Dönemin tanıkları ve mağdurları, bu süreçte toplumun hayat biçimi ve inançlarını yaşayış tarzı üzerinden oluşturulan yoğun baskıyı, aradan geçen yıllara rağmen hâlâ unutamıyor.

MAHİYE GEÇELİ: Devlete bir gün bile küsmedim
Türk siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat sürecinde başörtüsü nedeniyle eğitim hakları ellerinden alınan öğrencilerin başörtülerini çıkarmaları için ikna odalarında maruz kaldıkları psikolojik işkencenin izleri hâlâ hafızalardaki tazeliğini koruyor. Kayseri'nin Develi ilçesine bağlı köyde ebe olarak çalışırken başörtülü olduğu için istifaya zorlanan Mahiye Geçeli, geçirdiği zor günlere rağmen dünyaya gözünü açtırdığı bebeklerle yaşama sevincini taze tutuyor. Mahiye Geçeli "Ben 'Başörtülü olduğum için başımı açmam isteniyor. Bunu kabul etmiyorum, istifa ediyorum' diye dilekçe yazdım ancak onu alıp yırttılar, 'Ailevi nedenlerle işimi bırakacağım' diye dilekçe yazdırdılar" dedi.
Bir arkadaşının ısrarıyla 2001 yılında göreve dönme dilekçesi verdiğini ancak devlet dairelerine girmekten korktuğu için dilekçesinin akıbetini ancak 3 ay sonra sorabildiğini dile getiren Geçeli, 2002'de Develi'nin başka bir köyünde işe başladığını söyledi. Geçeli, 2012'de aşı almak için İl Sağlık Müdürlüğüne gittiğinde ağladığını, etrafındakilerin kendisine şaşkın gözlerle baktığını aktararak "İnsanlar anlamadı ama yaşadıkları insanın ruhundan silinmiyor. Ben o binaya hiç giremiyordum ki. Allah, Cumhurbaşkanı’mızdan razı olsun, hep dua ediyorum. Amel defteri hiç kapanmasın. Devlete bir gün küsmedim" ifadelerini kullandı.

NURAY CANAN SONGÜR: Cerrahpaşa'nın önünden 20 sene geçemedim
28 Şubat'ta, başörtüsü yasağı nedeniyle İstanbul Üniversitesindeki eğitimine devam edemeyen Nuray Canan Songür, akademisyen olma hayaline kavuşamamanın hayal kırıklığını yaşıyor. Songür, 28 Şubat'ın hiç hatırlamak istemediği bir tarih ve kendisi için acılarla dolu bir dönem olduğunu söyledi. Siyasetçiler, başörtülü öğrenciler ve akademisyenler başta olmak üzere toplumun büyük bir kesimine haksızlık yapıldığını ifade eden Songür, 28 Şubat'ın sıkıntılı, zorlu ve mücadeleyi omuzlamak zorunda kaldığı bir dönem olduğunu belirtti. Songür şunları söyledi: O dönem akademisyenlerden Nur Serter olsun, Kemal Alemdaroğlu olsun çıkıp başörtüsü yasağını destekleyen hatta mimari olarak nitelendiren insanlar, hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam edebildi. Biz ise hem fiziken hem de psikolojik olarak zarar gördük ve bir sürü bedel ödedik. Ben o okula gidip tekrar başvuramazdım. Ben oradan en son polis zoruyla çıkartıldım, gözaltına alındım, bir daha Cerrahpaşa'nın önünden dahi 20 sene geçemedim. Psikolojim onu tekrar kaldıramazdı. Boğaziçi Üniversitesinde yaşanan olaylarla 28 Şubat'taki haksızlığa maruz kalmış biz öğrencilerin barışçıl eylemiyle hiçbir alakası yok. Eylemlerde bulunanların çoğu dışarıdan provokasyon amaçlı birçoğu da terör örgütlerine üye olduğu ispatlanmış kişiler.

ZEHRA ERGÜL KAYA: Kimsenin gözünün yaşına bakmadılar
Toplumda derin yaralar açan 28 Şubat sürecinde öğrencilerin başörtülerini çıkarmaları için İstanbul Üniversitesinde (İÜ) kurulan ikna odaları, o dönemle özdeşleşen olaylardan biri olarak hafızalara kazındı. Eğitim hakları için aylarca üniversite önünde eylem yapan ve zulüm gören kız öğrenciler, tek başlarına alındıkları ve kamerayla görüntü kaydı yapılan odada, başlarını açmaları için yasakçıların psikolojik baskısına maruz kaldı. "İkna Odaları" kitabının yazarı Gülşen Demirkol Özer "(Kitapta) Konuştuklarımdan 3-4 kişi hariç çoğu ikna odasına girerek bir şekilde okula kayıtlarını yaptırdılar. Okullarına peruk, bere ya da şapkayla giriyorlardı. Bu aslında şunu ifade ediyor: Biz o odalara okuldan kaydımız düşmesin diye mecburen girdik fakat asla ikna olmadık. İmam hatipliyse dinî argümanlar üzerinden değil daha çok 'Güzelsin, gençsin, gelecek vadediyorsun. Burs verelim, seni okutalım ama okula bu şekilde giremezsin, başını açman lazım' şeklinde telkinlerde bulunuyorlardı. Kişi eğer reddederse bu sefer sert bir şekilde muamele ediyorlardı.
İÜ Edebiyat Fakültesindeki ikna odalarında yaşananlara tanık olan Zehra Ergül Kaya "Çok tacizkâr bir uygulamaydı. O günlerde yasakçıların kendince daha az şiddetli bir uygulaması gibi lanse edildi. Nur Serter ve ekibi de böyle söylüyorlardı. İstanbul'daki süreci yakından biliyorum, çok acımasızca uygulandı, kimsenin gözünün yaşına da bakmadılar" dedi.

Ekonomiye zararı 381 milyar dolar
Ekonomiye zararı 381 milyar doları bulan 28 Şubat sürecinde, kılık kıyafet ya da fişlemeler nedeniyle hakkında disiplin soruşturması açılan 33 bin 271 öğretmenden 11 bin 890'ı ceza aldı. Türk Silahlı Kuvvetlerinden 1990-2011 arasında "irtica" suçlamasıyla YAŞ kararları sonucu 1635 personel atıldı. İstifa eden öğretmen sayısı 1997-2001'de yaklaşık 11 bin oldu. Aynı dönemde 3 bin 527 öğretmenin görevine son verildi. 28 Şubat sürecinde 4 bin 625 Millî Eğitim Bakanlığı personeli fişlendi. Öte yandan bu süreçte 2 bin 639 kamu personeli irticayla ilişkili görüldü. Bu dönemde 418 öğretim görevlisi, 949 öğretmen irticacı olarak fişlendi. İrtica gerekçesiyle 210 vali ya da kaymakam hakkında rapor tanzim edildi.