MURAT ÖZTEKİN

GEMİYİ AÇGÖZLÜLÜK BATIRIR
Cem Yılmaz Stand-Up sahnelerinden beyazperdeye uzanan bir isim olsa da komedi filmlerinin içine sık sık güçlü dramlar zerk etmeyi bildi. Filmografisine baktığımızda “Hokkabaz”, “Ali Baba ve 7 Cüceler” ve “Pek Yakında” bunun öne çıktığı eserlerdi. Yılmaz, şimdi bu iki türü tek seansta gösterilen iki ayrı filmle seyirciye sunuyor: “Karakomik Filmler”...  “2 Arada” sosyal mesajları yoğun bir karakter dramı vadediyor; “Kaçamak” ise bel atı esprilerle dolu, popüler kitleyi hedeflediği ayan beyan olan bir komedi... Her iki eserde birlikte oynayan isimler olsa da “Karakomik Filmlerin” oyuncu kadrosunda Cem Yılmaz’ın yanı sıra Ozan Güven, Zafer Algöz, Özkan Uğur, Can Yılmaz, Necip Memili ve Nilperi Şahinkaya gibi isimler yer alıyor.

AYZEK’İN DRAMI
İlk film olan “2 Arada” arabalı vapurun büfesinde garsonluk yapan, dişlerini yaptırmak için para biriktiren ve ‘safiyane’ hayaller kuran Metin namıdiğer Ayzek karakteri üzerine kurulu. Kendi hâlinde olan Ayzek, geminin sahibi el değiştirip eleman çıkarımına gidileceğini öğrendiğinde değişiyor. Hem bir hırsın hem de yakın zamanda seyrettiğimiz “Joker”deki gibi bir intikam ateşinin içine düşüyor. Nihayetinde Cem Yılmaz, sonu “kara” olan bu hikâyede gemi metaforu üzerinden sosyal birliktelik mesajları veriyor. Hakikatle hayalin iç içe geçtiği film, tesirli bir dram sunuyor. Buna rağmen bir saatlik müddette ‘Ayzek’in karakter gelişimi yarım kalıyor; tasavvur edilen karakter tam olarak canlandırılamıyor. Hâliyle “Keşke bu hikâye başlı başında bir film olsaydı” demekten kendinizi alamıyorsunuz.
İşin komedi tarafında ise beklentilerin çok altında bir eser var. “Kaçamak” bir “detoks” oteline tatile giden dört adama odaklanıyor. Kafalarında farklı planları olan bu dört arkadaş, bulundukları yere uzay aracı inince kendilerini beklemedikleri bir macerada buluyorlar. Uzay aracının içinde değerli bir maden olması da tamahkâr adamların iştahını kabartıyor ve ortaya bir cümbüş çıkıyor. Hem hikâye hem de esprileri bakımından klişelerle yoğrulan, “bel atlı” mizaha sığınılan bir film... Alt metninde açgözlülüğün kötü neticeleri üzerine mesajlar barındırsa da tat vermiyor.

KENDİNİ TEKRAR MI EDİYOR?
Bir biletle iki film fikri yenilikçi bir tercih ve Türk sinemasına zenginlik katacaktır (Ama 1980’lerin furyasını yaşamış kitle için yeni bir şey değil!). Ancak her iki filme baktığımızda da Cem Yılmaz’ın kendisini tekrar ettiği görülüyor. Özellikle “Kaçamak” hem içine “Arif” kaçmış karakteri hem de uzaya bağlanan hikâyesiyle eski filmlerin bir kopyası gibi duruyor. Yönetmenin kemik oyuncu kadrosunu aynı isimlerden seçmesinin de bunda payı yüksek. İki eserinde de şahsi zaaflar üzerinden sosyal mesajlar verilen “Karakomik Filmler” yenilikçi tarzı rağmen tıpkı “Arif V 216” gibi beklentilerin altında kalıyor.

