İrfan ÖZFATURA
irfan.ozfatura@tg.com.tr

Birine sormuştum: ”Nerelisin?”
-68 Aksaray!
-Aksaray’ı anladık da 68 nerden icabetti?
-Yaa yıllardır adımız Niğde’yle, Nevşehir’le Konya’yla anıldı, artık bizim de bir vilayet olduğumuzu anlasınlar.
Aksaray deyince büyük beyaz bir saray geliyor insanın aklına. Evliya Çelebi’ye sorarsanız böyle bir saray var. 2. Kılıçarslan yaptırmış zamanında. Zaten şehir o yıllarda (1155) sil baştan kuruluyor âdeta.
Selçuklu Aksaray’ı çok seviyor, hanlarla, hamamlarla, çarşılarla donatıyor. Azerbaycan’dan Türkistan’dan getirilen âlimler medreselerde derse başlıyor. Evliya Çelebi şehrin ortasındaki bir kaleden bahsediyor ki yanından ırmak akıyor, içi çakılı zahire dolu ve burçlarında toplar bulunuyor. Ramazanlarda, şenliklerde kurusıkı atıyorlar.
Aksaray, seyyahlarda da iz bırakıyor. İbn-i Batuta bağlarını bahçelerini, halılarını dokumalarını ve evlerin içinden geçen kanalları anlata anlata bitiremiyor. Ulu Camisine bayılıyor sonra.
Aksaray ciddi bir şehir ama nedense 1933’te çıkartılan “hususi” bir kanunla kaza statüsüne indiriliyor, kendisinden daha küçük olan Niğde’ye bağlanıyor. CHP’nin lüzumsuz işleri işte, kardeşler arasına fitne ekiyor. Peki hakkını ne zaman alıyor, taaa 1989 yılında.
MEMLEKETİN TADI TUZU
Aksaray hudutları içinde bulunan Tuz Gölü nev’i şahsına münhasır. Yeryüzünde sadece bir benzeri var o da Amerika’da. Değil Türkiye’nin, dünyanın tuz ihtiyacını karşılayabilir tek başına.
Gölümüz kışın genişliyor, yazın çekiliyor. İşte o çamurlu alan milyonlarca kuşa yuva oluyor. Meraklılar nesli azalan türleri gelip burada izliyor. Flamingoları mesela.  
ANADOLU ASLANI
Aksaray Malaklısı bir köpek irisi, iyi bakarsanız 100 kiloyu aşıyor. Üçü beşi bir araya gelip havladılar mı adeta yer sarsılıyor. At gibi derler ya inanın abartı değil, bir buçuk tonluk cipi rahatlıkla çekiyor.
Malaklı tabiri sarkık yanaklarından, gıdığından geliyor. Safkan hayvanın kirpikleri düşük, gözleri kırmızı oluyor.
Malaklı zeki bir hayvan bekçilik isterseniz başka, sürüye katacaksanız başka yetiştiriliyor. Çocuklarla birlikte büyüyenler kedi gibi, elini ağzına sok, hiç korkma. 
Peki kurdu boğabilir mi diye soruyorum. Dernek başkanı Muammer Tıpırdamaz gülüyor. Boğar da boğamaz diyor, çünkü bunun bulunduğu sürüye kurt gelmiyor. Şöyle tepeye çıkıp bir havlasın yetiyor. Kurtlar bakıyorlar uğraşılacak dert değil, ortalıktan çekiliyor.
DAHA BU KÜÇÜLMÜŞ HÂLİ
Eskiden daha da iriymişler. Dedelerimiz onları savaşa götürürmüş hatta, saldırdı mı düşman saflarını karıştırırmış tek başına. Malaklı son yıllarda bayağı meşhur olmuş. Eş dost Aksaraylı ahbaplarına “bana bi yavru ayarlasana” demeye başlamışlar. “Tamam abi hallederiz, kolay” diyenler çıra gibi yanmış, çünkü eniği bile 2 bin liradan başlıyor. 
Yetişmiş gösterişli köpekler ise altınla tartılıyor adeta, sıfır araba fiyatına gidenler var aralarında. St. Bernard’ın atası da malaklı. Çalmış götürmüş tüylü bir köpekle çiftleştirmişler zamanında.
Zaten yabancılar birçok Anadolu ırkını sahiplenmiş, patentini çıkarmışlar. Ama Aksaraylılar Malaklıyı kaptırmayacaklar. Irkı tescil için Ankara Veterinerlik Fakültesi ile birlikte çalışıyorlar.
ZAHMETSİZ KALENDER 
Şimdi soranlar çıkacaktır mutlaka. Malaklı alsam iyi de. Altından kalkabilir miyim acaba?
Garibim çok kalender, ne verseniz yiyor. Anadolu’da yal yaparlar malum, un, su, süt, yumurta. Tavuk kemiği filan da bulursan on numara. Yemek artıklarını da temizler bu arada.
Malaklı hisli bir hayvan, akşam gelirsin arabanın sesinden tanır, bir bakmışsın çıkmış duvara. Sevecek, gezdireceksen de anlar, kızacak darılacaksan onu da anlar.
Malaklı da diğer hemcinsleri gibi bir defada en az 5 tane doğuruyor. 11 - 12 tane yavruladığı da oluyor. İnsan bir yaşındayken aciz zavallı, halbuki bunlar 1 yaşında anne oluyor. İlk doğumunda acemi tabii, bazen yavrunun üzerinde uyuyakalıp ezebiliyor.  Üçüncü doğumdan itibaren tecrübeli, gözü gibi bakıyor yavrularına. 

