İRFAN ÖZFATURA

Hicri 14... Hazret-i Ömer devri.
İslâm orduları, Suriye, Irak, Filistin ve Mısır’da zaferden zafere koşmakta, nurlu Medine’ye her gün yeni bir fetih haberi ulaşmaktadır.
Müslümanlar gittikleri yerlerde insanları hoş tutar. Canları malları teminat altındadır, isteyen camiye gelir, isteyen devam eder kendi inancına. Elini vicdanına koyanlar farkı fark eder ve aramıza katılırlar. Ahalinin fevç fevç İslam’a koştuğunu gören rahipler çaresizdir. “Müslümanların merhameti kılıçlarından da keskin” demek zorunda kalırlar. 
Biliyorsunuz Hazret-i Ömer yeryüzünün iki güçlü imparatorluğuna da diz çöktürür. Sasanileri tarihe gömer, Bizans’ı adeta sürer çıkartır Ortadoğu’dan.
TESPİT
Müslümanlar henüz Hazret-i  Ebû Bekir devrinde Ecnâdeyn zaferini kazanmış, bilahare Fihl Savaşı ile büyük zayiat vermişlerdir Bizans ordularına. Mercüssuffer’de yenilip dağılan askerler zor sığınır Şam’a. Mercürrûm harbinin ardından Ba’lebek, Humus ve Hama’da İslam bayrağı dalgalanmaya başlar.  
İmparator Heraklius Hıristiyan Araplar’la Ermeniler’in de katıldığı büyük bir ordu hazırlar. Ancak Yermük Muharebesi ile tarumar olurlar. Şeyzer, Kınnesrîn, Halep, Antakya, Urfa, Rakka ve Nusaybin elinden çıkar. Ve mücahidler gelir dayanır İlya’ya (Kudüs’e).
Şehir direnecek güçte değildir. Yardım gelecek desen ham hayal. Bugün yarın düşecektir ihtimal.
TEBLİĞ
Hazret-i Ömer de Suriye’ye gelmiş,  Câbiye’de bulunmaktadır o sıra.
Patrik Sofronbas şehrin anahtarlarını bizzat Hazret-i Ömer’e vereceğini açıklar. Hoş Ebu Ubeyde’ye de  (Radıyallahu anh) teslim etse değişen bir şey olmayacaktır aslında. Patrik Müslümanları da kendileri gibi sanır, en yüksek makamdan eman koparmaya bakar.
Anahtar size teslim edilecekmiş dendiğinde Hazret-i Ömer “tamam” der “yola çıkalım o zaman.”
Sahabe-i kiramdan bazıları cins atlar getirir, kıymetli kıyafetler çıkarırlar. Hazret-i Ömer ne kaftanlara bakar, ne küheylanlara. 
Kölesine “devemiz hazır mı” der o kadar.
Bazıları “Ya Emir’el müminin biliyoruz dünyalığa ehemmiyet vermiyorsunuz ama takdir edersiniz ki devletin izzeti şerefi için…” 
-Allahü teâlâ bizi İslâmla şereflendirmiş, bu bize yeter, başka şeylerde izzet ararsak zelil eder.
Ve kölesine “Haydi” der, yola çıkarlar.
Köle lafta tabii, arkadaş. Birlikte konaklar, birlikte otururlar sofraya. Deveye bile münavebe ile binerler hatta. Bazen emir, bazen köle, bazen ikisi de yürür, soluk aldırırlar hayvana.

 TEKBİR
Aralarında bir anlaşma yaparlar, semere oturan Kur’an-ı kerim okuyacak, yuları tutan dinleyecektir  huşuyla.  Dünya kelamı ile ne işleri vardır, bir şey ikaz edecekleri zaman tekbir getirirler usulca.
Allahuekber!
Cebelü’l-Mükebber (Tekbir Dağı) civarındadırlar. Kölesi ikazı duyunca durur, deveyi ıhtırır kibarca. Hazreti Ömer iner, “şimdi sıra sende” der, “haydi atla!”
-Ama efendim şehre yaklaştık, umarım karşılamaya çıkmıştırlar.
-Atla!
Ve dediği gibi de olur, çok gitmemişlerdir ünlü şehir belirir. Ah be İlya! 
Kalabalık koşar gelir, tazim de bulunurlar. Köle yuları tutanı işaret eder, halife ben değilim o! 
- Ya sen kimsin? Vezir, nazır, komutan?
- Sadece kölesiyim.
Olacak iş değildir, devlet başkanı ipi çeksin de, uşak otursun yukarıya.
Piskopos Sofronbas çekilir bir kuytuya ağlamaya başlar. Hazret-i Ömer yanına gider teselli eder, “Üzülmeyin” der, “dünya böyledir, bir gün ona bir gün buna!”
-Ben kendime değil, kentime ağlıyorum, sizde bu adalet varken Kudüs elimize geçmez bir daha!

