bizim ordumuz öyle fakirdi ki, bir asker iki buçuk sene askerlik yapardı, ayakkabısını yamar yamar giyerdi.”