Halil ÖNÜR

Çarşıları gezdiğinizde?büyük?Türk markalarının mağazalarını görmek mümkün... TİKA birçok camiyi onarmış, yeniden hizmete açmış.?Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Osmangazi Belediyesi'nin de bu bölgeye yardımları olmuş.

Osmanlı padişahlarının 3.'sü olan 1.Murat Hüdavendigar'ın anma töreni için Bursa Osmangazi Belediyesinin daveti üzerine yollara düştük. Gazeteciler, Belediye meclis üyeleri ve diğer davetlilerle dolu iki otobüs sabaha karşı İpsala sınır kapısına vardık.   Zaman zaman debisi yükselip, Edirne'yi sele boğan Meriç yanımızda masum masum?akıyordu.?Yıllardır?Balkanlar hakkında çok şey okudum, duydum. Fakat gitmek bir türlü kısmet olmamıştı. Aklımda hep Avrupa'nın içinde yaşayan Osmanlı şehirlerinin, eserlerinin, izlerinin bulunduğu topraklar olarak yer etmişti Balkanlar…  

AVRUPA BU MUYDU?

Hem Türk tarafında, hem Yunan tarafında pasaport işlemlerimiz çabucak yapıldı. Artık Yunanistan topraklarındayız. Oldukça verimli yemyeşil bir arazi yapısı var. Bir tarafta denizin mavisi, bir tarafta gökyüzünün?mavisi,?dağların?yeşili ile kucaklaşmışlar.?Fakat?ne?hikmetse?yollar bomboş. Tarlalarda bir?insan göremedim. Bu?sakinlikle dağlar ovalar aşıyoruz. İhtiyaç molası var dediler. “Hah! dinlenme tesislerine?geldik.”?dedim.?“Yunanistan?bir?Avrupa?ülkesi?olduğu?için?kim?bilir dinlenme tesisi nasıl moderndir?” diye düşündüm. Otobüsümüz yan yola girdi. Bakıyorum etrafta?dinlenme?tesisine?benzer?bir?şey yok.?Altında?oturakları?olan birkaç?ahşap?çardak?ve?bir?minibüsten bozma üzerinde kantina yazan araçtan başka bir şey yok! Bir de içinde su olmayan bir kabinli tuvalet. Tuvaletleri alafranga ama temizlik suyu yok. Bizim yol ekibinin iki otobüste 60 kişi olduğunu ve bunların bir kısmının yaşlı olduğunu düşünürseniz,  çekilen eziyeti varın siz tahmin edin? Tarihte koskoca Fransa Versay Sarayına banyo koymamışlar derlerdi de aklım almazdı. Bugün hala tuvaletlere temizlik suyu koymayan Avrupa'yı görünce pes dedim. Temizlik kültürü henüz gelişmemiş. “Bu?muydu?medeni?Avrupa dedikleri? Avrupa?Avrupa?diye?övüp?bitiremedikleri bu mu?” demekten kendimi alamadım.

OSMANLI'NIN İLK İZLERİ

Çocukluğumda?Üsküp'le Ürgüp'ü karıştırırdım. Ürgüp, Nevşehir'in peri bacaları ile?meşhur?turistik?şirin?bir?ilçesi.?Gidip görünce kafamda iki şehri ayırdım. Şimdi Makedonya'nın baş şehri Üsküp'ü göreceğim.?Yunan?gümrüğünde?Makedonya'ya?geçişlerde?zorluk?çıkarıyorlarmış. Beklemeye başladık. Gümülcineli doktor devreye girdi. Yunanca konuşarak mesele çözüldü. Ufak bir rüşvetle işlemler çabuk yapıldı. Makedonya sınırında da işlemlerimiz yapılırken ekiptekiler ihtiyaç gidermek için tuvaletlere koştular. Ben de gittim.?Tuvaletteki?görevli?50?cent?dedi. “Yok”?dedim. “Türk parası vereyim. 5 lira” dedim.?Olmaz der gibi itiraz etti. Geçmiyormuş. Eee! Ne yapacağız? Girmem lazım. Kimseyi de tanımıyorum.  Yolun ne kadar süreceğini de bilmiyorum. Tuvalet görevlisi Türkçe bilmiyor. Ben de dilinden anlamıyorum.?Parayı?alması için ısrar ettim. Yine almadı.?Sonra?ne?düşündü?ise,?“gardaş, gardaş”?deyip?eliyle gir der gibi işaret etti. Ücret almadı. İşte dedim kendi kendime Osmanlı'nın?ilk izleri… İnsani yaklaşım… Hala yaşayan bir şeyler var.

DEV HAÇLARLA MANEVİ BASKI

Makedonya, güzel şirin bir devlet… Dağlar ovalar yemyeşil. Yunanistan'daki atalet, durgunluk burada yok gibi. Boydan boya Makedonya topraklarının ortasından akan Vardar nehrinin kıyısında kıvrıla kıvrıla aracımız gidiyor. Vardar nehri Makedonya ovalarını daha verimli hale getirmiş. Geçtiğimiz bütün köylerde yükselen minareleri görüyorum. Türkiye'deki köylerden farkı yok.?Sanki kendi ülkemde yolculuk ediyor gibiyim. Her köyde bir veya iki cami var. Minareleri çok uzun yapmışlar. Sebebi çok uzaktan iyi görünmeleri için. Çünkü Hristiyanlar birçok kasabaya camileri gölgede bırakmak için koca koca haçlar dikmişler.  Yolculuk esnasında camilerin yanında yükselen kiliseleri ve haçları birçok köyde de gördük. “Müslümanlar üzerinde apaçık manevi baskı uyguluyorlar” diye düşündüm. Hristiyanların kasabalarda çok az olmasına ve olanların da kiliseye gitmemesine rağmen büyük ışıklandırılmış haçların dikilmesinin başka anlamı yoktu. 

