MURAT ÖZTEKİN

Malumunuz bir söz vardır: Kur’ân Mekke’de nazil oldu, Kahire’de okundu, İstanbul’da yazıldı... Bununla hat sanatının Osmanlı payitahtında, mükemmel bir estetiği yakaladığı anlatılır. Her ne kadar çok şey değişse de İstanbul, hat sanatı için “payitaht” olma hususiyetini muhafaza ediyor, bütün dünyadan meraklılarını kendine çekiyor… Onlar arasında Güney Afrikalı Muhammed Hobe de var. Siyahi devlet başkanı Nelson Mandela ile aynı kabileye mensup olan Hobe, küçük yaşta ailesiyle birlikte Müslüman olduktan sonra kimselerin hattı bilmediği Güney Afrika topraklarında bu sanatını öğrenmeye başlamış. 2009’da yolculuğu İstanbul’a, “Şeyhü’l-Hattatin” Hasan Çelebi’ye uzanmış...
Çelebi’den icazet almaya muvaffak olan Hobe, sekiz senedir Türkiye’de hat sanatını icra ediyor, sergilere iştirak ediyor. Biz de kendisinden hat macerasını dinliyoruz…

ÖNCE İSLAM’LA TANIŞTI
Hat sanatına, İslam’la tanıştıktan sonra başladığını söyleyen Muhammed Hobe “Babam ben küçükken kimse kendisine İslam’dan bahsetmediği hâlde, Müslüman olmaya karar verdi. Etrafındaki Müslümanların ahlakından etkilendi sanırım. Bir akşam eve geldi, toplanıp camiye gittik ve onunla birlikte biz de Müslüman olduk. İslam’ı kabul ettikten sonra dinimi öğrenmeye ve hafızlık tahsiline başladım. Yıllarca eğitim aldım. Bir gün hutbe yazarken hat sanatına alaka duyan Hoca’m benim yazdığım metinleri çok beğendi. Bana bir kamış verdi ve böylece hat sanatı diye bir şeyin var olduğunu öğrendim. Aşk o gün başladı. Daha evvel Mushafların sadece matbaada basıldığını düşünürdüm” diyor.
Güney Afrika’da Türk sanatçıların eserlerini taklit ederek beş sene kendi başına çalıştığını kaydeden Hobe “Memleketimde hattat olmadığı için zamanla kendimi usta bir sanatçı zannetmeye başladım. Bir gün Türkiye’den hattat Hasan Çelebi’nin talebelerinden biri Güney Afrika’ya geldi. Yazılarımı gördükten sonra bir hocaya ihtiyacım olduğunu söyledi ve bir vakit sonra beni Türkiye’ye davet ettiler. İlk defa 2009’da Türkiye’ye ayak bastım” şeklinde konuşuyor.

‘HİÇBİR ŞEY BİLMİYORMUŞUM’
“Hasan Hoca ile yaptığım ilk derste hiçbir şey bilmediği anladım” diyen Muhammed Hobe “Bana ‘Bir elif 5 nokta olacak…’ gibilerinden harflerin yazım ölçülerini verince böyle bir şeyi yapmamın imkânsız olduğunu düşündüm. Ama zamanla endişelerim zail oldu, yerini çalışma azmi aldı.  Ellerim harf ölçülerini ezberledi” ifadelerini kullanıyor.
Hat sanatının hayat boyu devam edecek bir yolculuk olduğunu söyleyen Güney Afrikalı sanatçı şöyle konuşuyor: Hasan Çelebi Hoca, hattat olmak için 100 sene çalışıp günde 30 saat yazmalı, diyor! Bu, işin esprisi ama yolum daha çok uzun. Ben sekiz senedir hatla iştigal ediyorum ve kendimi bir hiç olarak görüyorum. Ama sanatımın her sene daha ileriye gittiğini hissediyorum. Burada şimdilik tecrübe kazanıyorum. Ancak birkaç sene sonra Güney Afrika’ya dönmeyi planlıyorum. Orada bir kültür merkezi açarak Güney Afrikalıların hat, tezhip ve minyatür gibi klasik sanatları öğrenmesi için gayret edeceğim. Şimdi günde dokuz saat çalışarak Güney Afrika’ya hazırlık yapıyorum.

BANA BABA OLDU
Türkiye’nin en büyük hat üstatlarından olan Hasan Çelebi’den icazet alan Muhammed Hobe “Hasan Çelebi, bana çok iyi hocalık yaptı. Hiçbir zaman ‘Bu iş olmamış’ demedi, yaptığım çalışmalarda hep en iyi harfleri görürdü. O, aferin dedikten sonra yaptıklarım bana da güzel geldi. Hasan Hoca bütün talebeleri için bir baba gidi. Bize öyle davranıyor ki, hepimiz ‘En çok beni seviyor’ diye düşünüyoruz” şeklinde konuşuyor.  

HERKES TÜRKİYE'YE KOŞUYOR
Çocukluğunda siyahiler olarak Güney Afrika’da ikinci sınıf vatandaş sayıldıklarını söyleyen sanatçı “Türkiye’ye geldiğimde de benzer bir tabloyla karşılaşacağımı zannediyordum. Ama öyle olmadı. Herkes hat öğrenebilmem için bana yardımcı oldu. Araplar hattı daha iyi icra ediyor diye zannedilebilir ama bütün dünya hat sanatını öğrenmek için İstanbul’a geliyor. Araplar bile… Hat, bir sanat olmanın yanında benim için bir hayat tarzı. Hat sanatı yapmadığım bir durumu hayal edemiyorum. Hayatım boyunca yazmak istiyorum” diyor.