İrfan ÖZFATURA
irfan.ozfatura@tg.com.tr

Ne yalan söyleyeyim Aksaray’ın bu kadar zengin olduğunu bilmiyordum.  Tarih desen onda, mimari desen onda halı, kilim, dokuma, damak zevki onda.
Dünyanın en büyük tuz gölü "Tuz Gölü" ve en büyük ikinci kanyonu Ihlara…
Yeraltı şehirleri, kaya içlerine oyulmuş evler, ahırlar, ambarlar... Aslında zor bir coğrafya, bir taraf tuzlu göl. Bir taraf buzlu dağ. Selçuklu buna rağmen medeniyet kurmuş burada.
Ecdat camileri, medreseleri, köprüleri, hamamları oya gibi dizmiş, her fersaha bir kervansaray serpiştirmiş ayrıca. Kılıçarslan Hanı, Tepesidelik Han, Akhan, Alay Han, Sultan Han, Ağzıkara... 
Ervah kabristanında 7 bin veliyullahın bulunduğu söyleniyor ki Somuncu Baba ve Cemaleddin Aksarayi gibi büyükler de var aralarında.
GİDENLER KALANLAR
Kılıçarslan parkını geçince bir mahalle görüyoruz adı “Kalanlar”. Laf olsun diye soruyorum “gidenler de oldu mu acaba?”
“Evet” diyorlar “İstanbul Aksaray’ı kim şenlendirdi sanıyorsun, dedelerimiz fetihten sonra denge unsuru olarak dersaadete yerleştiriliyor, güzel ahlakları ile numune oluyorlar Rumlara.
Zaten daha evvel de evlad-ı fatihan olarak Rumeli’ye yollanır, maya çalarlar Üsküp’e, Bosna’ya…
Aksaraylılar kalender insanlar çabuk dost oluyor, ikramdan hoşlanıyorlar. Eğer İslam-ı temsil etme şerefi verildiyse fevkalade yapmışlardır, şüphe yok onda.
Aksaray bir sayfa ile bitesi değil, kesin birkaç yazı daha çıkar okuyucularımıza. Dilerseniz bu gün Somuncu Baba'yı yad edelim. Büyüklerle başlayan işler bereketli olur zira.
İLİM YOLUNDA
Aksaray Temsilcimiz Ali Macit ağabeyimiz anlatıyor: Efendim, Somuncu Baba ismiyle maruf Şeyh Hamideddin-i Veli Hazretleri hicri 750'de Kayseri’de doğar. Osmanlı yeni yeni kurulmaktadır o sıra. Babası Şemseddîn Mûsâ oğlunu dizi dibinde okutur itinayla.
Babası vefat edince ilim hevesi azalmaz, çeker çarığını zorlu yolculuklara çıkar. Bilhassa Şam-ı şerifteki “Hankâh-ı Bâyezîdiyye” çok şey katar dağarcığına.
Bakın şu samimiyetine ki Allahü Teâlâ lütf eder Hızır Aleyhisselâm’ı çıkarır karşısına. Manevi işaretler üzerine “Hoy” kasabasına (Tebriz)  gider ve Hâce Alâeddîn-i Erdebîlî hazretlerinden ilim ve edep öğrenir ihlasla. Hocası sadece icazet vermekle kalmaz hedef de gösterir ona. “Hâmideddîn evladım sen Anadolu’ya git, irşada başla!”
BAYRAMIN BAYRAM OLA!
Hâmideddîn-i Veli, önce Kayseri’de hizmete başlar. Talebeleri arasında cevahirler vardır, gün gibi ışıldırlar.  Şah Şücâ-i Karamânî gibi mesela.
Bir gün Şah Şüca veliyi çağırır ve “Ankara’ya git” buyururlar, “orada Nu’mân isimli bir müderris var. Davet et, kabul ederse al gel buraya.”
Şücâ-i Karamânî derhal Ankara’ya koşar. Müderris Nu’mân şaşkındır “Subhanallah” der, “bu dâvette hikmetler var!”
İşini gücünü bırakır yola çıkar. Kayseri’ye vardığında Kurban bayramının birinci günüdür. Bu yüzden Hamideddin-i Veli “hoş geldin Bayram” der ona. Bu lâkabı hayatı boyunca kullanacak Hacı Bayram-ı Veli olarak tanınacaktır Anadolu’da.
Müderris Numan zahiri ilimlerde deryadır zaten, kumaşı da yatkındır tasavvufa. Eh alan uygun, veren olgun olunca…
O dahi Akşemseddin'i yetiştirecektir ki İstanbul’un fethindeki payları ortada.
MÜMİNLER SOMUN!
Hâmideddîn-i Veli hazretleri bilahare Bursa’ya yerleşir, ancak kendini saklar. Dışarıdan bakan onu basit bir ekmekçi gibi görür, hani dağdan odun toplayan, un eleyen, hamur tutan, fırın yakan…
Zamanla munis sedası yer eder Bursalıların kulaklarında. “Müminler somun!”
Para verenden alır, vermeyenden sormaz. Dulun yetimin torbasını boş koymaz. Bilhassa Ulucami inşaatında çalışan ustalar ekmeklerine bayılırlar.
Hamuru besmele ile tutulmuş, zikirle yoğrulmuştur zira.
O gün adamın biri çıtır çıtır bir somun seçer ve sorar: Kaç para baba?
-Bir akçe.
Kenarda kalmış bir bayatı gösterir ki rengi solmuş, buruşmuştur âdeta, "ya bunu alsam?”
-İki akçe!
-Bayat tazeden kıymetli olur mu baba?
-O dün yapıldı, daha yakın Server-i Kâinata!”
Kalabalıklar Somuncu Babayı sever sayar ama makamından bihaberdirler, “ekmekçi koca” diye tanırlar. Gelgelelim bu nur yağan fırın, bu asil sima… Emir Sultan gibi Allah dostunun gözünden kaçmaz. Bizzat ziyaretine gelir ve umduğunu bulur fazlasıyla. İlmine, ihlasına, ferasetine vurulur adeta.
CÜBBE TUTULUNCA!
Ve Ulucami inşaatı tamamlanır, halılar yayılır, kandiller asılır. O Cuma açılış merasimi vardır, bütün Bursa Camiye akar.
Yıldırım Bâyezîd, dâmâdı Seyyid Emîr Sultan’dan ilk namazı kıldırmasını isteyince mübarek geri çekilir “Sultânım!” der, “içimizde buna daha lâyık olanlar var.” Ve Somuncu Babayı işaret eder kibarca. Mübarek mecburen kürsüye çıkar.
Aaa bu bizim somuncu değil mi? Derin bir sükunet çöker ortalığa.
Hamideddin-i Veli Hazretleri o gün Fâtiha-i şerîfin yedi ayrı tefsirini yapar.
Birinci tefsiri herkes anlar, ikinciyi mollalar, hocalar, üçüncüyü müftüler müderrisler. Altıncı ve yedincinin muhatabı Molla Fenari gibi zirvelerdir. Hakikaten müşküllerini çözer, ufuklarını açar.
Namazı müteakip cemaat elini öpmek için sıralanır dışarıda, bakın şu Allahü tealanın lütfu ihsanına ki üç kapıda bekleyenler de o şerefe nail olurlar. Aynı anda değişik yerlerde olmak… Ki Tayy-i mekân deniyor buna.
Gelgelelim sırrı açığa çıkmıştır, artık duramaz Bursa’da.

