Murat Öztekin

Bir zamanlar İstanbul’da kültür camiasının kalbi ‘kıraathaneler’de atıyordu; tütün kokulu mekânlarda ‘kahvehane muhabbeti’ değil, derin meseleler münazara ediliyor, yeni dünyalar kuruluyordu. Birçok romana mevzu olan o kıraathanelerden biri de Marmara’ydı... 50’lerin sonunda popüler olup, 26 yıllık canlı bir devir geçiren Marmara Kıraathanesi, o yıllarda milliyetçi - muhafazakâr kesimin sığınaklarından biri oldu. Sezai Karakoç da gelirdi kıraathaneye, Necip Fazıl da... Biz de efsane mekânın hikâyesini İBB Kültür AŞ Yayınları’ndan çıkan “Marmara Kıraathanesi: Beyazıt’ta Bir Hayat Sahnesi” isimli eserin yazarı Cem Sökmen’den dinledik...

Kahvehane kültürü nasıl başladı bizde?
Bizde ilk kahvehane 1554’te İstanbul’daki Tahtakale’de kuruldu. İstanbul’daki Müslüman Türk tipi bu mekânları çok sevdi; sayıları Sultan III. Murad devrinde 600’a kadar çıktı. Esnaf, mahalle, yeniçeri ve âşık kahvehaneleri... Derken çeşitleri de ortaya çıktı. 1800’lerin ortalarına gelindiğinde bu mahfiller, Batılı akımların tesirinde kaldı; “kahvehaneler”, modernleşip “kıraathaneye” dönüştüler. Kıraathanelere daha ziyade tahsilli kimseler gidip, dergi gazete okuyabildi.

Kıraathaneler daha çok Beyazıt çevresinde açılmış. Beyazıt’ın nasıl bir hususiyeti vardı o yıllarda?
Bir yandan İstanbul Üniversitesi ve liselerin varlığı, diğer yandan sahaflar ve Babıali’deki matbuat hayatının yakınlığı okur-yazar topluluğu Beyazıt’a çekti. Yani kültürel bir merkez oldu. Kültürlü insanların müdavimi olduğu kıraathaneler de bu sebeple Beyazıt’ta açıldı.

Marmara Kıraathanesinden önce hangi mekânlar varmış?
Kıraathanelerin ilki Beyazıt’ta açılan Sarafim’di. Sonra geleneği aynı semtte Küllük Kıraathanesi devam ettirdi. Hocalar, talebeler ve basın çalışanları ortak sosyalleşme sahası olarak Küllük’ü benimsediler; âdeta üniversitenin kahvehanesi gibi oldu. Hatta bazen Küllük’te hocalar ders bile yaptı. Küllük, 50’lerin sonunda bir imar dönüşümü esnasında ortadan kalkınca, müdavimlerinin bir kısmı Marmara’ya devam etmeye başladı.

Nasıl bir mekânmış Marmara Kıraathanesi?
Ön tarafı Beyazıt Meydanı’na bakan, arka tarafı ise Marmara Denizi manzaralı, büyük bir kıraathaneydi Marmara... Burada her türlü oyun oynanabiliyordu. Ancak ön tarafındaki 7-8 masaya okur-yazar insanlar oturuyordu. Bu ön masalara oyun verilmiyor, entelektüel sohbetler ediliyordu. Yapılan sohbetlerin başında ise Osmanlı tarihi gibi o zaman pek yazılamayan meseleler geliyordu.

‘Madam’ da gelirdi Şoför Kâmil de...

Kimler devam ediyormuş Marmara’ya?
Kıraathanenin müdavimleri arasında daha çok kitapla arası iyi olan kimseler bulunuyordu. Bu müdavimlerin başını Mehmet Şevket Eygi, Sezai Karakoç, Ziya Nur Aksun, Mehmed Niyazi ve Ali İhsan Yurt gibi isimler çekiyordu. Bazılarının ayrı bir masaları vardı. Necip Fazıl Kısakürek, Osman Yüksel Serdengeçti ve Kadir Mısıroğlu gibi isimler de ara ara kıraathaneye gelip, gençlikle buluşuyorlardı.
 

RENKLİ MEKÂNDI...
Marmara’da sadece okuryazar takımı mı vardı?
Marmara Kıraathanesinin müdavimleri arasında çok sayıda ilk mektep mezunu insan da vardı. Mesela Şoför Kâmil onlardan biriydi. Kıraathaneye gelip hiç ses çıkarmadan, konuşulanları dinleyen Kapalıçarşı esnafları da olurdu. Mekâna “Madam” denilen Hristiyan bir kadın da gelirdi. Hasılı çok enteresan şahsiyetlerin bir araya geldiği bir mekândı Marmara Kıraathanesi...

Türkiye’ye neler kattı Marmara?
60’lı yıllarda Batıcı kesim basını, bürokrasiyi ve üniversiteleri kontrol altında tutuyordu; Türkiye’ye tek boyutlu bir dünya görüşü hâkimdi. Buna karşı, muhafazakâr ve millî yapıların toplandığı nadir yerlerden biriydi Marmara Kıraathanesiydi... O yıllar, kitabın ve yayınevlerinin az olduğu bir devirdi. Bu yüzden yol göstericilere çok daha fazla ihtiyaç vardı. Marmara Kıraathanesi, gençlerin Osmanlı kültürünü öğrenip, millî kalabilmesinde bir sığınak oldu. Bir dünya görüşü kazanmak bu mekânda mümkün olabildi. Yeni muhafazakâr, eğitimli bir tabaka ortaya çıkardı bu mahfil.

Nasıl kapanma safhasına girmiş efsane kıraathane?
Türkiye’de her gün insanların öldüğü sağ-sol çatışmalarında insanlar yavaş yavaş Marmara’dan ayaklarını çekmişler. Ancak kıraathanenin kapanmasının asıl sebebi, bizim ülke olarak topluluk kültüründen bireyselliğe geçmemiz ve şehrin değişmesi... 

HEM SON OSMANLI HEM DE BEKÂRLAR

Cem Sökmen Marmara Kıraathanesinin en ciddi şahsiyetlerini şöyle anlatıyor: Mekânda çeşitli tipler vardı ama aralarında “Son Osmanlılar” denilenler bir başkaydı. Aralarında Şevket Eygi gibi isimlerin olduğu Son Osmanlılar, İmparatorluk zamanını görmüş, hatta bazıları Saray’da çalışmış kimselerin evlatlarıydı. Çoğu bekârdı ve Beyazıt çevrelerinde yaşıyorlardı. Orada Osmanlıdan cumhuriyete geçişte yaşanan aksaklıklardan yazamadıkların, aralarında tartışıyorlardı. Bunu “mesele geçmek” diye adlandırmışlardı. Onlar kıraathanenin hocaları, büyükleriydi...

ONLAR SENATÖR BİZ DE MARMARATÖR

Kıraathanenin müdavimlerinin kendileri için kullandığı bir “Marmaratör” tabiri var. O nereden çıkmış?
Prof. Dr. Ahmet Nuri Yüksel ve Özer Revanoğlu ortaya çıkarmış “Marmaratör” tabirini. 27 Mayıs darbesinin atmosferinde Meclis’te “senatörlük” ortaya çıkmış. Kıraathane ahalisi bir sohbet esnasında “Onlar senatörse, biz de Marmaratörüz” demişler ve adları öylece kalmış.