İRFAN ÖZFATURA

Saraybosna’dan kuzeybatı yönünde ilerliyorsunuz, Zenica yoluna. Bir süre Bosna Nehri ile gidiyorsunuz yan yana. Bağlar bahçeler ve dik çatılı Boşnak evleri. Asmalı sundurmalar ve kırmızı goncalar. Burada temiz insanlar yaşıyor olmalı, tertip düzen ortada.
Ve birdenbire. Bu kelimeyi bilerek yazıyorum evet birdenbire kale kule medrese ve berrak sulu Laşva ırmağı çıkıyor karşınıza.
Valnitsa ve Vlasic dağları arasındaki vadi yeşil ötesi. Zıp zıp zıplayan kuzular yayılıyor yamaçlarında.
Anadolu’da çok kasaba var ama Türk mimarisi dendi mi Safranbolu, Mudurnu, Göynük, Taraklı, Beypazarı geliyor aklımıza… Bosna Hersek’in de en bozulmamış şehri Travnik. İki asır evvelini yaşıyor âdeta.
Osmanlı öncesi öyle mühim bir merkez değil, kendi halinde tıkırdıyor. Evet bir zamanlar Romalılar bulunmuş ama göçüp gitmişler başka taraflara. Slav istilası ile ıssızlaşmış âdeta. 
Kaleyi Bosna Kralı II. Tvrtko yaptırmış, artık neden gerek duyduysa.
HİLALİN GÖLGESİNDE
Havali İslam sancakları ile Fâtih Sultan Mehmed devrinde tanışıyor. Gazi Hüsrev Paşa ile Yahya Paşazâde Mehmed Bey kumandasındaki askerlerimiz Yayçe ve Banyaluka’yı ele geçiriyor. Eh onlar düşmüş, küçücük Travnik mi dayanacak? Karşı koymuyorlar ordumuza.
Hâlbuki sarp bir hisar, yamaçlarına keçi bıraksanız dudağı uçuklar. Yani o kadar.
Travnik hızla İslamlaşıyor, göndere hilalin çekildiği yıllarda 34 hâne Hıristiyan’a karşılık 357 Müslüman evi bulunuyor.
Osmanlı kalede asker bile tutmuyor. Taa ki Macar Vuk Grgureviç kanlı saldırılara kalkana kadar (1480). II. Bayezid kaleyi elden geçiriyor bir cami yaptırıyor ayrıca.
Travnikliler sanatkâr insanlar imal ettikleri dokumalar, kıyafetler, papuçlar, her türlü saraciye, ibrikler ve bardaklar aranıyor civarda.
Hem zeki hem de ilme meraklılar. Dile kolay 77 vezir yolluyorlar İstanbul’a. Vezir dediğiniz bir nevi bakan. Hariciye, dahiliye, maliye, maarif gibi işlere bakıyor.
Gittiği yere çil çil kubbeler serpen ordu, buraya da cömert davranıyor. Bursa, Amasya, Kütahya’ya benziyor zamanla. 
Gün geliyor Bosna’nın ikinci büyük şehri oluyor,  Müslüman nispeti % 95’lere varıyor.
1660’ta Travnik’i ziyaret eden Evliya Çelebi beldeye övgüler yağdırıyor, 11 mahalle ve 17 cami ve her biri yarım kilo gelen yerbasmaz armudundan bahsediyor.
 EYALET MERKEZİ OLUYOR 
Prens Eugen kumandasındaki Habsburg orduları Saraybosna’ya saldırınca Travnik Bosna’ya merkez oluyor (1699-1851). Eh konsolosluklar da açıldığına göre pekâlâ başkent diyebiliriz ona.
Elçi Hacı İbrâhim Paşa zengin kütüphaneli bir medrese, bir Halveti tekkesi ve bir mektep inşa ettiriyor. Vali Mehmed Paşa Kukavica da cami, medrese, hamam ve bedesten yaptırıyor. Dizdar Hasan ve Vezîriâzam Muhsinzâde Mehmed Paşalar da ona keza.
Travnik’in en büyük, en süslü camisi Vezir Süleyman Paşa’dan hatıra. Altında şirin dükkânlar yer alıyor. Derken türbeler, saat kuleleri, köprüler, çeşmeler, ekleniyor.
Travnikliler evlerini umumiyetle ahşaptan yapıyor, ancak o güzelim konaklar 1903 yangını ile kül oluyor baştan başa.
Şehir yeniden inşa ediliyor ama bu defa taş işçiliği öne çıkıyor. Orta Avrupa geleneğini, mahalli çizgilerle birleştiriyor, camlara kafes, alınlara maşallah yakıştırıyorlar.
Vakıf eserleri sil baştan yapılıyor hafif bir Memlük tarzı hakim oluyor havaya. Mesela Ziba Hatun Arnavutoviç  Varoş Camiini Arap stilinde yaptırıyor.
Feyziye Medresesi  de yeniden inşa ediliyor. Kitâbesi Travnikli hattat Fevzi Efendija tarafından yazılıyor ki, hazret tanınıp biliniyor Balkanlarda.
% 95 MÜSLÜMAN
Travnik Bosna savaşında ciddi zarar görüyor.  Hem Sırplar, hem Hırvatlar vuruyor. Sükûnet sağlanınca Hristiyanlar durmuyor, kendi kantonlarına çekiliyorlar. Banyaluka gibi Sırp ağırlıklı şehirlerin Müslümanları da buraya geliyor.
Travnik’in kelime manası “Otluk”. Hakikaten gözünüz yeşile doyuyor. Etleri leziz, sütleri temiz, yoğurtları kaymaklı, peynirleri bilhassa tercih ediliyor.
Sakın su satın almaya kalkmayın, lülelere de yanaşmayın hatta. Eğilip mavi sudan (Plava voda) için.
Niye? Fatih de (Rahmetullahi aleyh) öyle yapmış zira. 

KÖPRÜDEN GEÇTİ İVO

Nobel Edebiyat Ödüllü yazar, İvo Andriç de bir Travnik çocuğu. Mektep yılları da bir başka Müslüman şehri Vişegrad’da geçiyor. Nitekim doktora tezini en iyi bildiği konuda yapıyor. “Türk idaresindeki Bosna’da Kültür Hayatı” konulu çalışması ses getiriyor. Bir tarafı Hırvat olsa da Slavlık damarı ağır basıyor. Avusturya Macaristan veliahdına kurşun sıkan Sırp suikastçı ile aynı örgütün elemanı. Bu yüzden gözaltında tutuluyor. Sonra kızıllara yanaşıyor. Tito devrinde diplomat olarak Budapeşte, Madrid, Cenevre ve Berlin’de vazife yapıyor. İvo Andriç sadece hikâye anlatan bir romancı değil, yörenin tarihi coğrafyası mimarisi ve insan yapısı üzerinde de bilgiler veriyor. Tarafı var mı? Var ama ustalıkla gizliyor.