İrfan Özfatura 
irfan.ozfatura@tg.com.tr

Konya’da etli ekmek yiyenlerin bir de Develi’de cıvıklı yemesini isterdim. Ben ikisini de severek yedim, pek bir fark göremedim. Gurme olsam bir şeyler yakalardım mutlaka!
 En iyisi ustasına sormak, bırakalım cıvıklıyı anlatsın okuyucularımıza.
Develi’de 30 senedir cıvıklı yapan Ahmet Tokluoğlu “bir kere etin seçme olacak” diyor, “yetmez ince ince çalışıp güzelleştireceksin ayrıca. Ben her gün sabahtan iki saat, ikindide iki saat kasaba gider, et temizlerim. Cenab-ı Allah eti öyle bir yaratmış ki şaşarsın. Adaleler sarkmasın diye perdeler gerilmiş aralarına. İşte o zarların çıkarılması lazım. Sinir ayıklama işi sinir iştir ama inanın gitmez zoruma. Niye? Çünkü işimi seviyorum, müşteriler tabaklarını sıyırdı mı değmeyin keyfime. Memnun ayrıldılar mı benim de kuşlarım uçuyor.
¥ Etten başka?
 Evet sadece eti değil, unu, suyu, zerzevatı, hatta odunu seçiyoruz. Hamuru Develi’nin has buğday unuyla tutuyoruz. Teknedeki hamuru iki saat içinde bitiriyoruz. Bitmese de bitiriyor, kaldırıyoruz. Yoksa ekşi kokar, ne kızarır, ne de kabarır bundan sonra.
 Fırın için issiz, yağsız, dumansız odunlar lazım. Mesela çınar hoşuma gidiyor. Fırın is tuttu mu ya tepsinin üstüne düşer, ya da yapışır pidenin altına.
 Fırınımız sıradan bir fırın değil, büyük tecrübe var bunda. Tabanına üç ton tuz yerleştirdik, cam kırıkları, demir parçaları…
¥ Peki bunlar neye yarıyor?
  Şuna yarıyor, düdüklüde yarım saatte pişiremediğin eti beş dakikada helva gibi yapıyor. Eğer fırın aşırı kızarsa ıslak bezle siler rahatlatırız, tam ayarında olacak ne eksik ne fazla.
 Arkadaşlarla yıllardır birlikteyiz, abi kardeş gibi olduk zamanla. Dükkanın anahtarını verir, kasayı teslim edebilirim ama cıvıklı işinde kimseye güvenemem asla! Her şeyi kendim yapmaya çalışırım, kasaba kendim giderim, sebzeleri kendim toplarım, odunu bile kendim seçerim hatta.

NERDE O ESKİ SUSAMLAR
Bizim tahinli pidemiz de pek güzel olur. Hamurumuz fırınımız zaten ayarında.   
 Ne yazık ki eski susamlar yok artık. Ah o gençliğimizdeki tahinler olacak ki katmer katmer çıka. Malum piyasayı ithal susamlar sardı, onlardan da bu kadar oluyor anca.
Anadolu susamının lezzeti başka. İki yıl dursa ağırlaşmaz, su gibi akar. “mış” diyelim. Şimdi arkanı dönüyorsun çöküyor tenekenin tabanına.
Bizim burada ektiğimiz domatesin tadına doyamazsın, öyle bir salçası olur, sanki şeker salmışsın kazana. Marulu, hıyarı da lezzetlidir, biberi ona keza.
Müşteri de yerli mahsulü bilir, ister ısrarla. Hasılı Develi’miz güzel bir kazadır, huzur adası gibidir adeta. Herkes işinde gücünde,çiftinde çubuğunda. Kimse tepeden inmedi, tırnağıyla kazıya kazıya geldi bu duruma. Çok çile çektik çobanlık hamallık yaptık onun için şükretmeyi biliriz.
 İnsanımız saygılıdır sonra, bak şurada 18 kişi çalışıyoruz, çıt çıkmıyor.
 Sağlığımız yerinde, elimiz ayağımız tutuyor. Çoluk çocuğumuz hürmetkar, ne isteriz ki daha.