TESLİM
Patrik Sofronbas, Hazret-i Ömer’e şehri gezdirir. Kendince en kıymetli mekândan, Kıyame Kilisesinden başlar. Ki onlar İsa Aleyhisselamın çarmıha burada gerildiğine (haşa) inanırlar. O ara namaz vakti girer, Hazret-i Ömer. İbadet için müsait bir yer arar.
- Kilisede kılabilirsiniz, durun size temiz örtüler bulsunlar.
- Yok hayır dışarıda kılayım. Yoksa ardımdan gelenler burayı camiye çevirir, kiliseyi elinizden alırlar!
Gider az ileride bir tepe üzerine seccadesini yayar ki burası peygamberlerin dua ettiği bir makamdır aynı zamanda.
Yıllar sonra, Eyyübî Sultanı El-Afdal İbn Salahaddin, Ömer Camiini yaptıracaktır bu alana.
Ömer Camii dünya Hristiyanlarının oluk oluk aktığı bir noktada bulunuyor. Yanık sesli müezzini günde beş kere vahdaniyeti haykırıyor. Ve en güzel Kudüs resimleri onun minaresinden çekiliyor haberiniz ola. 

HASRET
Hazreti Ömer’in aklı elbette Beyt-ül Makdis’tedir, miraç mucizesinin yaşandığı alanda... Mihmandarlarıyla Burak kapısından girerler sanki aşina gibidir. “Allahu Ekber! Bu, Resulullahın bize tarif ettiği mescid” der şaşkınlıkla.
Mübarek mekân perişandır, Hazret-i Ömer önce iki rekat tahiyyatül mescid kılar sonra kollarını sıvayıp çöpleri temizlemeye başlar. Müslümanlar alanı namaza hazır hale getirirler. Halife ahşap bir mescit yaptırır buraya, öyle ki 10 bin mümin saf tutabilir yan yana.  
Halife Abdülmelik döneminde inşa edilen Kubbet-üs Sahra (691) ise İslâm mimarîsinin ilk kubbeli eserlerinden biridir. Kudüs’lü Yezid Bin Selam ve Baysan’lı Reca Bin Hayve göz alıcı bir bina için çalışırlar. Halife hiçbir masraftan kaçmaz, El-Mukadassi’ye bakarsanız Mısır eyaletinin 7 yıllık gelirini harcar dile kolay.
Mescid-i Aksa dendi mi Müslümanların aklına ya kıble Mescidi geliyor ya Kubbet-üs Sahra. Mescid-i Aksa onları ve ayrıca Burak, Mervani ve Eski mescidleri de içine alan bir alan. Onlarca kubbe, onlarca makam, dar-ül hadisler, Dar-u kurralar... 
Altı da boş değil, bir kat iniyorsunuz mescit, bir kat daha iniyorsunuz yine mescid. Ayrı ayrı imamlar namaz kıldırırmış zamanında. 

Hazret-i Ömer’in verdiği  emanname

Bismillahirrahmanirrahim
1. Allah’a hamd olsun ki, bizi İslam ile aziz kıldı; iman ile şereflendirdi; resulü Muhammed ile bize rahmet eyledi; bizi dalaletten hidayete götürdü; aramızdaki dağınıklıktan sonra bir araya getirdi ve kalplerimizi birleştirdi; düşmanlarımıza karşı zafer verdi; bize bu beldeleri nasip etti; bizi birbirini seven kardeşler haline getirdi. Ey Allah’ın kulları! Bu nimetlere karşı Allah’a hamd ediniz.
2. Bu Ömer bin Hattab’ın Kudüs-i Şerif’deki Tur-i Zeytun’da millet-i İseviyenin patriği Safranbos’a verdiği ve bütün re’aya ile papaz ve patrikleri içine alacak şekilde tanzim olunan yazılı ahidnamesidir.
3. Bütün gayr-i müslimler, zimmet akdinin hükümlerine riayet ettikleri müddetçe, emanları geçerlidir. Biz müminler ve bizden sonra gelecek olanlar, onları korumakla mükellefiz. İtaat ve bağlılıkları devam ettikçe de bu devam edecektir.
     20 Rebiül-Evvel 15 H.