MURAT ÖZTEKİN

Filistinli yönetmen Najwa Najjar, çektiği filmleri Batı’daki film festivallerinde ses getiren bir isim.  Batılıların kendinden çok şey bulacağı eserlerinde, farklı hikâyeler anlatsa da derinlerde hep Filistin’de yaşanan gerilimleri yansıtıyor. Çünkü Najjar “işgal altındaki topraklarda” sinema yapıyor. “Kısa Film Uzun Etki” sloganıyla yapılan bu seneki Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması’nın jüri üyesi Najjar’la bir araya gelerek sinema üzerine konuştuk…

∂ Savaşlar ve karışıklarla dolu bir coğrafyada yönetmenlik yapıyorsunuz. Bütün bu durumlar sinemanıza nasıl tesir ediyor?
Sinemaya girmeyi düşündüğüm zamanlarda Filistinliler olarak kendi hikâyemizi beyazperdede anlatamamıştık. Bizim dışımızda herkes bizi anlatmıştı. Çatışma, etnik temizlik ve bombalarla karşı karşıyayız. Bu sebeple önce kendi sıkıntılarımızı yansıtmam lazımdı. Onu yaptım… Hâliyle bilim kurgu tarzı filmler çekemezdim.

∂ Filistin’de film yapmak kolay bir iş mi?
Bir kere Filistin’de film yapabileceğimiz başlıklar limitli. Bazı şeylerden bahsedebiliyoruz sadece. Sinema yapmak için hareket etmek lazım ama yaşadığımız yerde hareket kabiliyetimiz çok sınırlı. Düşünün, 650 tane kontrol noktası var. Bunun yanında farklı renkteki kimliklerle işaretlenmiş durumdayız. Son filmimde dört çalışanımız İsrailli kuvvetler tarafından tutuklandı. Filistin’de film için para bulmak zor, aktör bulmak zor, aslında her şey zor...

“FİLİSTİN İSE SIKINTI YOK!”
∂ Bu noktada Filistin problemine nasıl yaklaşıyorsunuz ve bu hususta en çok canınızı yakan şey ne?
Bu soruyu daha evvel kimse bana sormamıştı. Dünyanın başka bir yerinde herhangi bir problem olduğunda dünya harekete geçiyor. Ama Filistin’de olanlar hakkında kimseden bir ses çıkmıyor. “Filistin ise sıkıntı yok!” gibi bir yaklaşım var. Karşılaştığımız faşizm, etnik temizlik ve adaletsizlikle dünyanın bir derdi yok. Ama bizim bir derdimiz var!

∂ Peki, Filistin probleminde, en azından mücadele etme şeklinizde hata yaptığınızı düşündüğünüz olmuyor mu?
Bu, Avrupa tarafından ortaya çıkarılmış bir problem. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra farklı dinlerden birçok insan topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Bu ülkemizi etkiledi. Sonrasında Avrupalılar, insanlarımızın yaşadığı Filistin toprakları üzerinde İsrail devletini kurmak istediler. Bence konuşulacak temel problem bu... 

ŞEYTANLAŞTIRMA DEVAM EDİYOR
∂ Yıllar önce “11 Eylül’den sonra bütün Müslümanları şeytanlaştırmak çok kolay oldu” demişsiniz. Bu hâlâ devam ediyor mu?

Evet, şu an da devam ediyor ve bu sadece Müslümanlar için değil, “öteki” olan herkes için geçerli. Filistin’deki Hristiyanlar da bunu yaşıyor. Ama 11 Eylül’den sonra Müslümanlar bunu derinden yaşadı.

∂ Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması’nda en iyileri seçmek için jürideydiniz. Sizin için “iyi filmin” tanımı ne?
Film çekmenin ne kadar zor bir şey olduğunu biliyorum. Bu yüzden herkesi gerçekten tebrik etmek istiyorum. Ben filmlerde farklı olana bakıyorum. Bana dokunması mühim. Bakış açılarını değiştiren Uzak Asya menşeli filmler son zamanlarda dikkatimi çekiyor.

∂ Kısa filmlerde dijitalleşmenin insana tesirleri tartışılıyordu. Dijitalleşme sinema sanatını nereye taşıyor sizce?
İyi sinema, iyi bir hikâyeden ibaret... İstediğiniz kadar güzel efektler kullanıp iyi bir görsellik yakalayın, içinde hikâye yoksa iyi bir film değildir. Çünkü bir his veremez.

BATILI FİLM FESTİVALLERİNDE KORKU VAR
∂ Eserleriniz Oscar’a aday adayı olmanın yanı sıra Avrupa’daki film festivallerinde de yarıştı. Filistinli olmak bu film festivallerinde bir dezavantaj mı?
Son yıllara kadar Batı’da Arap dünyasından hikâyeler göstermek çok zor değildi. Festival komiteleri cesurca davranabiliyordu. Ancak özellikle birkaç yıldır Batı’daki tanınmış festivallerde Filistin’den gelen hikâyeler göz ardı edilmeye başladı. Doğrusu biraz korktuklarını düşünüyorum. Sanırım ülkelerinin dış politikaları, film festivallerine de yön veriyor.

∂ Peki, film yaparken Batılı festivallerden onay alma düşüncesi zihninizde dolaşıyor mu hiç?
Tam tersi, bunlar beni hiç alakadar etmiyor. Çocuklarım filmlerimi seyrettiğinde benimle gurur duysunlar yeter. Bunun yanında Türkiye gibi bize yakın ülkelerdeki insanların fikirleri de benim için mühim.

∂ Türk sineması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkiye’nin birçok yerinde bulundum ve Türkiye’yi seviyorum. Filmlerinizden de keyif alıyorum. Yeşim Ustaoğlu ve Nuri Bilge Ceylan en çok beğendiklerimden. Ceylan’ın çok uzun ve yavaş tempolu filmleri var. Herkes sevmeyebilir ama kendine has bir dile sahip bu filmler. Bu dil çok mühim. Bu dilleri gördüğünüzde neleri farklı yapabileceğinizi de anlıyorsunuz.