Ahmet Münir EREN

Kuruluşundan itibaren Osmanlı Devleti’nin tarihini anlattığı Kayı serisiyle bilinen Prof Dr. Ahmet Şimşirgil, bu sefer “Bir Müstakil Dünya Topkapı Sarayı” kitabı ile okurlarının karşısına çıktı. Şimşirgil, eserinde 624 yıllık Osmanlı Devletinin 4 asrına taht merkezi olarak şahit olan mekanın sırlarını yazdı. Osmanlı’nın bu kadim idare merkezini “Topkapı Sarayı bir idare merkezi olmanın yanı sıra, devlet adamlarının yetiştirildiği Enderûn mektebini ve sanatçı yoğuran Ehl-i hirefi bünyesinde barındıran bir saray manzumesidir ki dünyada eşi benzeri yoktur” diye özetleyen Prof Dr. Ahmet Şimşirgil, şunları anlattı: 
“Topkapı Sarayı’nın Haliç’e, Marmara’ya, İstanbul Boğazına kısaca Asya’ya ve Avrupa’ya hâkim konumuna baktığımızda Osmanlı sultanlarının nasıl çevreci olduklarını görüyoruz. Fatih’e ‘Dünya’da bir din, bir devlet olmalı, İstanbul’da başkent olmalı’ sözünü söyleten sebebin Topkapı Sarayı olduğunu anlıyorsunuz. Topkapı Sarayı Fatih tarafından kuruldu ise de 4 asır boyunca muhtelif sultanlar değişik ilaveler yaptılar.  Normalde yamalı bohça gibi olması gerekirken sanki bir dönemde ve tek bir mimar elinden çıkmış gibi pürüzsüz duruyor. Bu da Osmanlı’da mimarinin ne kadar geliştiğini gösteriyor.

 KUTU GİBİ ODALAR
Osmanlının gücünü düşününce haşmetli bir saray bekliyorsunuz lakin Topkapı sadeliği ve tevazuu ile öne çıkıyor. Topkapı içinde bulunan mescitlere ve kütüphanelere bakınca buranın devletin idare merkezinden ziyade insanların ilim irfan edindiği bir mektep hüviyeti taşıdığını düşünüyorsunuz. Küçücük dört duvarın Padişahın odası olduğunu öğrenince hayret etmemek imkânsız. Bu da bize padişahların ne kadar alçak gönüllü olduğunu gösteriyor. Lakin cami, medrese, han ve çeşme gibi millete yönelik eserlerde haşmeti, fehameti, cesameti görüyorsunuz.  Bu kitabı hazırlarken sarayın fonksiyonları üzerinde çok durduk. Mesela Kubbealtı Osmanlı Sultanlarının 400 yıl boyunca hükümdarlara taç giydirdiği, istediğini tahttan indirip istediğini çıkardığı bir makam, ki Beyaz Saray bile henüz o seviyeye gelmedi daha. İncelediğimizde padişahın divana eşlik etmediğini devlet adamlarının kararları aralarında tartışarak ve hür iradeleri ile aldıklarını, sultanın sadece onay verdiğini ya da yeniden tartışılsın diye geri gönderdiğini görüyoruz.   

SARAY MEKTEBİ ENDERUN
Üçüncü avludaki Enderun mektebi muazzam bir sistem. Avrupa’dan Balkanlar’dan toplanan gençler zekâ testlerinden geçirilip seçiliyor ve en kabiliyetlileri devlet idaresinde kullanılmak üzere yetiştiriliyor. Kendi köyünde kasabasında kalsa çobanlık yapacak çocuklar, şehzadelerle birlikte okuyor ve devlet erkanı oluyor. 
Harem, saraydan bağımsız olan, ancak izinle girilip çıkabilen bir yer. En kısa tarifi ile padişahın evi. Burada sayıları 200 - 400 arasında değişen cariyeler bulunuyor. Bunlar hem padişah hanımlarının, kızlarının ve validelerinin hizmetlerini görüyor, hem de aynı Enderun mektebindeki gibi ilim irfan ve sanat öğreniyorlar. Enderun mektebinden yetişip vazife alan devlet memurları bu kızlarla evlendiriliyor. Gittikleri yere medeniyet götürüyorlar. Saraydan çıkma hanımlar şefkatleri, zarafetleri ve yüksek estetik anlayışları ile numune oluyorlar halka.

