Asiye bint-i Müzâhim mümin Firavun Reyyan bin Velîd neslinden gelen bir azizedir. Mısır’ın en asil, gözde kızıdır, nitekim Firavun talip olur ona.
Tamam Firavun hırslı, aksi, zalim bir adamdır ama hanımını kıramaz asla.
O gün Asiye Validemiz nedimeleri ile bahçede oturmaktalar. Bakarlar nehirden bir sandık gelir, takılır dallara. Cariyeler alır hanımın önüne koyarlar, böyle bir kutuda değerli şeyler olmalıdır mutlaka. Açar “Aaa şuna bakın kızlar.” İçinde gülümseyen bir bebek. “Ah ah ah ay parçam, nur parçam!”
Zaten müşfik bir kadındır, kalbi muhabbetle dolar. Bebeği kucakladığı gibi Firavun’un yanına gider, bağışlanmasını ister, yalvaran bir ses tonuyla.
Firavun gözlerini kısar “Saltanatımıza kastedecek çocuğun bu olmadığı ne mâlum” der, “Belki de helakimin sebebi şu an senin kucağında!”
Asiye Validemiz pes etmez, “Tamam bağışladım” cümlesini koparıncaya kadar uğraşır, kâh neşelenir, kâh mahzun olur gözleri dolar. Neticede Firavun “Tamam tamam” der “Nasıl istiyorsan.”
-Ah ne güzel, bu bizim bebeğimiz olsun, evlat edinelim, güzelce yetiştirelim.
Firavun “Ben istemem” der,  “Al senin olsun, ne istiyorsan yap!”  
Şayet!
Müfessirler “Şayet” derler, “Asiye Validemiz gibi kucaklasaydı, hidayet verilirdi ona da”
“Çocuk sevgisinden” ne kadar hoşnut oluyor Cenâb-ı Mevlâ.
KİMSEDEN EMMEZ
Asiye Validemiz bebeğinin adını bulduğu yere izafeten Mu (su) Şa (ağaç) koyar. Kıpticedir aslında.
Birçok sütanne getirtir ama hiçbiri emzirmeyi başaramaz.
Musa aleyhisselamın ablası Meryem kapı önünde dolanmaktadır o sıra. Sütanne arandığını duyunca “ben size bir anne bulurum” der, “memnun kalacaksınız mutlaka!”
Firavunun veziri Hâmân şüpheyle bakar “bu çocuk kardeşin mi yoksa?”
-Benim kardeşim yasaktan önce doğdu (Hazreti Harun’u kasteder) memeden ayrılmadı daha. Annem bebekleri çok sever, çok da iyi bakar. Deneyin, hak vereceksiniz bana.”
-İyi çağır gelsin bakalım.
Annesine müjde verir, “koş anne kardeşim sarayda. Sütanne arıyorlar ona!”
Ne zaman ki kendi annesi gelir, bebek huzurla emer. Doya doya. Kadıncağız “oğlum yavrum” diye çığlık atmamak için kendini zor tutar.
ANNESİ KUCAKLAYINCA
Vezir Hâmân şüphecidir “bu çocuk senin mi, doğru söyle bana!”
-Beni hiçbir çocuk yabancılamaz, isterseniz sorun komşularıma.
Firavun Hazreti Musa’nın annesine iş teklif eder, maaşa bağlar.
-İyi ama benim de bir oğlum var.
-Tamam bunu da götürebilirsin yanında, eğer daha iyi bakacağına inanıyorsan.
Böylece Allahü teâlânın vaadi gerçekleşmiş olur.
 “...Muhakkak ki, biz yakın zamanda onu sana geri döndürürüz...”  (Kasas sûresi 7.)
 Sabah nehre bırakmıştır, akşam alır eve getirir kucağında. Hem de bizzat Firavun’un emri ve verdiği maaşla.
ÇAĞIRIN CELLATLARI
Musa aleyhisselamın saraya dönüşü muhteşem olur, merasim, alayiş, şaşaa.... Her adımda, kıymetli hediyeler takdim edilir. İmparatoriçe çocuk gibi sevinir, evlatlığını basar bağrına. Sonra Firavun’a götürür ki o da ikramda buluna. Nursuz adam Hazreti Musa’yı alıp kucağına oturtur. Bebek huzursuz olur, sakalını çeker, vurduğu söylenir hatta.
Firavun ayaklanır. “İnan aradığım bu. Çabuk cellatları çağırın bana!”
Asiye Validemiz “ama o daha çocuk” der “ne yaptığını bilmiyor!”
-Bence çok iyi biliyor.
-Bunu ispatlayabilirim size.
Çocuğun önüne pırıl pırıl bir yakut ve bir kor parçası koyar. Hazreti Musa (Cebrail aleyhisselamın yönlendirmesi ile) ateşi tutar ağzına sokar. Hatta mübarek dili yanar.
-Bak, bebek daha!
Bu yara konuşmasına tesir edecektir, taa ki Tur Dağı’na çıkasıya.
KAVGACI SAMİRİ
Musa aleyhisselam sarayda yetişir, kıymetli elbiseler giyer, cins atlara biner. El bebek gül bebek yetiştirilir, Asiye Validemiz kol kanat germektedir ona. Firavun ise rahat değildir, mesafe koyar arasına.   
Hazreti Musa, bir gün Münîf (Aynü’ş-Şems) beldesine gitmiştir. Öğle saatleri kimse yok ortalıkta, Fatun adlı Kıpti bir ekmekçinin, Beni İsrail’den Samiri’ye eziyet ettiğini görür, ayırayım derken fırıncının göğsüne vurup iter, adam düşüp ölmesin mi? Çok üzülür, çok tevbe eder, ben nefsime zulmettim diye ağlar. (Allahü teala samimi tevbesini kabul eder.)
Fatun’un yakınları Firavun’a çıkar “Katili bul, kısas yap” derler ısrarla. Lakin hadiseyi gören yoktur ortada.
O gece sıkıntıyla geçer, sabah bakar Samiri bir başka Kıptiyle boğuşmakta. Yine yardım ister ondan. Hazreti Musa “niye dövüşüp duruyorsun” demek için Samiri’ye yönelmiştir ki “ne o” diye bağırır “dün Fatun’u öldürdün bu gün de beni mi öldüreceksin yoksa!”
Duyanlar koşup saraya yetiştirirler, Firavun “Hemen yakalayın” der, “alın getirin Musa’yı bana!”
İşte beklediği fırsat eline geçmiştir, bahane ile kaldırmalıdır ortadan.
Firavun’un yakınlarından Hazkil, gelip Hazreti Musa’ya haber verir, “Seni öldürecekler, hiç durma buralarda!” (O ve hanımı Maşita Hatun, peygamberliğini ilan ettiğinde ilk inananlardan olacaktırlar.)
Hazreti Musa Medyen’e doğru yola çıkar. Firavun’un adamları sahraya dağılır onu kuytularda ararlar. Hâlbuki ana yolda yürümektedir, saklanmadan. Bir meleğin yol arkadaşı olduğu da söylenir, Sina kolay geçilesi bir çöl değildir yoksa.