İrfan Özfatura
irfan.ozfatura@tg.com.tr

Nasreddin Hoca’ya (Rahmetullahi aleyh) sormuşlar. Hocam dünyanın merkezi nerede?
Bastığım yerde demiş, ayağımın altında!
Yapma hocam!
E, ölç o zaman!
Bu Hocamızın sadece espri kabiliyetini değil, coğrafyaya ve riyaziyeye hakimiyetini de gösteriyor. 
Evet yeryüzü bir küre olduğuna göre bastığınız her yere merkez diyebilirsiniz. İlla ki bir eksen geçecektir bulunduğunuz noktadan.
Ve dikkat buyurun bunu 12. yy’da söylüyor. Avrupalıların dünyayı tepsi gibi sandıkları, dönüyor diyenleri yaktıkları yıllarda.
GELELİM SIFIR NOKTASINA 
Lakin sıfır noktası ayrı bir vaka. Bütün dünyada kullanılacak alemşümul bir saat nerede başlatılsa acaba?
İskenderiyeli Batlamyus (2. yy) El Macesti kitabında Kanarya Adalarını esas alıyor. Çünkü son kara parçası ora. Uçsuz bucaksız bir okyanus uzanıyor ardında.
Uluğ Bey de benzer bir mantıkla, Kamçatka’yı yani Asya’nın en doğusunu mebde-i tûl (başlangıç meridyeni) olarak kabul ediyor. Günün ilk ışıkları o sahile vuruyor zira.
Hindlilere sorarsanız Ganj, Mısırlılara sorarsanız piramitler ayar vermeli dünyaya. Romalılar ise ne münasebet diyor “İstanbul varken merkez mi aranır başka?” Hatta Kral Konstantin Yerebatan Sarnıcının yanına dört ayaklı bir abide (Milyon Taşı) diktiriyor (4.yy) “Başlangıç noktası” ilan ediyor.
Hangi şehir ne yönde ve kaç fersah uzakta? Tek tek yazdırıyor tabelalara.
İstanbul hem Roma’nın hem Osmanlı’nın payitahtı, Bir yanı Asya, bir yanı Avrupa. Denizleri de denizcileri de buluşturuyor. Napolyon dahi “eğer bir gün Dünya tek devlet olursa İstanbul’dan yönetilmeli” diyor.
Ticaret’in başkenti o, siyasetin başkenti o, ilme, sanata, mimariye yön veriyor.
BASKIN BASANINDIR
 Osmanlı coğrafyacıları sıfır noktası olarak Ayasofya Camisinin kubbesinin aleminden geçen meridyeni (Tûl-u Dersaadet) gösteriyorlar. Dünya Müslümanları da aynı kanaatte, halife öyle buyuruyor zira.
Gelgelelim sömürgecilikle semiren İngilizler korsan bir toplantı ve baskın bir oylama ile Greenwich’i dayatıyorlar dünyaya.
“1884 - Uluslararası Meridyen Konferansı”na 25 ülkeden 41 delege katılıyor. Fransa, Paris’te ısrar etse de Kraliyet ikna gücünü kullanıyor, müstemlekelerini arkasına alıp tek kale maç yapıyor. Nitekim 22 oyla Greenwich seçiliyor.
Osmanlıyı temsil eden Ahmet Rüstem Efendi yine de bir şerh koyduruyor karara.
İngilizler “n’olur, n’olmaz” demiş olmalılar ki, Milyon Taşını çalıp aparıyorlar Britanya’ya. (1886).

4 DAKİKALIK DİLİMLER
Peki sistem nasıl işliyor? 
Sıfır meridyeninin Greenwich’ten geçtiğini kabul edelim ve farz-u muhal dünyayı karpuz gibi tepeden dilimlere bölelim. Bir gün kaç dakika? 24 x 60 = 1440.
Eh bir daire de 360 derece olduğuna göre böl bunu 360’a. 1440 / 360 = 4 çıkıyor.
Yani erd küremiz her bir dereceyi dört dakikada dönüyor.
Mesela güneş 45’inci meridyende 19.00’da batarsa 44 meridyende 19.04 de batıyor. İşte 4 dakikalık zaman farkları 15 derecede bir saat ediyor ve “uluslararası zaman dilimleri” buna göre belirleniyor.      
GMT’a (Greenwıch MeanTime) göre Türkiye (+2) kuşağında bulunuyor. Yani, burada saat 12:00 iken, Big Ben 10:00’u gösteriyor.
Hesap basit ama hadise basit değil, çünkü tayyareler buna göre kalkıyor, borsalar buna göre kapanıyor, maçlar, shovlar, konferanslar hep bununla ilan ediliyor…
GREEN DEDİKLERİ KADAR VAR
Peki Greenwich nasıl bir yer? Gitsek ne buluruz orada?
Efendim burası Londra’nın güneydoğusunda bir semt. Sanırım Büyükşehir’e bağlı zira belediye otobüsleri işliyor.
Underground (metro) ve DLR (Docklands Light Railway) banliyö trenleri ile ulaşmak da mümkün. Sanırım en keyiflisi Thames Nehri üzerinde çalışan vapurlar. Teknenin kaptanı önünden geçilen mekânlar hakkında bilgi de veriyor.
Greenwich kenar mahalle ama kenarda kalmamış, albenili villaları ile dikkat çekiyor. Bütün dünyanın gözü burada. Halbuki Müslümanlar bin yıl fark atmış onlara. Abbasiler zamanında Bağdat Şemmasiye ve Şam Kasiyun rasathaneleri hem müşahede yapıyor, hem de talebe yetiştiriyor.