AZMİ MİLLİ UN FABRİKASI

Aksaray malum hububat ambarı gibi. Nitekim ilk un fabrikası da orada kuruluyor.  Aksaraylı mebus ve müteşebbis Vehbi Çorakçı elini taşın altına koyuyor. Bu tesis hem vatandaşın hem de ordumuzun un ihtiyacını karşılıyor. Yetmiş küsur yıl tıkır tıkır çalışıyor. Ki hâlâ sapasağlam şarteli indirseniz kasnaklar dönmeye, elekler oynamaya başlayacak. Bina şimdi Aksaray Belediyesi’nin elinde  Bilim ve Sanayi Müzesi olarak hizmete sunulacak pek yakında.

VADİM O KADAR YEŞİL Kİ

Ihlara Vadisi Türkiye’nin en büyüklerinden biri.  Evet ondan daha uzun ve derinler var ama o kuru kanyon değil, yaşıyor. İçinde köyler, evler, bahçeler, camiler, kümbetler ve İslam öncesi dönemden kalma kiliseler var.  Kaya içlerine oyulan mekanlar şaşırtıyor. Düşünün evinizin duvarları taştan, merdivenleri taştan, hatta dolabın rafları taştan. Kiremit, oluk tanımıyorsun, yağmur üzerinden akıp gidiyor. Yangın deseniz yanmıyor, zelzele deseniz yıkılmıyor. Yazın tatlı serin, kışın da soğuk almıyor. Bir saç soba edinseniz yetiyor,  çalı çırpı yakıyorsun damarı kırılıveriyor. Melendiz Çayı ağırbaşlı akıyor, üstüne eğilen söğütleri okşuyor. Vadinin içi rüzgar almadığı için ılık ve sakin. Ne korna, klakson, ne uğultu, gürültü. Sadece ırmağın şırıltısı, yaprakların hışırtısı duyuluyor. 
Asude münzevi bir hayat arzulayanlar için bulunmaz yer... Adam şair olur burada...

 

Traktörsüz ev yok

Güçlü sanayisiyle tanınan Aksaray ziraatten de vazgeçmiş değil. Öyle ki bazen yüz hanelik köyde 150 traktör oluyor. İkinci el traktör işi yapan Ali kardeşimiz, yeni traktörler güzel ama çok para diyor. 80-100 bin lira veren köylü zorlanıyor. İki mevsim geçince fiyatı 30 bin lira birden düşüyor. Halbuki 20 bin liraya alacağı bir traktör de işini görebilir.  Satacağı zaman da kaybı olmaz, hanımın bileziği gibi nakde çevirebilir anında. Tamam 4x4, kabinli, klimalı bir motorla tarla sürmek zevk ama yılda iki gün lazım olur anca. Kuyruk miliyle su çeken bir motorun güçlü olması gerekmiyor ki, o işi beş bin liralıklar da fevkalade yapar.