Makedonya'nın 25 bin km2 toprakları var. Şehir isimlerinin bazıları bugün değişse bile halk hala Türkçe isimleriyle anıyor. Üsküp, Kalkandelen, Kumanova, Debre, Manastır, Köprülü, Demirhisar, Demirkapı bunlardan bazıları. Makedonya'yı ilk tanıyan Türkiye'dir. Türkiye'yi bu sebeple ve yaptığı yardımlardan dolayı çok seviyorlar. Rehberimiz, “Allah Türkiye'ye zeval vermesin. Türkiye güçlü ise biz de burada güçlüyüz. Türkiye güçlü olmasa bizi burada ezerler zaten.” diyerek  duygularını dile getiriyor. 

500 YILLIK ORTAK TARİH


Üsküp'e gidiyoruz. Bu gece orada konaklayacağız. Üsküp Makedonya'nın Batı'sında. Makedon topraklarını bir baştan bir başa geçmemiz gerekiyor. Makedonya topraklarına Osmanlılar ilk defa 1389 yılında Sultan 1. Murat Hüdavendigar zamanında giriyor. Üsküp Osmanlı paşalarından Yiğit paşa tarafından fethediliyor. Yiğit Paşa'nın iki oğlu İsa bey ve İshak bey şehre birçok tarihi eser kazandırıyor. Adlarına camiler yaptırıyorlar. Medreseler açıyorlar. Hanlar, hamamlar, çeşmeler, imarethaneler yapıyorlar. Şehir müreffeh bir hayata kavuşuyor. Bu sebeple Makedonyalılar Türkleri çok seviyor. 500 yılı aşkın süre Osmanlı hâkimiyetinde kalan Makedonya'da Osmanlı'dan kalan tarihi yapıların bir kısmı, hala şehir dokusu ile iç içe yaşıyor. Şehirlerini dolaştığınızda Anadolu kasabalarından ayıramazsınız. Halkının büyük bir kısmı Türkçe konuşuyor. 


Yunanistan âdeta terk edilmiş gibi
Tekrar yola çıkıyoruz. Otobanda yine dağlar ovalar aşarak ilerliyoruz. Yollar yine sakin. Sanki Yunanistan terkedilmiş bir ülke gibiydi. Kilometrelerce yol alıyoruz. Ne bir dinlenme tesisi var, ne bir benzin istasyonu. Uzaktan gördüğümüz şehirler terkedilmiş izlenimi veriyor. Kiminin inşaatları yarım kalmış. Kimi kapatılmış. Yunanistan'daki ekonomik krizin izlerini çok rahat fark ediyorsunuz. Artık bu monotonluktan sıkılmaya başladık ki, Kavala'ya yaklaşıyoruz dediler. Gezi ekibinde Gümülcine asıllı bir doktor vardı. Mikrofonu aldı anlatmaya başladı. 1923 Lozan anlaşması ile Batı Trakya Rumlara bırakılmış. O yıllarda toprağın %84 ü Türklerin iken, bugün ise %20'si Türklerin. Batı Trakya Türk bölgesi Türkiye'nin garantörlüğü altındaymış. Fakat 1974 Kıbrıs çıkarmasından sonra Yunanistan Türk bölgelerindeki denetimi ve baskıyı artırmış. Mesela 150 bin nüfuslu Türk bölgesine sadece 2 tane liseye müsaade etmişler. Gümülcine, Kavala, İskeçe'de Türklerin yoğun olarak yaşadığını söyledi. Yunan Meclisine her seçimde Türk bölgesinden 3 Türk milletvekili seçiliyormuş. Camileri vardı, Türkçe konuşuyorlardı. Otobüs otobanda seyrederken yakınından geçtiğimiz birkaç köyde minareleri görünce bir hoş oldum. İşte Avrupa topraklarında da minareler yükseliyordu.

Kavala sanki hâlâ bizim şehrimiz 

Kavala yakınlarında bir dinlenme tesisinde durduk. Kavala sanki hâlâ kendi şehrimizmiş gibi geliyor. Kavala'nın bademli kurabiyelerini alırdık. Fakat yapıldığı yere ilk defa geliyordum.?Belli ki her uğrayan bunlardan muhakkak alıyor. Ekipten bir arkadaş bir kutu aldı herkese dağıttı. Gerçekten kurabiye çok iyi yapılmıştı. Bir kutu alayım dedim. Türk parası geçmiyormuş. Eyvah yanıma Euro almamıştım. Çayı sordum ikram dediler. Çayımı aldım dışarıda oturan arkadaşların yanına geldim. Tesisin vitrinindeki yazılar dikkatimi çekti. Nerdeyse tamamı Türk firmalarının logoları ile doluydu. Avrupa bizi almasa da Türk firmaları çoktan bu işi başarmış dedim.  İhtiyaç molasından sonra hareket ettik. Kavala gerilerde kaldı. Şehre girmedik. Nihayet Makedonya sınırına yaklaşıyoruz. En çok Üsküp'ü merak ediyorum. Acaba ne kadar bizden bir şeyler taşıyor? Hâlâ Osmanlı'nın geleneklerini sürdürüyor mu? Kaç camisi var?




YARIN: Kalkandelen,?Üsküp?ve Prizren?