DOSTLUKLAR İMTİHANA GİRİYOR
Malumunuz Disney, herkesin aşina olduğu masalları tekrar yorumlayarak sinemaya taşıyor. “Uyuyan Güzel” de onlardan biriydi. Beş sene evvel gösterime giren ‘Malefiz’ (‘Maleficent’), bu masaldaki kötü karakterin niçin kötü olduğunu anlatıyordu. Angelina Jolie’nin başrolünde olduğu serinin ikinci filmi karşımızda: “Malefiz: Kötülüğün Gücü”...  Karayip Korsanları serisinden tanıdığımız Joachim Rønning’in yönetmenliğini yaptığı filmde Jolie’ye Elle Fanning, Michelle Pfeiffer ve Juno Temple gibi isimler refakat ediyor. Bu defa kötü rolünün Malefiz’e değil Prenses Aurora’nın babası Kral Stefan’a verildiği hikâye şöyle:  Malefiz ile Prenses Aurora’nın intikamla başlayan hikâyesi sevgiye dönüşmüştür. Buna rağmen insanlar ve periler arasındaki düşmanlık devam etmektedir. Aurora’nın Prens Phillip’le yaklaşmakta olan evliliği, beklenmeyen bir düşmanlık ve ittifakı ortaya çıkarır. Derken Malefiz ve Aurora ‘Büyük Savaş’ta ayrı taraflara düşerler. Artık sevgileri imtihana tabi tutulacaktır...

YİNE AYNI HİKAYE...
İslam dininde boşanma mevzuu ilk Batılılaşma macerasından itibaren bazen karikatürize bazen ajite edilerek edebiyat ve sinemaya taşınan bir mevzu oldu. Genç yönetmen Mehmet Akif Büyükatalay da Berlin Film Festivali’nde “En İyi İlk Film” mükâfatı kazandığı “Oray”da aynı hikâye üzerinden ilerliyor. Film, karısına sinirle “Boş ol!” diyen bir adamın yaşadıklarına odaklanıyor.
Eserde geçen hikâye şöyle: Gurbetçi bir ailenin oğlu olan Oray, yüz kızartıcı suçlarla dolu mazisinden rücu ederek İslam’a yönelmiştir. Çevresindeki İslami gruplardan birine katılan genç adam, bir gün eşi Burcu ile tartışırken ona sinirle talak verir. İslam’da nikâh bağlarından birini çözmek manasına gelen sözden sonra durumu devlete bağlı bir imama danışan Oray’a, üç ay eşinden uzak kalması gerektiğini söylenir. O da öyle yapar, bulduğu şehirden başka bir yere gider ve yeni bir cemaate katılır. Bit pazarında çalışıp insanlara yardımcı olmaya çalışan genç adam, oradaki din adamından üç kere boş ol demenin nikâhı tamamen feshedeceği gerçeğini öğrenir. Büyük bir buhrana giren Oray, çok sevdiği eşi ile inandıkları arasında kalır.

NÖTR KALMA ÇABASI
Mehmet Akif Büyükatalay “Oray” filminde “Takva” gibi benzerlerinden ayrılarak İslam’a nötr bakmaya çalışmış. Dikkat çekici bir görüntü idaresinin olduğu eserde, kapalı mekânlarda oldukça kasvetli bir atmosfer meydana getirilmiş. Belki de Almanya gibi kontrolcü bir devlette Müslüman olmanın zorluğu böyle anlatılmış. Ancak ele alınan talak meselesi zaman zaman temel İslami referanslardan koparılarak ajite edilmiş. Bu da başka bir ön yargı cephesi oluşturmuş. Filmde sahici oyunculuklar seyretsek de hikâyedeki tercihlerin sebebini izahta zorlanılmış…

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
¥ En Uzun Gece
¥ Viking Kuşatması
¥ Vahşet Oteli

EN ÇOK SEYREDİLENLER

¥ “7. Koğuştaki Mucize” 615 bin 411
¥ K.Ş. Korsanlar Diyarı 342 bin 610
¥ Joker 312 bin 969
¥ İkizler Projesi 53 bin 330
¥ Hareket Sekiz 20 bin 966