EFENDİMİZİN HATIRALARI
Enderun mektebinin Peygamber Efendimize ait eşyaların sergilendiği bir nokta olması hasebiyle özel bir yeri var Osmanlıda. Ramazan ayında padişahlar kutsal emanetler dairesinde bizzat temizlik yapıyor, bu odanın tozları dahi hususi kuyulara bırakılıyor. 7/24 devam eden Kuran-ı Kerim tilavetine padişahlar da iştirak ediyor. Bu hürmet bu hassasiyet milletimizin Efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) muhabbetini göstermesi açısından göz yaşartıcı.  
Topkapı Sarayı denildiği zaman Osmanlıda devlet idaresinden, padişahların şahsiyetine, kadınların edep ve iffetlerine kadar her şeyi takip etmeniz mümkün. Bunların yanı sıra saray nice güzelliklere ev sahipliği yapıyor. Mesela yüzlerce çeşit lale yetiştirilip satışa çıkartılıyor. Yani saray bir şekilde  ticari faaliyetlere de önayak oluyor. Lale deyip geçmeyin Hollanda milyarlarca dolar kazanıyor.

SANATKÂR EL ÜSTÜNDE
Sonra sarayda Ehl-i hiref dediğimiz sanatkârlar var. Bunlar Türkün estetiğini gösteren eserler üretiyor. Bu nadide parçalar daha ziyade elçilere veriliyor. Bu arada asırlardır biriktirilen eserler de sergileniyor. Göz kamaştırıcı cevahirlere taş muammelesi yapılınca elçilerin akılları başlarından gidiyor. 
Topkapı Sarayı 19. Asrın ortalarında terk ediliyor. Niye? Çünkü Avrupa devletleri ile kurulan münasebetler sebebiyle ziyaretçilerimiz artıyor. 
Bilhassa Sultan Abdülaziz Han dış ülkeleri geziyor. İade-i ziyarette bulunan kral ve kraliçeleri Topkapı Sarayında ağırlamanın imkânı yok. Zira alelade insanların kalacağı kadar sade. Bu yüzden devlet iktisaden sıkıntılı olduğu dönemlerde bile saray yapımına ihtiyaç duyuyor. Biz tarihçiler Dolmabahçe Sarayının, Yıldız Sarayının, Çırağan Sarayının yapılmasını israf olarak görmüyoruz.”

HER KİTABE BİR HİTABE

“Topkapı Sarayını gezenler duvarlarda, kapı üstlerinde sayısız kitabe ile karşılaşıyor, haliyle merak ediyorlar. Dış avluda Sarayın neden inşa edildiği, içerdeki kitabelerde o binanın hangi maksada hizmet ettiği yazılıyor. Ki bu kitabımız da  kitabeler hususunda ziyaretçilere rehber olacak.
Gelelim saraydaki taşlara. Diyelim Padişah ok talimi yaparken, uzak bir hedefi vurdu, hemen namına bir taş dikiliyor. Mesela 4. Murat han spor yapan gençleri teşvik için lobut savuruyor. Oradaki kitabeden sultanın değme cengaverlere fark attığını okuyoruz.
Sofa mescidine baktığımız zaman ‘Abdülmecid Han hazretlerinin yüksek himmetleri, işlerin iyi bir şekilde yapılmasına sebep oldu. Onun ihsan ve iyilikleri hakkın nimetleri gibi âlemi kuşatmıştır. Enderun da hususi hizmet görenleri taltif için sofa camiini yaptı o Peygamberin dininin hizmetçisidir…’ ifadesini görüyoruz.
Topkapı Sarayında padişahlarının hedefleri, idealleri hakkında güzel izler mevcut. Bu kitabelerin günümüz Türkçesine çevrilmesi önemli bir eksikliği de gidereceğini umuyorum.”

AHMET ŞİMŞİRGİL YİNE EZBER BOZACAK

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil halen Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde ders veriyor.