YUSUF HEBU
yusufhebu@gmail.com

Siz hiç gece arazide kaldınız mı, semaver yaktınız mı, mangal yaptınız mı, küle patates gömdünüz mü, çadır kurup yattınız mı, yıldızların altında?
Sesinizi duyar gibi oluyorum. Bir kısmınız heyecanla “eveeet” diye haykırıyor, bir kısmınız da “ ne başımın zoru” deyip omzunu silkiyor.
İnsan bilmediğinden korkar. Bakın kamp yapmak ürkülecek şey değil aslında.
Eğer doğru yerde ve doğru zamanda bulunuyorsanız. Ve uygun malzemeler varsa yanınızda.
BANA SORARSANIZ
Kamp alanına yaya gidecekseniz yükünüzün mümkün mertebe hafif olmasına bakın. Sadece olmazsa olmazları ayırın, diğerlerini gözünüzü kırpmadan bırakın kenarda.
Otomobilinizle gidiyorsanız mesele yok. Hele hele bir cip ya da minibüs varsa altınızda.
Çadırdan başlayalım isterseniz. Bunun için alüminyum iskeletli hafif çadırları seçin. Şeker Ahmet Paşanın resimlerinden kalma ahşap direkli ağır brandalara bakmayın asla. Neticede ordugâh kuracak değilsiniz ya.
Kamp malzemeleri satan mağazalarda çok çeşit var, ancak önce ihtiyacınızı belirleyin. Kaç kişi kullanacaksınız, kaç gün kalacaksınız? Lüzumsuz yere açılmayın, bütçenizi zorlamayın boşuna. Uyduruk bir şey de alıp tatilinizi kâbusa çevirmeyin bu arada.
Yanınızda mutlaka çakı çakmak olsun. Ateşsiz, bıçaksız olmaz. Hatta ufak bir balta.
Mat ve uyku tulumu da önemli, zemin serin olur çeker, yoksa kalıp gibi kalkarsınız sabaha.
El yada kafa feneri genellikle unutulmaz da pilleri bitik olur, kontrol etmekte yarar var.
ÖPEYİM GEÇSİNLE OLMAZ
Allah kullanmayı nasip etmesin ama bir ilk yardım seti de bulundurun. En azından oksijenli su, sargı bezi, antibiyotikli bir krem filan. Olur ya böcek ısırır, arı sokar, amonyak da olsun yanınızda.
Üç beş aspirin yer tutmaz ama öyle bir aranır ki icabında.
Son yıllarda kene gibi bir derdimiz oldu. Kuşları vurduk, tavukları yolduk, ortalık kaldı onlara. Kene yapışırsa aman ha deyim ellemeyin, gidin en yakın sağlık ocağına. Onlar bir cımbızla alıverirler, basit bir vaka aslında.
Sabun da önemli, dişlerimizi fırçalamayı ihmal etmiyoruz bu arada.
Açılacaksanız mutlaka harita ve pusula. Bir bekçi düdüğü de olsun yanınızda.
Eğer engebeli arazilere giriyorsanız mutlaka ip dolayın omzunuza. Aldırmayın “biz ipsiz miyiz yani” diye tafra yapanlara.
Cep telefonunuzu fotoğraf makinenizi unutacağınızı sanmıyorum. Ama yedek batarya işi aksatılır. Pil biter, keyfler kaçar.
YEŞİLİ SEV TABİATI KORU
Biz çevreciyiz ya, ne yapmıyoruz? Çöpleri ortada bırakmıyoruz asla. Sonra pirzola ve tavuk kemiklerini veriyoruz dört ayaklı dostlarımıza.
Gereksiz yere dal kırmıyoruz, yeşil koparmıyoruz. Hiçbir yaratık sebepsiz değil, mahlukata şefkatle bakacağız mutlaka.
Mümkünse bastığınız yere dikkat edin, pat diye karınca yuvasını ezip dağıtmayın mesela.
Ayırılırken öyle olmalı ki kimse burada kamp yapmış diyemesin ardınızdan.
Yağmurluk işi de önemli, kuru bir bedenle tıpır tıpır damlaları dinlemek varken niye iliklerinize kadar ıslanacaksınız di mi ama.
Eskiden saat ilave edilirdi listeye. Şimdi telefonlar o işi de kaptılar.
 ONA UY SEVAP KAZAN
