MURAT ÖZTEKİN

Eğer hâlâ sıkışmışlık duygularınız ve kapalı mekân fobiniz yeterince yükselmediyse sinema size yardımcı olabilir! Biraz negatif de olsa hislerimize tercüman olacak sinema tarihinden klostrofobi filmlerini derledik… Tabii seyretmeye ruh hâliniz müsaitse…

TOPRAK ALTINDA
Eve sıkıştığımıza şükredelim! Ya diri diri yerin altına gömülseydik neler olurdu? Yönetmen Rodrigo Cortés‘in “Toprak Altında” (Buried) yapımı, “klostrofobi” denilince ilk zikredilmesi gereken film desek abartmış olmayız. Savaş sonrasında Irak’ta geçen hikâyede Amerikalı Paul, fidye için tahta bir sandıkla kuma gömülüyor. Zaman geçtikçe oksijen azalıyor, içeriye kum doluyor... Bütün bunlar daracık bir tabuta sığan filme müthiş bir gerilim katıyor.  “Toprak Altında” realist atmosferi ve meşhur sonuyla seyirciye tokat gibi inen bir film… Ancak eserde dönemin ABD dış politikası tenkit edilmekle birlikte Orta Doğu’ya dair ön yargılar tekrarlanıyor...

CİNNET
Tek bir mekân ve korku denilince usta yönetmen Stanley Kubrick’in “Cinnet”ini (Shining) pas geçmek ne mümkün! Kış aylarında boşalan bir oteli bekleme görevini üstlenen yazar Jack Torrancei, kar fırtınalarının ortasında ailesiyle birlikte bu otele hapsolur. Derken mazinin ve geleceğin kötü varlıkları onları esir alır. “Cinnet”, yönetmenin diğer eserleri gibi oldukça rahatsız edici. Korkunun zihinlerde üretilen bir şey olduğunu göstermesi bakımında kayda değer! Ailecek karantinaya girdiğimiz bugünlerde hâlimizi en çok yansıtan sinema eserlerinden biri...

PANİK ODASI
Yönetmen David Fincher’ın Jodie Foster ile ergen Kristen Stewart’ı anne kız olarak başrollerde bir araya getirdiği 2002 yapımı “Panik Odası” (Panic Room) da bizi tek bir mekâna hapseden gerilimlerden... Eşinden yeni boşanmış olan Meg, kızı Sarah’la birlikte yeni ve büyük bir eve taşınıyor. Ama o evde hırsızların iştahını kabartacak şeyler olduğunu öğrenmeleri uzun sürmüyor... Eser her ne kadar bazı noktalarda sığ kalsa da sürükleyiciliği kuvvetli bir kedi fare oyunu sunuyor... Filmin ustalıklı görüntü yönetimi de sizi içine çekiyor. 

GİZLİ DÜNYA
Sizi bir yere hapseden şey her zaman virüs olmuyor... Lenny Abrahamson’ın filmi “Gizli Dünya” (Room) kaçırıldıktan sonra bir barakaya hapsedilen ve burada bir çocuk dünyaya getiren Joy ve oğlunu merkezine alıyor. Aslında eserde oldukça trajik bir durum işleniyor ama bu ajitasyona çevrilmiyor. “Gizli Dünya”, hapsolma durumuna pozitif bir gözle bakan, dezavantajları avantaja çevirebilmeyi gösteren bir eser...  Brie Larson ve minik Jacob Tremblay’nin sahici oyunculuklarına sahne olan filmin, koronavirüs günlerinde yaşadıklarımıza başka bir cihetten bakmayı sağlayacağı kesin...

12 ÖFKELİ ADAM
On iki jüri üyesi hâkimin bir sanığın hayatı hakkında karar vermek üzere girdikleri bir odada geçenleri ele alan “12 Öfkeli Adam” sinemanın klasiklerinden biri olmasının yanında klostrofobik filmler arasında sayabileceğimiz bir eser... Yönetmenliğini Sidney Lumet’in yaptığı 1957 yılına ait siyah beyaz film, özellikle çekim teknikleriyle gerilim hissini artırıyor. Eserin alt metninde yatan asıl mesajlar ise ırkçılığın çirkinliği ve adaleti tesir etmenin zorluğu... “12 Öfkeli Adam” her daim popülerliğini kaybetmeyecek eserlerden...

TELEFON KULÜBESİ
Klostrofobik filmlerin enteresanlarından biri de oyuncu Colin Farrell’ın bir telefon kulübesine hapsolduğu “Telefon Kulübesi” (Phone Booth)... Yönetmen Joel Schumacher’in 2002 yapımı filminde büyük işler peşinde olan reklamcı Stu, bir gün New York’un kalabalık caddelerindeki ankesörlü telefondan görüşme yaptıktan sonra zil sesi duyar. Ahizeyi kaldırmasıyla birlikte bir keskin nişancının kontrolü altına girer. Zekice hamlelerle gerilimin yükseltildiği filmde modern insanın bencilliğine dair çıkarılacak dersler de var...

YERLİ SİNEMANIN ÖNE ÇIKANLARI
Türk sinemasına baktığımızda ise tek bir eserden söz edemeyecek olsak da klostrofobiyi ucundan kıyısından tetikleyecek eserler var. Mesela yönetmen Derviş Zaim’in kimsesiz bir adamın İstanbul’da  savruluşunu işlediği “Tabutta Röveşata” isimli filmi, Zeki Demirkubuz’un “Bekleme Odası” ve her ne kadar propagandist bir eser olsa da Deniz Gamze Ergüven’in “Mustang”i yer yer klostrofobi ögeleri taşıyan yerli filmlerden sadece birkaçı...