Ne kadar saklansa da Sırrı çıkar ortaya

Rivayetlere göre Tavşanlı’nın Bey köyünde mola verir. Halk çobanlık teklif eder ona. Hayvanları yayar, tesbihi ile kalır başbaşa. Akşam köyün sınırına kadar getirir salar, mallar evlerinin yolunu tutar.
Ancak o gün birinin hayvanı gelmemiştir, Somuncu Baba’ya sorar. Birlikte araziye çıkar, kenara köşeye bakar, bir kuytuda bulurlar. Yavrulamıştır buzağısı yatmaktadır yanı başında.
Somuncu Baba “nerdesin a mübarek” diye sorar, “bak sahibin de huzursuz oldu yakışıyor mu sana?”
Hayvancağız “ama o bana çok eziyet ediyor” der, “ya yavruma da aynı şeyleri yaparsa?” 
Adam şaşkındır. İnkar etse ne fayda?

Öüm allahın emri

Ayrılık olmasa

Hasılı orada ifşa olmuştur, yine düşer yollara. Gelip Aksaray’a yerleşir, maişeti için ziraat ile uğraşır ve talebe yetiştirir açtığı bereketli ocakta.
Aksaraylılar onu çok sever, nasihatlerini dinlerler can kulağıyla.
Hâmid-i Aksarâyî hazretleri o gün yine sevenleri ile helalleşir vedalaşır. Yeni bir yolculuk mu başlıyordur yoksa?
Hem ne yolculuk! 63 yaş ciddi bir eşiktir Allah Dostlarına.
Mübarek Kur’an-ı kerim okur ve gözlerini yumar büyük bir huzurla.