Biliyorsunuz Resulullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) yola çıkarken ellerine bir asa alır, ayna, tarak, çakı, misvak ve iğne iplik taşırlardı yanlarında.
Asa bir nevi değnek, yürürken inanılmaz güç veriyor insana. Hem olur ya köpek, çakal musallat olur işe yarar. Göstermeniz yeter, vurmayın sakın hayvana.  Bir çoğu zaten kuru gürültüdür, bağırır çağırır, yerden taş alır gibi yapın, kuyruğunu kıstırıp kaçacaktır uzağa.
Yok güçlü ve eğitimli bir köpekse (mesela kangal) sakin olun, kaçmaya kalkmayın, ondan hızlı koşamazsınız zira.
Oturun yere gülümseyin, canım cicim deyin tatlı bir ses tonuyla. 
Kamp kurup kolonyalı mendil kullananları da anlamıyorum, gidin yüzünüzü derede yıkayın, abdestinizi alın serin pınarlarda.
Toprağa basın, toprağa yatın, elektriğinizin boşaldığını hissedeceksiniz adeta.
 ŞAİR MİYİM BEN NEYİM?
Böyle yerlerde insanın zihni açılır, bulunmadık hikaye konuları gelir aklına. Mısralar peşpeşe düşmeye başlar. “Ah ulen yanımda bir kalem kağıt olacaktı ki” demeyin. Çok pişman olursunuz sonra.
Mangalınızı unutacağınızı sanmıyorum, bir iki tava maşrapa da bulunsun yanınızda. Ve cezve tabii, acı kahvenin hatırı seksen yıla çıkıyor doğada. 
Bir olta takımı da olsun, bakarsınız balığı bol bir yere düşersiniz, öğünü getirirsiniz bedavaya.
Bazı arkadaşlar mum da alıyorlar yanlarına, yalnız dikkat bütün çadır yangınları ekseri ondan çıkıyor haberiniz ola.  
Yangın demişken aman abim, kuru otların çam yapraklarının bulunduğu alanda ateş yakmayın tamam mı? Gece işimiz bitti, ateşi mutlaka söndürüyoruz,  tek kıvılcım bırakmıyoruz. Külü iyice eziyor hatta su döküyoruz kova kova.
 ÇOCUK OLUN ÇOCUKLA
 Böylesi kamp maceralarından en büyük keyfi çocuklarınız alacak. Yıllar sonra bile “hiç unutmam babamla bir gün...” diye anlatmaya başlayacaklar. Akıllarında ne çok detay kaldığına şaşacaksınız hatta.
Yapacağınız en sıradan kamp, evde tembelizyon karşısında geçirdiğiniz uyuşuk vakitlerden daha manalı olacaktır. Minikler sizinle yön ve kıble tayini yapacak, aya güneşe yıldızlara dair çok şey öğreneceklerdir yanınızda. 
Bazen yağmur olur, serinlik çöker. Sakın pılıyı pırtıyı toplayıp kaçmayın, birlikte çareler arayın, hayatla mücadeleyi öğretin çocuklarınıza.
İnanın beş yıldızlı açık büfeli havuzlu saunalı otellerde geçireceğiniz vakitler bu kadar keyif vermeyecektir. Deneyin hak vereceksiniz bana.

DOKUZ KUSURLU HAREKET

Bazı kampçılar mangal yapıyor, alkol alıyor, yüksek sesle müzik çalıyor ve her on dakikada bir “Ankara’nın bağlarını” çalıp oynuyor. Nara, kahkaha, şamata… Meyhaneye çeviriyorlar adeta.
Biracıların kötü bir huyları var, içindeki bitince şişeyi taşa vurup kırıyorlar. Cam sırça ortalığa saçılıyor, hani birisi yalın ayak bassa var ya Allah muhafaza.
Bazı izci grupları da “dağ başını duman almış”tan (kendisi bir İsveç marşıdır aslında) başka bir şey bilmiyor, çevirip çevirip başa sarıyor, bööö dedirtiyorlar insana.
İlk mektepten beri aynı nakarat. Ya bi susun n’olur, bir şeyler söylemek zorunda değilsiniz ya.
Yaprakların hışırtısını, kuşların cıvıltısını, suların şırıltısını dinlemeye geldik buraya.