Ataullah Arvas - Türkiye Gazetesi
Seyyid Fehim Arvasi hazretleri, Doğu Anadolu'da yetişen büyük velilerden... Silsile-i aliyyenin ve otuz dördüncüsü. "Hazreti Şeyh" ve "Allame" lakapları var. "Arvasi" denmekle meşhur olmuştur. Abdülhakim Arvasi’nin mürşidi Seyyid Fehim haz- retlerinin kabri erenler ve evliyalar şehri Van’da... Her yıl binlerce kişi ziya- retine gider benim de yolum nihayet düştü...

Arvas’a gitmek artık o kadar zor değil aslında. Gün boyu yolcu dolmuşlarının biri gidip diğeri geliyor. Gidişli dönüşlü asfalt yolu var. Kerapet Dağı’nı aşmak çok kolay ayrıca. Bahçesaray’ın altı ay yolu kapanmasın diye bir de tünel yapılmış. Bu yolculukta ilk durağımız bir kayanın içinden çıkan ve gürül gürül akan çeşme başı anlamında Serekahani’deyiz. Avuçlarımızdan suyu içiyoruz ama doymak ne mümkün. Serekahani ve Bahçesaray’ı gez- dikten sonra kırmızı köprüden geçip, Arvas yoluna sapıyoruz. Köyün girişinde Molla Abdülgani Çeşmesi’nin başında araçtan inip şifa niyetine el ve yüzümüzü bir güzel yıkıyoruz. Ardından ona yürümek...

Seyyid Fehim hazretlerinin kabrine giden yolda sanki koşar adımlarla gitmişim. Yol arkadaşımız bunu fark edecek ki, deklanşöre basmış. Varıp hazreti vesile ederek perişan hâlimiz için dua ediyoruz. Buradan eski Arvas Medresesine geliyoruz. Mahallî tabirle Ermeni tığalarının (Ermeni gençleri) yaktığı medresede izler öylece duruyor. Medresede Sofu Baba’nın çetin kış şartlarından yaya olarak Van’dan Arvas’a içinde çıra yakmak için yağ götürdüğü testi göze çarpıyor. Mahzun ve bir o kadarda anlamlı... Yolcu yolunda gerek deyip Bitlis Gayda'ya revan oluyoruz.

Sıbgatullah-ı Hizani hazretlerinin huzurunda camlı mekândayız. Kabir taşlarının orijinal yazılarının yanı sıra sonradan Latin harflerle yapılan tarifler yama gibi duruyor. Türk-İslam estetiğine uyumsuz. En nihayet Arvas seyyidlerinin dedelerinden Hoşap’ta metfun Seyyid Abdurrahman Kutup hazretlerinin kabrindeyiz... Hani Kıbrıs harekâtında pilotumuza “Evladım görevin yarım kaldı vuracağın bir hedef daha var” diyen mübarek kişi. Pilot akaryakıtım sınırlı dönmem lazım değince, evelallah yetecektir deyip teşvik eden zat. Bu kahraman pilotumuz emekli olduktan yıllar sonra Hoşap’a gelecek ve bunu yöre halkına anlatıp Abdurrahman-ı Kutup hazretlerinin kabrini ziyaret edecektir. O gün çok çabuk bitiyor, akşam saatlerinde Van’a dönüyoruz. Gecenin sabahında şehir merkezinde kahvaltı esnafının bulunduğu sokaktayız.

Sütçü Kemal’in mekânında Ubeyd Bey ile kahvaltıdayız. Yöre halkı o, kadar misafirperver ki, mutlaka bir şeyler ikram etmek istiyor. ‘Gelmesen vallahi darılırız abi’ diyorlar. Zaman bulup Van YYÜ Ziraat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Ösmetullah Arvas’ın evinde ünlü helise yemeğinde kardeşlerimle, aynı masa etrafında toplanmayı başarabiliyorum...

Canavar değil uygarlık yatıyor

Nemrut volkanik dağının patlaması sonucu oluşan Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü, sodalı suyuyla dikkat çekiyor. Uçsuz bucaksız gölün sularının altında pek çok sır var. Kimilerine göre gölün mavi sularının altında kayıp uygarlıklar yatıyor, kimilerine göreyse devasa bir Van Gölü canavarı yaşıyor. Van Gölü sahiline yaklaşık 1,5 kilometre uzaklıkta bulunan Adilcevaz’ın Esenkıyı bölgesinde dalış yapan Cumali Birol, gölün altında hayat belirtilerinin olduğunu ileri sürdü. Yaptığı dalışla ilgili açıklamada bulunan dalgıç Cumali Birol "Yaklaşık 2 bin 500 metrekarelik alanda bir yapıya daha önce rastadık. Buradan geçerken yan tarafta bulunduğumuz Kuşadası, Adilcevaz sınırları içerisinde. Burada en çok ilgimizi çeken şey insan eli değen bu adanın kendiliğinden oluşmadığı. En azından buraya bir insan eli değdiği belli. Bu taşların sıradan bir taş olmadığını gözlemledik" dedi. İHA