Gökhan Kaya ANKARA
Şehir hayatından bunalan insanların son yıllarda ağız birliği etmişçesine köyünü, toprağını özlediğini ne çok duyar olduk. Baş döndüren beton yapılar arasında gökyüzünü bile görmekte artık zorlanan insanların köy hasreti ateşine bir nebze de olsa su dökecek bir proje geliştirildi Ankara’nın merkez sayılabilecek bir ilçesinde. Altındağ Belediyesi, ‘Altınköy’ projesiyle on yıllar öncesinin köy hayatını, belki artık bir köyü bile olmayan ‘şehirli’ insanların ayağına getirdi. 500 bin metrekarelik arazi üzerine kurulan Altınköy, şehrin orta yerine konumlandırılmasıyla dikkat çekiyor. 
ŞEHİR İÇİNDE ALTIN DEĞERİNDE
 Bu köyde yok yok. Camisi, okulu, bakkalı, köy evleri, yel ve su değirmeni, köy kahvehanesi, asma köprüsü, nalbantı, kalaycısı, dokumacısı, demircisi, değirmencisi, köy bekçisi, köy muhtarı gibi bir köyde olabileceklerin hepsi hatta daha fazlası var. Bir köyü köy yapan, bir köyün olmazsa olmazları; koyunları, kuzuları, atları, eşekleri, köpekleri, kedileri, kuşları, kazları, horozları ve tavukları da köyde yerlerini almış durumda. Köyün en dikkat çekeni ise buğday tarlasının varlığı ve büyüklüğü. Ayrıca sebze, meyve tarlaları, meyve ağaçları, ahırlar, kümesler, at ve öküz arabası da var. Doğal yaşamı destekleyen doğal beslenmeye ilişkin yiyecekleri de burada bulmak mümkün. Doğal sütünden yoğurduna, tereyağından peynirine, yumurtasından ekmeğine kadar birçok doğal gıdayı bu köyde bulabilirsiniz. 
KARADENİZ’DEN BAŞKENTE 
 Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki’nin bundan yaklaşık 2 yıl önce Karadeniz’in köylerine gerçekleştirdiği gezide karşılaştığı manzara, Altınköy’ün kuruluş sürecini başlatmış. Karabük ve Kastamonu’nun orman köylerinden satın alınan çantı evler, tek tek sökülerek,  kamyonlarla Altındağ’a getirilmiş. Altınköy Açık Hava Müzesi içerisinde yeniden kurulan ve restore edilen çantı evler, yeni memleketlerinde yıllara karşı başlattığı ayakta kalma mücadelesini sürdürmeye devam ediyor. 
KÖYE PARAYLA GİRİLİR Mİ
 Köyüne hiç parayla gireniniz oldu mu bilmiyorum ama ben kendi köyüme ve başka köylere bugüne kadar hiçbir ücret ödemeden girdim. Belki adı müze olabilir ama Altınköy’e 5 lira ödeyerek girmek pek bir garip geldi. Köy havasını almak isteyen 4 kişilik bir aile 20 lirayı gözden çıkarmak zorunda. Ha ‘zaten bir köyü bile kalmamış zengin kişiler için bu köy yapıldı, asgari ücretli zaten kendi köyüne gidiyordur’ deniyorsa bence giriş 5 değil, 50 lira yapılmalı. 

DOKUMACI, DEMİRCİ VE KALAYCI 

Köy meydanını çevreleyen evlerden biri dokumacı, biri demirci biri de kalaycı olarak düşünülmüş. Dokunan halılar, dövülen demirler, parlatılan bakırlar köyü daha iyi hissetmenizi sağlıyor. 

 

 

Tavsiye!..
Doğal hayat dedik, stresten uzak mis gibi köy havası dedik. Eğer bunları gerçekten hissetmek, çocukluğunuza dönmek, çocukluğunuzda hissettiklerinizi çocuklarınıza yaşatmak istiyorsanız bu köyde teknolojiden uzak durun. Nasıl mı fotoğraf çekmek için dahi olsa telefonunuzu yanınıza almayın. Hissedin sadece köyü hissetmeye çalışın. Popüler kültürün getirdiği selfileri, sosyal medyayı, iş güç telaşını bir kenara bırakın ve bir günlüğüne de olsa köy ortamında içinize dönün.

FIRINSIZ OLUR MU?
 Altınköy’ün içinde ekilen buğdaydan elde edilen ve yine Altınköy içindeki değirmende öğütülen undan yapılan köy ekmeği burada büyük ilgi görüyor.

MİNARESİYLE TÜRKİYE’DE İLK
Köyün simgelerinden Ova Camii’nin minaresi; kütük, gövde, külah, alem ve tek şerefesiyle 15 metre uzunluğunda... Minarenin tasarımı, Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyor; ahşap ve bakırın bir araya gelmesiyle oluşturulmuş 100 yıllık bir eser. 

MARKET RAFINDAKİ TAVUK
Sadece devasa süpermarketlerde çocukların pişirilmeye hazır olarak gördüğü paketlenmiş tavuklar, kazlar, kuzular kanlı-canlı tüm gerçekliği ile köye değişik bir hava katıyor.
GEÇMİŞTEN BİR Kahve
85 yıllık köy kahvesi, Karabük’ün bir köyünden parça parça sökülüp kamyonlarla bu köydeki yerini getirilmiş. 
ORGANİK BAKKAL 
Doğallığıyla iştah kabartan bakkalda yumurtadan terayağa, reçellerden ballara kadar birçok ürünün satışı yapılıyor.