MURAT ÖZTEKİN

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür yani unutkanlık insanın özrüdür, belki en temel hâlidir... Ancak kitaplara geçenler, yazılabilenler bu nisyandan müstesna...
Osmanlıdaki el yazması eserler de yalnızca o zamanki bilgileri değil, aynı zamanda çok renkli bir devletin kültürel kodlarını saklarlar. Konularının yanında hat üslupları, süslemeleri, üzerlerine düşülen notlar, koruyucu “Ya Kebikeç!” duaları ve şerhleriyle artık kokusunun bile kalmadığı bir dünyayı hatırlatırlar bize... Hasılı bir nevi “zaman makinesi” fonksiyonu görürler!
İşte o el yazmalarının yer aldığı zengin bir koleksiyon şimdi sanatseverlerin karşısına çıkıyor. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, koleksiyonunda bulunan el yazmaları arşivini sanatseverlere açıyor. Kitap sevdalısı Osmanlı Sadrazamı Küçük Said Paşa’dan gazeteci Şevket Rado’ya kalan daha sonra ise enstitü bünyesine geçen bu eserler “Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikâyeler” adlı sergiyle yeniden gündeme geliyor.

EŞSİZ NÜSHALAR VAR!
Yüzlerce eser arasından seçilen 80’e yakın el yazmasının teşhir edildiği sergi, eşine az rastlanır nüshaları da bir araya getiriyor. Atâyi’nin “Hadâiku’l-Hakayık” eserinin bizzat yazarı tarafından kaleme alınan nüshası, Baki’nin kendisinin gördüğü bilinen yazma eseri, elden ele dolaşan Zübeyde Hanım’ın divanı, Fransa Sefiri Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin kendisinin düzelttiği el yazması ve fiziki özelliklerden insan karakterini anlatan “Kıyafetname” eseri nüshası sergideki dikkat çeken eserlerden. Bunun dışında bir zamanlar elle çoğaltılan, kopyalanırken de bazen değişen, üzerlerine notlar alınan bunun yanında estetik zarafetleriyle eline alanları mest eden birçok kitap ve nesne yer alıyor.
Sorularımızı cevaplayan serginin küratörü Mehmet Kentel, çok kıymetli bir koleksiyonu sanatseverlerle buluşturmak için sergiyi açtıklarını kaydederek “Farklı sahalardan uzmanları bir araya getirerek, el yazması eserlere  farklı gözlerle bakmalarını istedik. Böylece daha evvel keşfetmemiş olduğumuz şeylerin farkına vardık.  Sergide Osmanlıda tarikat yapıları, Osmanlı edebiyatı, Osmanlıda çok dillilik ve tıp tarihi gibi bazı konulara odaklandık” diyor.  

MATBAAYI BÖYLE YENDİ
El yazması eserlerin eskiden kısa zamanda üretildiğine ve estetik değerlerine vurgu yapan küratör Mehmet Kentel, matbaanın Osmanlıda hemen kabul görmemesin de bunun etkili olabileceğini söylüyor. Kentel “Bütün dünyada yazmaların ayrı bir estetik formu var. Matbaa da bu form tabii olarak yok. Zaten o yıllarda taş baskı, el yazmasında benziyor diyerek reklam edilmiştir” şeklinde konuşuyor.

BAKİ DİVANINDA DERDE DEVA BEYİT
“Osmanlı çok yapılı ve çok renkli bir kültüre sahip. Bunun izlerini el yazmaları üzerinde de görmek mümkün” ifadesini kullanan Mehmet Kentel “Bu el yazmalarda birçok milletten insanın sessini duyup gündelik hayatlarına dair bilgiler elde edebiliyoruz. Eserlerde çok dilliliğe de rastladık. Aynı eser içerisinde okurun Arapça yazdığı beyit Hintçe başka bir beyitle tamamlamış. El yazmaları çoklu ve hareket hâlinde bir üretim olmuş. Kitap yazılıp süslendikten sonra okurlar üzerlerine notlar almışlar, müstensihler kopyaladıkları eserleri bazen değiştirmişler, bazıları şerhler yazmışlar. Bu el yazmalarında enteresan şeyler de görmek mümkün. Mesela bir okur Baki divanına basura deva olacak bir bitkiyi beyit olarak yazmış. Böyle şeyler çok var. Bu yazmaların sesliliği duymak ilham verici” şeklinde konuşuyor.