MURAT ÖZTEKİN

Baş tacı edildi, sandıklarda saklandı, Hanım Sultanları süsledi... Yazmacılık bu toprakların en eski sanatlarından biriydi… Kadim motiflerden ilham alınarak yapılan yazmacılık sanatında kumaşlar yıllarca İstanbul ve Anadolu sanatçılarına tuval oldu… Önceleri kaz tüyü fırçalarla desenler işlendi, son zamanlarda baskı teknikleriyle yapılan tablodan farksız eserler, saraylar dâhil her yere girdi... Zanaat olarak icra edenler olsa da yazmacılık, payitaht İstanbul’da nevi şahsına münhasır eserlerin ortaya çıkarıldığı bariz bir “sanattı”… Ancak son asırda iş zanaata döndü, yazmacıların sayısı da giderek azaldı, bir avuç sanatçı kaldı… Doç. Dr. Naime Didem Öz de şimdilerde kokusu kalan yazmacılık sanatını yaşatmaya çalışanlardan biri… Akademik araştırmaları için bu sanatla tanışan Öz, klasik usullerle bugüne hitap eden, galerilerde sergilenecek eserler ortaya çıkarıyor ve sergiliyor. Biz de sanatçı Öz’le buram buram mazi konan sanatını konuştuk…

MEMBAI ÜSKÜDAR!
Anadolu’daki yazmacılık sanatının Hititlere kadar uzandığını söyleyen Öz “Yazmacılık Anadolu’nun eski sanatlarından biri. Zanaat olarak hızlı üretimler yapanlar da olmuş ama özgün işler imal eden sanatçılar hep varmış. İstanbul da yazmacılığın sanat olarak yapıldığı yerlerdenmiş. O işler saraylara da girmiş” diyor. Osmanlı devrinde İstanbul’daki yazmacı atölyelerinin daha ziyade Üsküdar çevresinde yoğunlaştığını kaydeden Didem Öz “Üsküdar’da Kandilli ve Çengelköy bu hususta öne çıkmış. İstanbul’daki yazmaların farkı ise barizmiş. Eski yazmalar, kumaşa kaz tüyü fırçalarla desenler işlenerek ortaya çıkarılıyormuş. Tabii daha sonra baskı yapılarak yazmalar üretilmeye başlamış” ifadelerini kullanıyor.
Günümüz İstanbul’unda yazmacı atölyesinin nerdeyse kalmadığını söyleyen Öz, bu sanatla tanışmasını ise şöyle anlatıyor: Yirmi sene evvel İstanbul’da yazmacılık yapan birkaç sanatkâr kalmıştı. Aileden yazmacı olan Nedim Yapar, onlardan biriydi. Üniversitede okurken bir proje çalışmam için Yapar’ın atölyesindeki desenleri kayıt altına almıştım. Atölyesinde gördüklerimi unutmadım, master çalışmalarıma yazmacılığı işledim. Bu defa Yedikule Zindanlarındaki bir atölyede yazma sanatçısı Ali Rıza Arda ile tanıştım. Ali Rıza Bey, kimsenin bu sanata meraklı olmadığından yakınıyordu. İstekli olduğumu görünce bana yazmacılığı öğretmeye başladı. Ondan bildiği her şeyi öğrendim. Sanatının sırlarının yer aldığı bir defteri de bana kaldı.

ÖLÜMÜNE SANAT
Sanatçı Öz, neredeyse kaybolmuş bir sanata gönül verme sebebini ise şöyle izah ediyor: Uzun yıllar yazmalar Anadolu insanı için bir ‘tuval’ fonksiyonu görmüş. Yazmacılık, kişinin kendi şahsi zevklerini ortaya koymasına fazlasıyla imkân tanıyan bir sanat. Sonra, yazmaların kendine has bir kokusu var. Anilin denilen bir boyadan kaynaklanan bu hoş rayiha da sanata bağlıyor. Birçok yazma ustası akciğer kanserinden vefat etmesinin arka planında da bu boya var. Boyalara ısı verildiği için zehirli olabiliyor. Sanatın arkasında böyle trajik şeyler de yatıyor.”

ESKİ MOTİFLERİN ÇOĞU KAYBOLDU
Baskı tekniğiyle, galerilerde sergilenecek yazmalar üretmeye çalıştığını söyleyen Didem Öz “Eserlerime yani şeyler katmaya çalışıyorum. Çalışmalarımı bir sergi bütünlüğüyle yapmaya özen gösteriyorum. Son eserlerimde ise yazma ile dokuma sanatını birleştirdim. Buna rağmen kadim motifleri korumaya çalışıyorum. Bir asır evvelinin motiflerini çıkararak onları eserlerime basıyorum. Anadolu’nun eski yazma motiflerinin ancak bir kısmı günümüze taşınabildi. Son ustaların motiflerini kayıt altına alarak dijital ortama aktarma şansını yakaladık. Ancak maalesef renkle alakalı bilgilerin çoğu bugün unutulmuş durumda” ifadelerini kullanıyor.