Develili iş adamı Mehmet Unutulmaz tam bir motosiklet sevdalısı. Süratmiş teknolojiymiş umurunda bile değil, onun gözü yaşı kendinden büyük BMW’lerde. 9 tane varmış onuncuyu da almış sonunda.
Babasından öyle görmüş zira, geleneği yaşatıyor kendi çabalarıyla. “Çocukluğumuzda” diyor, “Develi’de çok az insanda otomobil vardı. Her evin avlusunda bir at ya da merkep olurdu, onu kullanırlardı çarşıda pazarda. Rahmetli babamın altında ise, çift silindirli bir BMW vardı. Babamla birlikte yıkadığımızı hatırlarım, siler parlatırdık itinayla.
 Babam birkaç tane de sepet almıştı. Yük için ayrı, gezinti için ayrı… Binek arabası gibi kullanırdık. Şimdi sepet mepet kalmadı, arasan da bulunmuyor.
 1972 yılında Liseyi okumak için İstanbul’a gitmiş, yazılmıştım Pertevnihal’e… Büyük şehirlerde mezun olursak Üniversiteye daha rahat girecektik hesapta. Doğrusu İstanbul ufkumu açtı, çok şey kazandırdı bana.
Bir sömestr tatili Develi’ye gelmiştim, on beş gün geçmiş döneceğim artık. Hiç unutmam otobüs 14.30’da. Ben bir buçukta motoru kaçırmışım, veda turu atıyorum aklım sıra. Bir de arkadaş ayartmış, oturtmuşum arkama. Yavaş dedikçe basıyorum inadına. Derken vurdum Eski Develi yoluna. O bayırları nasıl tırmanıyor biliyor musunuz yol ip gibi incelip akıyor adeta. Virajlara yata yata giriyorum, saçlarımı veriyorum rüzgara. Ancaaak…
¥ Ancak?
 O zaman yollar böyle güzel değil tabii, zemin gevşek, kaymaya başlamasın mı ufak ufak. Nasıl atladık hatırlamıyorum, motor bir yana, biz bir yana.
 Evdekiler bavulumu alıp otobüsün başına götürmüşler, vakit iyice sıkışmış zira.  Ben bir geldim el diz yara içinde, üst baş paramparça. O sıra motor sevdam hafiften küllenmişti ama rüzgar nereden estiyse yeniden kıvılcımlandı yıllar sonra.
GÖRDÜM MÜ DAYANAMIYORUM
İş güç sahibi olup da elimiz para görünce, babamın hastalığına yakalandım. Onu aldım öbürünü aldım bir baktım on tane motor oldu kapıda. Kimini boyuyorum, kimini çalıştırıp sesini dinliyorum. Hepsi de yürür vaziyette. Marşına dokun alırlar, bilhassa çift silindirliler çok sağlıklıdır, iki sene yatsın bir şey olmaz, bas çalışır anında. Bunları küçük çocuğa benzetiyorum, seveceksin. İlgiye alakaya muhtaçlar. Genç işi değil ağır abi motoru, sakin sakin bineceksin, tıngır mıngır. Efendi efendi kullanırsan hiç problem çıkarmaz, başın ağrımaz.
Gerçi bastı mı da basar, geçen delikanlının biri sağımdan solumdan geçip beni kızdırdı. Üstüm başım da müsait değil ama bir dokundum 155 km’yi aştı, bu arada ceplerimde ne varsa rüzgar kaptı. Çekleri senetleri paraları topladık yollardan. Giden de gitti bu arada.
¥ Peki parça?
İstemediğin kadar. Türkiye’de çok güzel seleler, pedal lastikleri üretiliyor. Bilhassa, İzmir, Düzce ve Ankara iyi bu konuda. Motor zaten tahammülü, kolay parça kırmaz. Narin kullanırsan binersin yılarca.   
¥ Elindekiler kaç model?
Kimi 1951, kimi 1952, 1953. Kimi tek silindirli kimi çift silindirli. Kimini derleyip toparladım, kimini toplayacağım daha. İş yerini atölyeye çevirdim bunların hatırına. Bak sabahtan beri şu alüminyum çıtayla uğraşıyorum, sepete şerit olacak oturursa. Herkese tavsiye ederim, derdi tasayı unutuyorsunuz, adamı dinlendiriyor. 
Ben de “yaaa Mehmet Abi bırak bu külüstürleri, kendine adam gibi bir motor al” diyecektim az daha.  İyi ki patlamamışım, ayıp olacakmış yoksa!

GÜÇÇÜK KAYSERİ

Eskilerin Everek dediği Develi Kayseri’nin en büyük kazası. Düzgün binaları ve canlı çarşısı ile dikkat çekiyor. Kayseri Erciyes’in kuzeyinde, Develi de güney tarafında. Tekir Yaylasının hemen altında. Develinin tarihi M.Ö 2500’lere kadar uzanıyor. Eski ve Yeni olmak üzere ikiye ayrı merkezi var. Yeni develi taş evleri ile dikkat çekerken, Eski Develi zengindir Selçuklu eserlerinden yana. Görmeniz lazım, camileriyle, türbeleriyle ayrı bir dünya. Onu da anlatacağız da daha sonra, şuraya sıkıştıramazdık, çünkü hakkı tek başına tam sayfa. 

BUNDAN İYİSİ ŞAM’DA KAYISI

Develi tam yaşanacak yer. Hem köy gibi sakin hem de şehrin imkânlarına sahip.