Çok beğenilen “Şimdiki Aklım Olsa”dan kısa bir süre sonra “Trenin Penceresinden” kitabını kaleme alan Doktor Ahmet FarukYağcı ile “Küçük mutluluk senelerini” konuştuk...
Bize “Trenin Penceresi”ni anlatır mısınız?...
-İlk kitabım ‘Şimdiki Aklım Olsa’ mesleğe atılma ile başlayan ve meslekteki olgunluk dönemini  de içine alacak şekilde kaleme alındı. İçinde otobiyografik ögeler gevşek olarak bulunsa da, daha çok yaşanan hadiseler hikâye tadında anlatılarak oluşturuldu. 
Trenin Penceresinden bir cümle üzerine kaleme alınmaya başlandı. Daha önce yazılıp bir kenara atılmış anılar derlenip toparlandı ve yenileri eklendi. Bu cümle: ‘Kaç yıl yaşarsanız yaşayın ömrünüzün ilk yirmi senesi en uzun kısmıdır’ cümlesiydi.  Kendimle baş başa kaldığımda en canlı anılarımın çocukluk ve ilk gençlik dönemi anıları olduğunu düşünürdüm. Bu cümleyi okuduğum gün kitabın omurgası kafamda şekillenmişti. Bir senelik bir dönemde yazılarımı yayına hazırladım.
Birkaç seneye iki kitap sığdırdınız. Ne zamandır yazıyorsunuz?...
-Otuz sene oldu. İlk yazdıklarıma bakıp gülüyorum şimdilerde. İlk yazım 1986’da mecburi hizmete gittiğimde yazıldı. Serin bir Kastamonu akşamında Nasrullah Camiine girdiğimde ıslak çoraplarımla soğuk halıya bastığımda ürpermemi ve camilerin neden sığınak olduğunu hissetmemi anlatır. Çocukça, ergence ama duygulu bir yazıdır. Zannederim onu kendime saklayacağım.
-Hem doktorluk mesleğiniz, hem  televizyon programınız var. Bu yoğun tempoda nasıl vakit bulabildiniz?
-Vakit görece bir şey. İyi kullanıldığında gündelik hayatımızdaki üretimi iki katına çıkartmamız işten değil. Öğünmek maksatlı söylüyorum, bisiklet turlarına katılıyorum, evde yaşlı yatalak hasta takibi yapıyorum, yılda birkaç yurt içi ya da yurt dışı toplantıya gidiyorum. Epeyce vakit de kalıyor. 
-­Okuyucularınız son kitapta nelerle karşılaşacak?
-Kitapta ana amaç küçük mutlulukların hayatımızı şekillendirdiği yılları hatırlatmak. Yokluğun mutsuzluk getirmediğini anlatmak. Bunu anlatırken de özellikle ortak hafızamıza dair küçük oyunlar ve sürprizler hazırladım. Kimi sayfada çamaşır leğeni ile, kimisinde kömür sobası ile, kızıl elli kuruşla, yeşil onlukla, cam enjektörle, açık yoğurt ile karşılaşacaksınız. Kendi üzerimden anlatsam da özellikle ‘dörtleme’ olarak yazdığım kısımları bizim döneme ucundan değmiş hemen herkesin yaşadığını tahmin ediyorum. Temelde vaadim genelde neşeli, bazen düşünceli olarak fazla hüzünlendirmeden çocukluğun sokaklarına döndürmek...