Gizem Duman

Günlük hayatımızda önemsemediğimiz kapıların aslında ülke için önemi mevcut. Şöyle ki o kapı, hem ülkenin özelliklerini hem de mimari yapısını yansıtır. Mesela Orta Avrupa’da en görkemli binalar Adalet Saraylarıdır. Hukuka güveni telkin eder. Osmanlı mimarisinde zaten mevcut olan estetik, zerafet, sanat ve şataraf, bu kapılarda daha bir kendini göstermişti. Fakat Türkiye her konuda ilerlerken, mimaride estetiğini kaybetti. O dev, görselliğiyle kendine hayran bırakan kapılardan geldiğimiz nokta, yanına yaklaşınca kendiliğinden açılan iki cam kanat oldu... İşimiz kolaylaştı ama o zerafetimiz yok olmaya başladı.

Sirkeci Garı, İstanbul’un Avrupa’ya açılan kapısıydı. Gar, bir Alman mimar tarafından 1890’da hizmete açıldı. Garın ön cephesindeki ana girişin iki yanında saat kuleleri bulunuyor. Sirkeci Garı, Marmaray’ın açılışıyla karanlıklara gömüldü.

Dolmabahçe Sarayı’nın içi kadar girişi ve kapıları da görkemli. Çok süslü ve heybetli bir görünüme sahip kapılar sarayla bütünlük sağlıyor. İki kapıdan biri olan Hazine kapısının iki kanadı demirden yapılmış. Kapının girişinde her iki tarafta, yüksek kaideler üzerinde ikiz sütunlar var. Kapının taçlandırılmış üst tarafında bulunan madalyonda I. Abdülmecit’in tuğrası ve Şair Ziver’in kitabesi yer alıyor. 

Yüzyıldan beri binlerce bakıma muhtaç yaşlılara, kimsesizlere, çocuklara ev sahipliği yapan Darülaceze, 1895’te padişah II. Abdülhamit’in fermanı üzerine Okmeydanı’nda kuruldu. Beyaz büyük dekoratif bir kapısı bulunuyor. Kapının üzerinde Osmanlıca ‘Darülaceze’ yazılı. İdare binası, sekiz aceze dairesi, çocuk yuvası, cami, revir, hastane başta olmak üzere 20 binadan oluşuyor.

1864’ten itibaren binlerce gencin geçtiği İstanbul Üniversitesi’nin ana girişi olarak kullanılan görkemli kapı dillere destandır. İstanbul Üniversitesi’nin simgesi hâline gelen ve anıtsal kemerli, birbirine bitişik üç parçadan meydana gelen kapının ana girişlerini oluşturan, ortada büyük bir kemer açıklığı, iki yanında ise daha küçük tarihî kemer açıklıkları vardır. Öte yandan 2014’te restorasyonu yapılan kapıda, öğrencilerin başlattığı ‘tarihimi geri ver’ kampanyasıyla 1933’ten beri Sultan Abdülaziz tuğrasının yerine getirilen TC ibaresinin tekrar tuğraya dönmesi tartışma konusu olmuştu.  

 Dünyanın en büyük çarşısı 550 yıllık geçmişiyle göz kamaştırıyor. Tarihî Kapalıçarşı, kendine özgü havası ve eskiyi yaşatan dokusuyla Osmanlı’nın en çok ilgi gören yapılarından. 22 kapısı bulunan Kapalıçarşı’nın temeli Fatih Sultan Mehmet döneminde atıldı. Çarşının Nur-u Osmaniye ve Beyazıt giriş kapı üstlerinde birer Osmanlı arması yer alıyor.

Osmanlı döneminde sadrazam sarayına Bâb-ı Âlî deniyordu. Osmanlı Devleti, Bâb-ı Âlî’den idare ediliyordu. Arapçada, “kapı” anlamındaki bâb ile Farsça -ı tamlaması ve yüce anlamındaki âlî ile birleşti ve Osmanlıca yeni bir sözcük türetildi. Gülhane’de bulunan Bâb-ı Âlî kapısı ihtişamıyla tarihi bize yeniden yaşatıyor.

1908’de 2. Abdülhamid döneminde hizmete girdi. Günde yüzlerce kişinin girip çıktığı Haydarpaşa Tren Garı, konuşabilse ne hikâyeler biriktirmiştir içinde kim bilir... İstanbul’a dair  hayallerin başladığı yerdir bu kapı. “Seni yeneceğim İstanbul” sözü de dillerde dolanır. 

1905’te hizmet vermeye başlayan ‘Büyük Postane’, isminden de anlaşılacağı gibi Türkiye’nin en büyük postanesi. İstanbul Sirkeci’de bulunan ‘Büyük Postane’ Mısır Çarşısı ve Yeni Cami’ye yakın bir konumda. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın ilk örneklerinden. Giriş kapısının üstünde çini işlemeli olarak eski yazıyla “Posta Telgraf Nezareti” yazıyor. Kapısında ve içerisinde Osmanlı üslubu hakim.

Sayfanın görsel olarak en çirkin kapısı. Teknoloji ilerledikçe hayatımız kolaylaştı ama, sanattan ve estetikten uzak, resimdeki gibi basit kapılar ortaya çıktı.