Murat Öztekin

Hem mukaddes mekânların duvarlarını süsledi hem de çeşmelerden kandillere, sürahilerden kabaralara kadar birçok nesnede yer aldı... Çiniler, Osmanlıda hayatın her sahasını kuşatmıştı. Osmanlıda, İznik’ten sonra çininin başşehri olan Kütahya’da imal edilen o eserler, bir sergiyle gün yüzüne çıkarılıyor. Sadberk Hanım Müzesi’nde açılan “Kütahya Çini ve Seramik Koleksiyonu” sergisi değişik şekil ve renklerdeki tarihî çini ve seramikleri bir araya getiriyor. Küratörlüğünü Hülya Bilgi ve İdil Zanbak Vermeersch’in yaptığı sergide, 18. ve 20. asırlara ait 274 esere yer veriliyor.

SULTAN’A SİPARİŞ
Sorularımızı cevaplayan serginin küratörlerinden Hülya Bilgi, Kütahya’nın Osmanlının son devrinde çini yapımında ilk sıraya geçtiğini söylüyor. Bilgi “Sultan III. Ahmed’in kızı Fatma Sultan’ın sarayı için gerekli olan çini siparişi, İznik’deki üretim faaliyetinin çökmüş olması sebebiyle Kütahya’ya verilmişti” diyor. Bilgi, Kütahya’da ihtiyaca binaen ve süsleme maksatlı eserler imal edildiğini kaydederek “Çiniler, tarihî yapıların duvarlarını süslemiş, günlük kullanım kaplarının yanı sıra çeşme gibi büyük ebatlı şeylerde de kullanılmış. Bazı cami ve türbelerin yanı sıra kiliselerin duvar çinileri de Kütahya’da yaptırılmış” ifadelerini kullanıyor.
Küratör Bilgi, Kütahya’da üretilen çini ve seramiklerin diğerlerinden farklarını da şöyle anlatıyor: Kütahyalı ustaların, bezeme kompozisyonlarında daha özgür kalabilmişler. Sarı renk, Osmanlı döneminde ilk defa sır altında Kütahya’da kullanılmış.

PADİŞAHIM ÇOK YAŞA!
Sergideki Osmanlı devlet armalı çini... İçinde “Padişahım Çok Yaşa” yazılı hilalin kuşattığı ışınlı madalyonda, Sultan II. Abdülhamid’in tuğrası bulunuyor.

EN ÖZELİ O
Sergide yer alan ve Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonunun en özel parçalarından biri olan Kütahya üretimi seramik çeşme... Detayları ve ebatlarıyla eşine az rastlanan bir eser.

Kahve ve seramik ayrılmaz
Osmanlıdaki kahve kültürünün, seramiklerle iç içe olduğunu kaydeden sergi küratörü Hülya Bilgi “Kütahya çini atölyeleri, Osmanlı belgelerinde “fincancılar” olarak adlandırılıyor. 18. asır boyunca da kahve kültürü ile alakalı birçok seramik üretilmiş. Bunlar içinde yer alan kahve ibriği, tabak, fincan ve fincan zarflarından günümüze çok sayıda örnek ulaşmıştır. Çarkta, elde veya kalıpta şekillendirilen bu eserlerin tamamı sert beyaz hamurlu ve beyaz astarlı, hamurun inceliği de dikkat çekici” diyor.