HALİL ÖNÜR
BİZİM ELLER BALKANLAR
Artık Üsküp'teyiz. Otele yerleştikten sonra, geciken öğle yemeği için topluca hemen otelin alt tarafında olan Üsküp çarşısına gidiyoruz. Yemekleri Türkiye'deki lezzetleri aratmıyor. Tanıdık tatlar... Yemekten sonra yol arkadaşım Abdurrahman Mansur ile birlikte çarşıyı dolaşıyoruz. Çarşısı Balkanlar'ın en büyük çarsıymış. Evliya Çelebi Üsküp'ü 17. yüzyılda ziyaret ettiğinde, 120 cami, 1250 dükkân, 9 darrül kurra, 20 tekke, 40 tane Cuma camisi bir o kadar da han, hamam olduğunu notlarına kaydetmiş. 
Sokaklar yabancı gelmiyor. Yer yer meşhur Türk firmalarının mağazalarına rastlıyoruz. Hangi tarafa baksanız ya bir minareye, ya bir kubbeye rastlarsınız. Evler tıpkı bursa evleri gibi. Herkes Türkçe konuşmasını biliyor. Zaten Türkçeyi bilmeyen çarşıda alışveriş yapamazmış. 
OSMANLI GİTTİ HUZUR BİTTİ
Hediyelik eşyalar satan bir dükkâna giriyoruz. Dokuma ürünleri, yemeniler, ahşap ürünleri gibi tarihi dokusu olan birçok hediyelik eşya var. Sahibiyle tanışıyoruz. Adı İrfan. Mükemmel Türkçe konuşuyor. Biz buraların Osmanlı izleri taşıdığını söyleyince hayıflanıyor. “Osmanlı gitti huzur bitti” diyor. Hristiyan Avrupa'nın ortasında Müslümanlığı yaşayan ve yaşatan bu insanlar büyük baskılara maruz kalmışlar. Geçmiş iktidarlar Osmanlı'nın izlerini yavaş yavaş silmeye çalışmış. “Buralardaki Osmanlı izleri yaşasın diye çok mücadele verdik. Elimizden geldiğince koruduk. Eskiden çok cami vardı Üsküp'te. Şimdi 27 cami kaldı ama hala hizmetine devam ediyor. Önceden kendimizi terkedilmiş çok yalnız hissediyorduk. Şimdi sağ olsun Türkiye var.” diyor. Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan'ı desteklerinden dolayı çok seviyorlar. İrfan'la bir hatıra fotoğrafı çektirip oradan Üsküp'ü gezmek için ayrılıyoruz. 
Arnavut Abduş isimli 64 yaşında bir amcayla tanışmıştım. “Müslüman tarafında kimse içki içemez. İçecekler gider cavur tarafına” demişti. Şehir cavur tarafı, Müslüman tarafı diye adeta ikiye ayrılmış. Şimdi antik bir Makedonya tarihi oluşturmaya çalışıyorlar. Bu sebeple Üsküp'e antik heykeller dikiyorlar. Aslında Makedon diye bir millet kalmamış. Burada Arnavutlar, Boşnaklar, Türkler var. 
YİĞİT PAŞA
Balkanlar'a ilk defa Osmanlıyı beylikten İmparatorluğa taşıyan sultan 1.Murat Han 1389'da Kosova'ya  geliyor. 1392 yılında Yiğit paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Üsküp'ü kuşatıp fethediyor. Yiğit paşanın oğlu İsa bey ve İshak beyler, o tarihten sonra Üsküp'e çok sayıda han, hamam, cami, imaret, medrese gibi eserler kazandırıyor. O günden bugüne buralar Müslüman beldesi olarak kalıyor. 
Şimdi çarşı olarak kullanılan İsa bey medresesinin içinden geçip, ikindi namazını eda için Arasta camisine geliyoruz. Üsküp'teki eski Osmanlı çarşısının kuzey batı kısmında bulunan ve komünizm döneminde ibadete kapatılan, ardından 1963 depreminde tamamına yakını yıkılan 15. yüzyıl eseri Arasta Camii, Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin organizasyonuyla, Çayır Belediyesi ve Üsküp Müftülüğünün iş birliğinde, Bursalı hayırsever iş adamlarının katkılarıyla yeniden orijinaline uygun olarak yapılıp hizmete açılmış. Caminin önünde bir kahvehane var. Tıpkı bizim buralardaki gibi. Çınarın altında oturup çay içiyoruz. Oradan İshak bey, Murat paşa, Mustafa Paşa camilerini de ziyaret ediyoruz. Bugün otobüsle konforlu yolculukları yadırgarken, yüzyıllar önce atalarımız buralara kadar at sırtında gelip insanların saadeti, kurtuluşu, huzuru için bu eserleri yapmışlar. Ecdadımızın medeni anlayışını yurtdışındaki yaptığı bu hizmet eserlerini gördükçe daha iyi anlıyoruz. 
HİLAL HAÇ KAVGASI
Gece yarısında yola çıkan aracımız,  ertesi günün akşamı olmak üzere hâlâ yollarda. Bu düşünceler ile etrafı seyrederken Üsküp uzaktan göründü. Nihayet yolculuğun 1. safhası bitecekti. Gezi boyunca bize rehberlik eden ve Üsküp'te yaşayan?Abdullah Kurtiş, Üsküp'ün 1 milyon nüfusu olduğunu söylüyor. Resmi rakamlarda ise 850 bin imiş.  Müslüman nüfusla Hristiyan nüfusun yarı yarıya olduğunu belirtti.  Fakat şehre yaklaşırken ta uzaklardan görülen, bir tepe üzerinde dikili olan şehrin üzerine bir garabet gibi çöken çok büyük bir haç gördüm. Neden bu kadar büyük dikildiğini merak ettim. Rehberimiz milenyum haçı olduğunu söyledi. 70 metre uzunluğunda 40 m. genişliğindeymiş. Haçın parasının bir kısmını da Müslümanlardan tahsil etmişler. Rehber “taviz için verdik” diyor. Şehrin en hakim tepesine yerleşen Amerikan konsolosluğu yönetimde perde arkasında etkin rol oynuyormuş. Yani Balkanları kendi hedefleri doğrultusunda şekillendiriyor. Mesela Üsküp'te sayımlarda Müslümanların sayısının %50 çıkmasına rağmen, sayımları iptal etmişler. Sırf Müslümanların yönetimde etkin rol almaması için Müslüman sayısı %30 demişler.
ANADOLU ŞEHRİ GİBİ...
Üsküp sokaklarını gezerken hiç yabancılık çekmiyoruz. Yer yer meşhur Türk firmalarının mağazalarına rastlıyoruz. Hangi tarafa baksanız ya bir minareye, ya bir kubbeye rastlıyoruz. Evler tıpkı Anadolu şehirlerindeki evler gibi. Hemen hemen herkes Türkçe konuşmayı biliyor. Zaten Türkçeyi bilmeyen çarşıda alışveriş yapamazmış...


