Birçok dizide ve sinema filminde yardımcı yönetmen olarak görev yapan Caner Ceyhan, önceki gün hayatını kaybetti. Kendisinden haber alamayan ailesi, polise haber verdi ve polis, Ceyhan'ın Kadıköy'deki evine gitti. Kapı çilingir yardımıyla açıldığında, yönetmenin evin merdiven korkuluklarına asılı cansız bedeniyle karşılaşıldı.

Genç yönetmenin, bir süredir işsiz olduğu, sinema sektörünün zorluklarına karşı direnemediği ve ardında bir mektup bırakarak intihar ettiği öğrenildi.

Ailesinin yaşadığı Didim'de dün toprağa verilen Ceyhan'ın, yakın çevresini şaşırtan intiharına, işlerindeki sıkıntılarının sebep olması, sinema sektöründeki çalışma şartlarını, dizilerin süreleri ve sektördeki tekelleşme tartışmalarını da tekrar gündeme getirdi.

Yönetmen Yüksel Aksu AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ceyhan'ın ilk stajını ve asistanlığını, üniversite 2. sınıf öğrencisiyken kendisinin yanında yaptığını söyledi.

Caner Ceyhan'ın işini iyi yapan biri olduğuna değinen Aksu, "Ben onu dizi sektörüne soktum. Sonra sevilen ve aranan biri oldu. Ben dizilerden uzaklaşıp, ara sıra film çekmeye başladığım için, doğal olarak çok görüşemedik. Ben olaya usta çırak ilişkisi olarak bakıyorum. Usta çırak ilişkisinde hayat tedrisatı da verilir. Mesleğe davet ettik ama demek ki yaşama sevinci verememişiz. Çok üzgünüm." ifadelerini kullandı.

Aksu, dizi sektörüne dayanamadığı için sektörden uzaklaştığını aktararak şöyle devam etti:

"Ben çobanlık ve kamyon şoförlüğü yapmış, turizmde, inşaatta, madende çalışmış biriyim. Dünyanın emek ve emekçi tarihini biliyorum. Dünyanın en vahşi sektörü, Türkiye'deki dizi sektörü. Ben asistanlığa başladığımda 36 dakika olan diziler, şimdi 150 dakika. İnsanlar setlerde 24 saat çalışıyor."

"Aynı yapımcılar, aynı yönetmenler, aynı oyuncular"

Senarist, yapımcı ve yönetmen Nazif Tunç ise insanların sinema sektörüne büyük umutlarla, başarmak, var olmak ya da sanatlarını icra etmek için girdiklerini dile getirdi.

Sektörde yer edinmenin, uzun ve sabırlı bir uğraş gerektirdiğini anlatan Tunç, "Birtakım sanat çetelerinin baskıları, yapımcı baskıları genç arkadaşların kendi sanatlarını göstermelerini engelliyor. Bildikleri, tanıdıkları ve kayırdıkları insanları var ediyorlar ve başka yetenekleri görmezden geliyorlar. Eğer oyuncuysan seçilebilirsen, yönetmensen ancak tercih edilirsen, senaristsen yazdığın okunursa ya da tiyatrocuysan sahne bulursan kendini gösterebilirsin." şeklinde konuştu.

Sektörün gün geçtikçe zorlaştığına dikkati çeken Tunç, şunları söyledi:

"Sanat ve kültürde bir iktidar var. Bu iktidarı ele geçirmiş olanlar taştan ve mermerden de sert bir zihniyet içinde, kendi düşüncelerinden olmayanları aralarına almazlar. Seküler dediğimiz bir düşünce yapısı bu. Manevi gerçekçilik, dini inanç ve duygusal bir takım beslenmeler anlamında, bu tür yerlerde yetişmiş olanları, sanatçıları reddeden, afaroz eden bir zihniyet. Gizli örgütlenmeden daha kararlı bir şey. Nesiller değişse de bunları kutsal, dini bir değer gibi, bir klan kanunu gibi birbirlerine aktarırlar."

"Film çekmek için belge almaya gerek yok"

Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği (Sinebir) Yönetim Kurulu Başkanı, yönetmen İsmail Güneş de sektörün en önemli problemlerinden birinin, uzun çalışma saatleri olduğunu bildirdi.

Haddinden fazla çalışan insanların, yorulduklarında isyan ettiklerinden bahseden Güneş, bu durum karşısında, işverenlerin isyan eden insanları bir daha çalıştırmadıklarını anlattı.

Güneş, birlik olarak sektörün iyileşmesi yönünde birçok adım attıklarını kaydederek, "Şu anda bir meslek birliğine üye olanlar değil, herhangi bir meslek birliğine üye olmayanlar çalışıyor. İçerisinde, 'Herhangi bir meslek birliğine üye olmama' maddesinin olduğu sözleşmeler gördük. Biz uğraşıyoruz, çalışıyoruz ama maalesef bunun bir karşılığı yok. Berber, mesleğini yapmak için bir meslek odasından belge alıyor ama bu ülkede, film çekmek için herhangi bir yerden belge almaya gerek yok. Bu da çok acı bir durum." diye konuştu.