Halife Memun devrinde Ebü’t-Tayyib Sened İbni Ali, El Mervezi, En-Nihavendi, Ali bin İsa el-Usturlabi, İbn-i Mansur, El-Merverruzi, El-Fergani, Et-Taberi, İbni Faruk, Sabit bin Kurre’nin bulunduğu bir heyet iki meridyen arasındaki mesafeyi hatasız ölçüyor.
 HÂLBUKİ OYSA
Ebü’l-Hasan ise Bahr-i sefid’in (Akdeniz’in) uzunluğunu tespit ediyor.
El-Harezmi, İbrahim-ül-Fezari, Ebü’l Vefa fezanın sırlarını çözerken Ebu Reyhan el-Biruni dünyanın çapını tayin ediyor. İbn-i Yunus Kahire’de Cebel-i Mukattam’da Rasathane kurup cetveller (Zic-i Hakimi) hazırlıyor.
Nasireddin Tusi de Azerbaycan Meraga’da bir rasathane kuruyor (1201). Ki derin kuyulara iniyor, gün ışığında bile çalışabiliyor.
Şam’dan Müeyyidüddin Urzi, Musul’dan Fahrüddin Meragi, Tiflis’ten Fahrüddin Ahlati, Kazvin’den Necmüddin Dübeyrani, Halep’den Muhyiddin Mağrıbi, Semerkant’ta Gıyaseddin Cemşid el-Kaşi astranomiye çok şey katıyor.
Timur Hanın torunu Uluğ Bey bir sultan ama gönlü ilimde yatıyor, devletin imkânlarını alimlerin ayaklarına seriyor ve hatasız denilebilecek ölçümler yaptırıyor (Zic-i Gürgani). Gıyaseddin Cemşid ve Kadı zade o münbit zeminde yetişiyor. Ali Kuşçu ise bu meşaleyi Anadolu’ya taşıyor. Ki, Keplerin doğmasına 15 nesil vardır daha...
Kopernik intihalcinin önde gideni, el-Usturlabi, Batruci  ve İbn-i Şatır’ın kitaplarında bulduğu prensipleri kendine mal ediyor.
Osmanlıda her şehirde bir muvakkithane olur, bunlar hilal gözler, imsak sahur vakitlerini duyururlar. III. Murad Han (1574-95) Tophane’de muhteşem bir rasathane kurduruyor ayrıca.
 PAZARLAMAYI BİLİYORLAR
İngilizler Greenwich’i iyi pazarlıyor, sanki “zamanın merkezine yolculuk” gibi sunuyorlar.  Dünyanın öbür ucundan gelen turistler  selfi çektirebilmek için çırpınıyor.
Öyle bir şey denmese de ziyaretçiler Greenwich’in ilk rasathane olduğunu sanıyor. Halbuki 17. yy’da Kral II. Charles tarafından kurulduğu biliniyor.
Peki Kraliyet Gözlem Evinde (Royal Observatory) neler sergileniyor? Astronot kıyafetleri, Gagarin resimleri, pusulalar, barometreler, dürbünler, düdükler, teleskoplar, güneş, kum ve su saatleri, köstekliler, zemberekliler… Yere bir çizgi çizmişler, güya ayağının birini doğu yarımküreye koyuyorsun, birini batıya. Şak şak şak alkış, ödemeler kapıda.
Evet Ekvator da hayali bir çizgi ama izahı var. İklimi farklı, mevsimi farklı, gündüz gece aynı uzunlukta, hasılı elle tutulup gözle görülen işaretler bulabilirsin orada.
 EZANÎ SAAT YA DA ALATURKA 
Ecdat anın kıymetini bilirdi biz ömrün kıymetini bilmiyoruz. Alafranga saatle bu kadar oluyor zira.  
Dedelerimiz akşam gün battı mı saatlerini sıfırlar. Bir buçukta yatsıya koşar, iki buçukta yatağa kıvrılırlar. Yedide teheccüd, sekizde sahur, dokuzda imsak, on buçukta gün doğar. Horozlar kurulmuş saat gibidir, çırpınırlar âdeta   Yani ezani saat, biyolojik saatle yan yana gider, kol kola.
Peki Alafranga saatte gün niye gece 12’de değişir? O an atmosferde ne gibi bir değişiklik olur acaba?
Hiç de bir şey olmaz. Bir yarım gece bir tam gün sonra bir yarım gece daha. Böyle bir gün tarifi tuhaftır ayrıca.
 İŞLERİ GÜÇLERİ RASAT
Dedelerimiz ocaklı râsıddırlar. Takvimi aydan, saati güneşten okur, üstüne temkini de koyarlar.
İmsak, şafak, subh, işrak, zeval, kuşluk, zuhr, duha, kaylule, feylule, asr-ı sani ve evvabinden haberdardırlar. Ne dahve vaktini, ne kahve vaktini kaçırır, kıraatı, kerahati dikkate alırlar.
Gurub, nısf-ı nehar, fecr-i sadık, iştibak-ı nücum… Ayın da ufki ve şakuli hareketleri takip eder mânâlandırırlar. Yani astronomdurlar kendi çaplarında… Ancak…
Ancak laikçi rejim sabah akşam sövdüğü İngiliz’e teslim olur (1932). Gavurun hatırı için, alaturka saat kullanımını yasaklar.
Parmaklar sallanır, “aksi takdirde” diye başlayan tehditler savrulur halka. 
Ve o ince ilim, o köklü kültür unutulup gider zamanla.
“Yazık” diyorum.
Başka da kelime gelmiyor aklıma.