KALKANDELEN?ALACA?CAMİ
Alaca Cami'nin diğer adı  Abdurrahman Paşa Camii. 1832 yılında Abdurrahman Paşa, caminin etrafını genişletip korumaya almış. Bu sebeple Abdurrahman Paşa Camii de deniliyor. Küçük fakat son derece süslü bir cami... Başka bir yerde böyle bir cami örneği yok. 

% 95'i MÜSLÜMAN Şirin bir şehir:?Kalkandelen
Nüfusunun %95'i Müslüman olan 150 bin nüfuslu Kalkandelen'i görmek için yola çıktık. Şar dağlarının eteklerinde şirin bir şehir... Muhteşem bir bulvarla şehre giriliyor. Binaların görüntüsü gelir seviyesinin iyi olduğunu gösteriyor. Arnavut ve Türk nüfus çoğunlukta... Rehberimiz iki önemli eserin ziyaretçi çektiğini söylüyor. Biri Alaca Cami diğeri ise Harabati Tekkesi… Tekkenin ilgi çekici bir hikâyesi var. Kalkandelen'den dönüyoruz. Yolculuğumuz Kosova'ya. Artık Makedonya sınırlarından çıkıyoruz. Birazdan Kosova sınırından gireceğiz... 


ARNAVUT CUMALİ: Harabati şimdi temiz oldi Elhamdülillah!
Cumali isimli tekkenin güvenliğini sağlayan Arnavut gönüllü var. Harabati Baba Tekkesini onun kendi lehçesinden dinleyelim.
“Bu kompleks Harabati Baba Tekkesi. Harabati Baba Malatya'dan gelmiş bura. Onun ismi Mehmet bey. Burası harabat bir yermiş. Mehmet ismini niçin aldi Harabati Baba? Yaptı hizmet niçin? Yaptı temiz bu yer. Harabati Baba öldi savaşta. Onun mezar kimse bilmez nerde? Ama burada bir makam mezar yaptiler.  O tekkeyi yapti Server Ali paşa.1538 de. Sultan Süleyman'ın hanımı Mahievran, Server Ali Paşa'nın kardeşi. Server Ali paşa Arnavut. Bir gün demiş “Sultanım. Gideyim Kalkandelen. Orda yapayim bir tekke, olayım derviş.” Sultan Süleyman demiş “sen sersem mi oldin?” Ali Paşa “ben sersem değil sultanım, ben öyle istiyorum.” Sultan vermiş izin ona. O gitmiş Haci Bektaş Veli tekkesi. 1 sene kalmiş, sonra gelmiş Kalkandelen'e yapti tekke, derviş oldi bu tekke... Komünizm, sosyalizm zamanı. Bu vakıf mal, Osmaniye emanet mal. Zorla aldilar Hristiyanlar. Ne yaptılar? Bu Osmanlı emanetini. Oldi sanat galeri. Misafirhane freeshop, kazino, kumarhane yaptiler. Aşevi ahır oldi. Büyük salon oldi 4 yıldiz otel. Her bir şey yaptiler. Domuz eti yediler. İçki içtiler. Ama sonra Allah sübhanehü ve teala bize nasip yapti tekrar aldi bu yer. 14 Mart 2001'de o zaman bir savaş başladı. Ben o zaman asker. Arnavut asker. Allah'ın izniyle girdim burda. İçerdekileri kovduk attık dişari. Kurtardik Osmanli vakif malini. Şimdi temiz oldi. Elhamdülillah!..
Yarın:Murad Hüdavendigâr'ın 626 yıllık mirası



  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş