İrfan Özfatura 
irfan.ozfatura@tg.com.tr

Kayseri eski bir ticaret merkezi. Asurlular, Hititler, Romalılar, Selçuklu ve Osmanlılar hep almışlar satmışlar. Yeryüzünün ilk beynelmilel fuarı sayılan “Yabanlu Pazarı”nı kurmuşlar. 
Yani diyeceksiniz? Yani Kayserililer çocuklarını öncelikle esnaflığa sanatkârlığa yönlendirir, bir ustanın yanına bırakırlar. Ne zaman? Genellikle ilk mektep yıllarında…
Peki çocuk kendi babasının yanında dursa?
Hayır diyorlar asla! Kendi dükkanında rahattır, patronluğa kalkar. Kaldı ki hiçbir baba sabahın altısında dükkan açtırtmaz oğluna, nerede ortalığı süpürtecek de, çay koşturtacak eşe dosta… 
Ama babacan bir usta hepsini yaptırır. Seher vakti hazırolda bekletir kapıda. Sabırla öğretir ama yanlışını da yemez, azarlar icabında. 
Aradan bir ay iki ay geçti diyelim, babası ustaya sorar: Nasıl ağam, ümit var mı? Adam olur mu bundan?
Usta bir sürü zarflar atmış delikanlıyı denemiştir, bu soruya muhatap olacağını bilir zira.
Ya “ateş parçası gibi maşallah” der “için rahat olsun, gözün arkada kalmaz!”
Ya da “abi sen bunu okut istersen” der, “bundan bi numara olmaz!”
İşte Kayseri’de esnaflığı beceremeyenler okur, mebus, bakan, paşa, başvekil, reisicumhur olurlar.
“Yok daha neler” dediğinizi duyar gibiyim. İşte ispatı ortada.
ULU HAKANDAN YADİGÂR
 Biliyorsunuz Türkiye’de yerli yetikli ne kadar mektep varsa ardında cennetmekân Abdülhamid Hanın imzası vardır mutlaka. İstanbul’dan başlayayım, Galatasaray Lisesi, Kabataş, Pertevniyal, Vefa, Çapa, Haydarpaşa... 
Ulu Hakan Anadolu’yu da idadi ve sultanilerle donatır, askeri rüştiyeler, sanayii nefise, ziraat, muallim ve baytar mektepleri açar.  
Buralarda ünlü isimler ders verir ve hayli donanımlıdırlar. Çünkü rakipleri güçlüdür, misyoner okullarına karşı direnmek zorundadırlar. O günlerde Fransızlar Saint - Benoit, Saint - Georges, Saint - Louis, Saint - Pierre, Nötre Dame De Sion, Saint - Pulcherie, Saint - Josep'n, Saint - Esprit, İmmacule Conception gibi mektepler açmış Rum ve Ermeni çocuklarına destek olmaktadırlar. Amerikalılar da aşağı kalmaz,  İstanbul Robert, Üsküdar Kız, Tarsus, İzmir, Antep, Maraş,  Harput, Beyrut ve Merzifon Kolejlerine yatırım yaparlar. Düşünün açlıktan nefesi kokan İtalyanlar bile 14 mektep açar, hem Kadıköy Galata gibi merkezleri tutar, hem de Beykoz, Büyükdere, Bakırköy, Yeşilköy, Yedikule’ye yayılırlar. 
KAYSERİ SULTANİSİ
Kayseri ilk modern mektebi Kurşunlu Camii civarında Seyfullah Efendi Konağı’nda açılan Rüştiye’dir. Ahali bu mektebe ilgi alaka gösterir ve talebe sayısı hızla artar. Ve Donanma Vekili Ahmet Paşa tarafından gördüğünüz binanın temeli atılır (1903). 
KEM ALATLA KEMALAT OLMAZ
 Abdülhamid Han Taş Mektep için kesenin ağzını açar. Son sistem fizik, kimya, biyoloji laboratuvarları kurar. Gezince görüyorsunuz, optik cihazlar, aynalar, tayflar, prizmalar, mikroskoplar, barometreler, monometreler, birleşik kaplar, değişik tüpler, imbikler, santrifüj cihazları hatta dikine kesilmiş fotoğraf makineleri, agrandizörler, şişe şişe kimya ve ecza. 
Dağda bayırda rastlayabileceğiniz kristaller, madenler, alaşımlar.  İnsan kesitleri, dünya küreleri, haritalar… Türlü nebatat ve tohumlar. 
Kayserililer memleket gidişatını yakından takip eder, kopan savaşlara gönüllü katılırlar. Düşünün koca mektep Çanakkale savunmasında dokuz mezun verir anca. 
Kurtuluş Savaşına da bigane kalmaz, cephelerde yerlerini alırlar. Yunan Ordusu Haymana’ya dayanınca defteri kitabı bırakır silaha sarılırlar. O yıl Kayseri Lisesi son sınıf öğrencilerinin alayı gönüllü olarak Sakarya muharebesine koşar ve ne mutlu onlara ki dönen olmaz. 
Okul defterinde “talebelerimiz Sakarya Savaşında şehit 
düştüğü için bu yıl mezun veremedik” yazar. 

LİSEDEN MÜZEYE

Kayseri Lisesi şimdi halka açılmış. Zikrolunan liseyi gezebiliyor, hatta Turgut Özal’la oturabiliyorsunuz aynı sırada. Bakın lisenin bu hale gelmesinde büyük emekleri olan Hamdi Encuman neler anlatıyor: 
Burada bir tarih yatıyor. Sadece Lisenin tarihi değil, bir nevi Anadolu tarihi, Türkiye tarihi. 
Biliyorsunuz lisemizin kuruluşu Osmanlının son zamanlarına rastlıyor, devlet eski gücünde değil ama çocuklarımızdan hiçbir şey esirgenmiyor. En ünlü muallimler ders veriyor. Düşünün edebiyat derslerine Faruk Nafiz Çamlıbel giriyor.
Buraya klasik bir lise gibi bakmak haksızlık olur, meslek yüksek okulu seviyesinde desek yalan olmaz. 
Müfredat hayli ağır, hayvancılıktan tutun da silah kullanmaya kadar. Fidan aşısından, çatı aktarmaya, kuluçka makinesinden, arı kovanına. İlk yardım biliyor, fotoğraf çekebiliyorlar. Millî bir ruhla çalışıyor, vatana millete nasıl faydalı olurum diye düşünüyorlar. Kayserililer akıllı çocukları okutmazlar ama burası istisna. Çünkü buranın mezunları muhasebe de biliyor, defter tutabiliyorlar. Tabii yokluk yılları, kitaplar yıpratılmıyor, bir sonraki sınıfa veriliyor. Biliyor musunuz gariplik bazen işe yarıyor. 
Cephelerde şehit düştüğü için şehadetnamelerini alamayan kahraman çocuklarımızı unutmadık. Tek tek diplomalarını hazırladık, takdim ettik adeta. 
Yunan Ordusu Haymanaya dayanınca Kayseri’nin Başkent olması düşünülüyor. Hatta gazete ve mecmualar şehrimize taşınıyor, lisemizde basılıyor. TBMM kürsüsünü bile alıp getiriyor, Taş Mektebe koyuyorlar. Sakarya Meydan Muharebesi kazanılınca bunlara gerek kalmıyor. 

HEM OKUDULAR HEM YAZDILAR
Kayseri Lisesi iki Cumhurbaşkanı yetiştirmiş, biri Türkiye’ye çağ atlatan lider, Rahmetli Turgut Özal öbürü de zarif insan Sayın Abdullah Gül. Yetmedi enerjik Enerji Bakanımız Taner Yıldız, bilge siyasetçi  Korkut Özal, hâlihazırdaki Ekonomi Bakanımız Mustafa Elitaş ve Genelkurmay Başkanımız Hulusi Akar...  Talebeler arasında ne mühendisler, ne doktorlar... Sabahattin Çakmakoğlu, Osman Kavuncu, Mehmet Yazar. 
Cevdet Kudret’ler, Emel Sayın’lar, Göksel Arsoy’lar…
Peki diye soruyorum, iki de başbakan 
dediniz kim onlar?
Yine Abdullah Gül ve yine Turgut Özal. Çankaya’ya çıkmadan evvel başbakanlık yaptılar unutma.