Türk Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, metodun 1900'lerin başından beri tıp camiasında bilinen, uygulanan bir yöntem olduğunu söyledi. 

Bu çerçevede, bundan önceki SARS, MERS, Ebola gibi salgınların olduğu dönemlerde de Dünya Sağlık Örgütü'nün bu uygulamayı önerdiğini hatırlatan Kınık, yönteme ilişkin şu bilgileri verdi:

'Bu aslında, bünyesine koronavirüs girmiş fakat hastalıktan sağlıkla şifa bularak çıkmış olan insanların kanında bu virüse karşı oluşmuş antikorların, hastalıkla boğuşan, özellikle de ağır durumda olan insanlara nakledilmesi şeklinde uygulanacak olan bir yöntem. Mart ayının başından itibaren Sağlık Bakanlığımız, Bilim Kurulumuz ve Hacettepe Üniversitemizle beraber bu konunun gündeme getirilmesi ve gerekli lojistik altyapılarının, bilimsel algoritmaların çıkarılması noktasında zaten temas halindeydik. Bu çerçevede resmi prosedür, Sağlık Bakanımızın da onaylamasıyla, Bilim Kurulunun onayı, Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün bu tedaviyle ilgili uygulama şartlarını, algoritmalarını yayınlanmasının ardından şu an tamamlanmış oldu."

Kerem Kınık, şunları kaydetti:

"Bu hastalarımızın iyileşmesinden sonra 14 gün geçirmesi gerekiyor. Bu 14 günü geçirdikten sonra, yani hastalığı bir laboratuvar testiyle kanıtlanmış, tanı almış, hastanede yatmış, daha sonra şifayla taburcu olmuş, 14 gün geçmiş, daha sonra bizim yaptığımız testlerde de negatif çıkmış, iyileştiği kanıtlanmış olan hastalardan alacağımız plazmalar hastalara takılacak. Bu plazmaları hastalığı geçirmiş, iyileşmiş, bu anlamda vücudunda mikrop kalmamış ve kan verme niteliklerine haiz, yani hepatit, HIV gibi mikroorganizmaları bünyesinde taşımayan, taşıyıcı olmayan gönüllü vakalar bağışlayabilecek."

"Bu yöntem mevcut bilinen tedavilere destek olan bir uygulama"

Bu çerçevede Türkiye çapında plazmaferez kapasitesi olan üniversitelerin, eğitim araştırma hastanelerinin Kızılay'dan bir provizyon alması gerektiğini, bu provizyonla bütün sistemin izlenebilirliğinin sağlanabileceğini aktardı.

Plazmaların hastalara nakil sürecinin de Sağlık Bakanlığı tarafından takip edileceğini anlatan Kınık, bu anlamda Sağlık Uygulama Tebliğinde de konuyla ilgili özel bir düzenleme yapıldığını kaydetti.

Hastalığı geçirmiş olan vatandaşların endişelenmemesi gerektiğini dile getiren Kınık, şöyle devam etti:

"Sağlık Bakanlığımız ile birlikte kendilerine ulaşacağız ve onların bağışlama şartlarının oluştuğunu anladığımızda ve onlar da bize rıza onaylarını verdiklerinde bu hastalığın yoğun görüldüğü illerimiz olmak üzere plazmalarımızı hastalara ulaştıracağız. Bu konuda özellikle bu korona savaşından muzaffer çıkmış olan kahramanlara, vatandaşlarımıza şunu söylüyoruz, kesinlikle bu işlem kendi sağlıklarını olumsuz etkileyecek bir işlem değil. Artık bundan zaferle çıktıklarından, bünyelerinde bulunan o antikorlar kendi vücutlarının, hücrelerinin tanıdığı virüs antikorları olduğu için kökleri kendilerinde. Vücut onu ihtiyaç duyduğu anda tekrar sentezleyebilecek durumda. Ama o immünglobuline ihtiyaç duyan, bugün hayatın sınırında olan insanlar var ve bu insanlara da onlar destek verebilir, ellerini uzatabilirler. Bu durum, bu küresel dayanışma içerisinde, kendi ülkemiz içerisinde de bir taraftan "Biz Bize Yeteriz" kampanyasında da anlamını bulan her türlü dayanışmanın en önünde giden bir numune olacak."

Kınık, sözlerini şöyle tamamladı:

"Sağlık Bakanlığımız kuralları koyucu, hastanelerimiz de bu tedaviyi ilgili hastalara uygulayıcı olarak bir iş birliği yapacağız. İlk hastamızın taburculuğundan itibaren 14 gün geçtiği anda bu plazmayı alıp ilk hastamıza uygulamaya başlayacağız. Dolayısıyla bu sürecin içerisinde ümit ediyorum ki daha fazla insana yardımcı olmak, onların şifalarına vesile olmak, hayata tutunmalarına vesile olmaya başarılı oluruz."