Ebru KARATOSUN

İç Güvenlik Stratejileri Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 7 bölümden oluşan raporda, 2016 ve 2020 yılları arasında Türkiye’de aile içi şiddet ve kadına karşı şiddet konusunda mağdur sayısında artış olduğuna dikkat çekildi. Aile içi ve kadına şiddet olaylarının analiz edildiği raporda, bu yılın ilk 6 ayında 115 kadının öldürüldüğü ve geçtiğimiz yıl bu tarihler arasında 173 kadın cinayetinin işlendiği belirtildi. Yine, geçtiğimiz yıl aile içi şiddet mağdur sayısında yaklaşık yüzde 19 oranında bir düşüş gerçekleşirken, aynı yıl hayatını kaybeden kadın sayısı yüzde 23 oranında arttığı ifade edilen raporda, “2019 yılında cinayete kurban giden kadınların yalnızca yüzde 6’sının tedbir kararı aldırdığı belirlendi” denildi. Kadın cinayetlerinin işlendiği iller incelendiğinde İstanbul, Ankara ve İzmir gibi Büyükşehirlerin ön plana çıktığı aktarılan raporda, kalabalık nüfus, yoğun göç ve beraberinde getirdiği koşullar, kadın cinayetlerinin bu illerde yoğunlaşmasına neden olarak gösterildi.

YÜZDE 40’I EŞLERİ TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ
Raporda, kadınların yüzde 40’ının eşleri, yüzde 23’ünün ailesi, yüzde 22’sinin sevgilisi, yüzde 8’inin boşandığı eşi ve yüzde 3’ünün ısrarlı takipçisi tarafından hedef haline geldiği anlatıldı. Hayatını kaybeden kadınların ise yüzde 17’sinin düzenli gelirinin olduğu belirtilen raporda, “Çalışan kadınların yüzde 2’si doktorluk, polislik gibi akademik eğitim gerektiren işlerde çalışıyor. Bu kadınların yüzde 42’sinin lisans düzeyinin altında eğitim aldığı görülüyor. Kadınların yüzde 57’sinin ise herhangi bir gelirinin olmadığı ve ekonomik yönden eşine ya da ailesine bağımlı olduğu anlaşılıyor” ifadeleri yer aldı.

TEHDİT, HAKARET, KÖTÜ MUAMELE…
Raporda, cinayet öncesi süreçte şüphelilerin kadınlara yönelik tehdit, hakaret ve kötü muamele gibi psikolojik şiddet ve baskıya dayalı suçların yoğun olarak işlendiği kaydedildi. Cinayetlerin oluş şekillerinin de yer aldığı raporda, “Şüphelilerin, yüzde 37’si kesici aletle, yüzde 30’u tabanca, yüzde 16’sı tüfek ve yüzde 9’u boğarak ve yüzde 4’ü darp ile kadınları öldürmüştür. Kadın cinayetlerinde uyuşturucu madde kullanımı, psikolojik sorunlar, hastalık durumu gibi saldırgan davranışları doğrudan etkileyebilecek ve kişilerin duygu kontrolünü zayıflatabilecek unsurların oranı yalnızca yüzde 8’dir. Bu durum, şüphelilerin psikopatolojik bozuklukları olmayan, toplumun her kesiminde karşılaşılabilecek insanlar olduğunu ortaya koymaktadır” denildi.

ŞÜPHELİLERİN YÜZDE 80’İNİN DÜZENLİ BİR İŞİ VAR
Bunların yanı sıra, eşini öldüren şüphelilerin profilleri de çıkarıldı. Rapora göre, 2016-2018 yıllarında işlenen kadın cinayet şüphelilerinin yaş aralığı 26-35 bandında yoğunlaşırken, 2020 yılının ilk 6 ayında yaş aralığı 36-45 olarak belirlendi. Bu şüphelilerin neredeyse yüzde 40’lık bölümünün temel düzeyde eğitim aldığı, yüzde 18’lik kısmının ise eğitim durumunun bilinmediği aktarılan raporda, tercümanlık, çiftçilik ve öğretmenlik gibi farklı işlerde çalışan şüphelilerin yüzde 80’lik kısmının düzenli bir işi olduğu ifade edildi.  

MÜCADELEYİ ZAYIFLATIYOR
Kadına yönelik şiddeti artıran nedenler arasında medyada yer alan bazı haberler de örnek gösterildi. Bazı haberlerin kadına şiddetle mücadeleyi olumsuz yönde etkileyecek unsurlar taşıdığı kaydedilen raporda, haberlerde, cinayeti meşrulaştırmaya yönelik söylemler kullanıldığı, yasaların yeterince işletilmediği ve cezaların yetersiz olduğunun savunulduğu, konuyu farklı siyasi odaklara çekmeye yönelik söylemlerin olduğu ve kolluk kuvvetlerine saldırının olduğu belirtildi. Tüm bu unsurların da kadın cinayetlerinin meşrulaştırılmasına hizmet ettiği vurgulanırken, "Ayrıca bu söylemler ile kadın cinayetleri politik bir savunun malzemesi haline gelmektedir. Bu durum ise kadın cinayetlerine yönelik mücadeleyi zayıflatmaktadır" denildi.

TARAFSIZ HABERLEŞTİRİLMESİNE ENGEL
Kadın cinayetleriyle ilgili haberlere ilişkin raporda şu değerlendirme yapıldı: "Kadınların fotoğraflarının açık bir şekilde kullanılması, polisin kadın cinayetlerine göz yumduğu şeklinde temsili ya da kadının yaşam tarzının cinayeti hak etmesine neden olduğu şeklindeki söylemsel inşalar kadın cinayetlerinin tarafsız bir şekilde haberleştirilmesine de engel olmaktadır. Ayrıca ayrıştırıcı bir dil kullanılması, haberde kurbanın ailesi yerine zanlıya söz hakkı verilmesi, dramatikleştirme ya da tam tersine cinayetin önemini hafifletici ifadeler/gereksiz detaylar verilmesi de kadın cinayetleri ile ilgili haberlerin politik ya da karşıt tutumlarına işaret etmektedir."

KORUYUCU VE ÖNLEYİCİ TEDBİR KARARLARI ARTTI
İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan raporda, şiddet gören ya da hayatı tehlike altında olan kadınlar hakkında mağdura yönelik koruyucu tedbir kararı, şüphelilere yönelik de önleyici tedbir kararı arttığı belirtildi. Bu kapsamda, 2020'nin ilk 6 ayında 60 bin 199 kişi hakkında koruyucu, 125 bin 467 kişi hakkında önleyici tedbir kararı verildi. Geçen yılın ilk 6 ayına göre bu yılın aynı döneminde koruyucu tedbir kararında yüzde 49 artış, önleyici tedbir kararında ise yüzde 66 artış oldu.

KADES'TEN YARDIM İSTE
Ayrıca, 891 bin 181  kişi tarafından indirilen Kadın Acil Destek Uygulamasına (KADES) da raporda dikkat çekildi. KADES uygulaması ile şiddet veya cinsel saldırı gibi zor durumlarla karşılaşan kadınlara polisler tarafından acil müdahale ediliyor. Kadınlar bu uygulama sayesinde tek tuşla yardım çağrısında bulunabiliyor.