MURAT ÖZTEKİN

Sanat tarihçisi kimliğinin yanında Umberto Eco gibi isimlere İstanbul’u tanıtan bir seyahat rehberi olan Dr. Sedat Bornovalı “yakından tanıdığı” Ayasofya’yı yeni kitabında ele aldı. Bornovalı, Timaş Yayınlarından çıkan “Tarihin En Uzun Şiiri: Ayasofya” isimli eserinde defalarca hakkında kalem oynatılan kadim mekânı, üzerinde az durulan detaylarıyla anlatıyor. Biz de koronavirüs günlerinde tele-röportajla buluştuğumuz Bornovalı ile Ayasofya’nın tarihini ve yeniden yapımı tamamlanmak üzere olan medresesini konuştuk…

∂ Kitabınızda Ayasofya’yı bir şiire benzetiyorsunuz. Ama mekânın fantastik bir imajı da var...  
Aslında Ayasofya, içinde bulunanlardan ötürü çok büyük bir manzume. Biliyorsunuz manzume kelimesi nizam, düzen kökünden geliyor. Ayasofya’da olağanüstü bir uyum var. Evet, Dan Brown gibi isimlerin mekân hakkında yazdığı fantastik şeyler mevcut. Galiba binanın olmayan şeylerini ya da olsun istediğimiz yönlerini anlatırken var olan niteliklerini ıskalıyoruz. Bence Ayasofya’nın kendisini anlamaya çalışmamız lazım.

∂ Peki, Ayasofya’nın asıl cezbeden tarafı ne?
Her şeyin başında; o zaman bilinen bütün dünyaya hâkim olan Roma İmparatorluğu yükselerek en sonunda nesi var nesi yoksa ortaya dökmüş ve bir Ayasofya ortaya çıkarmış. Yani daha öteye gidilemiyor...

∂ İslam kültürüyle bu mimariyi başka bir noktaya taşınmadı mı?
Tabii, bu sadece Roma açısından bir son nokta. Ardından Ayasofya bir uykuya yatmış, mimarisini devam ettirme çabası bile olmamış. Fakat İstanbul’u fetheden Osmanlılar, bu mimariyi yeni bir solukla daha ileri götürebileceklerini hissetmeye başlamış. Yani o yenilik 900 sene sonra gelmiş.

CAMİ OLMASAYDI GÖREMEZDİK
∂ En büyük değişiklik camiye dönüştürülmesiydi galiba...
İnsanların en gönülden kullandığı bina türü olarak ibadethane olması çok doğru çözümdü. Bina zaten bu şekilde günümüze kadar gelebildi. Kafanıza su damlayacak ki, çatlakları fark edeceksiniz. Yazlık evinizi üç dört sene kullanmayın, tanıyamazsınız.

AYASOFYA GELİŞTİRİLEBİLİR
∂ Osmanlının Ayasofya’ya yaptığı minare, kütüphane gibi ilavelerin uyumsuz olduğunu söylemek mümkün mü?
Osmanlı kültürünü çok lezzetli bir şekilde camiye zerk etti. İlk defa Ayasofya’yı gören bir kişi “bu minareler ne kadar uyumsuz” demiyor. Osmanlı,  çizgisini de Ayasofya’ya göre şekillendirdi. Mimar Sinan, klasik cami çizgisinde Ayasofya’yı örnek aldı.

∂ Yeniden yapımı tamamlanmak üzere olan Ayasofya Medresesi de son yıllarda tartışmalara mevzu oldu. O da camiye sonradan ilave edilenlerden...
Osmanlıda caminin başka birimlerle kuvvetlendirilmesinden daha tabii bir şey olamaz. Ayasofya Medresesi de bu yüzden Fatih zamanında inşa edildi. 1930’larda Ayasofya, müze yapılacağı zaman “Burada işi yok” denilerek medrese yıkıldı. Bu, o yıllarda Avrupa’da da yapılan bir hataydı. O devirde Ayasofya ile Sultanahmet Camii arasındaki mahalle de parka dönüştürüldü. Tabii şimdi medrese yeniden inşa ediliyor.

∂ UNESCO’nun medresenin yeniden inşasına karşı tehditleri vardı. Siz nasıl bakıyorsunuz meseleye?
Bu hususlarda çeşitli ekoller var. Mesela “Aaa olur mu hiç!” ekolü, hiç bir yere, hiçbir şey yaptırmamaktan yana. Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı, Sultan Bayezid’in genişlettiği ve Sultan Abdülaziz’in baştan inşa ettirdiği ve nihayetinde kaza kurşununa gitmiş bir medrese bu... Yeniden yapımının kültür tarihine ihanet olarak değerlendirilmesini yanlış buluyorum. Budapeşte şehrindeki ihtişamlı binaların çoğu II. Dünya Savaşı’nda yıkıldıktan sonra bu şekilde yeniden yapıldı. Şimdi Fransızlar Notre Dame Katedrali’ndeki yanan kuleyi yeniden yapınca ayıp etmiş mi olacaklar? Bu yüzden UNESCO’nun eleştirileri yersiz. Rekonstrüksiyon dikkatli olduğu sürece yapıya değer katar. Medrese zaten Ayasofya’nın arka tarafında.

∂ Peki, bu kadim bir yapının yeni ihtiyaçları var mı?
Ayasofya, bir altıncı asır yapısıdır. Osmanlı zamanında ihtiyaçlara binaen geliştirilmiştir. Bugün de olabilir. Günümüzde hizmet birimleri barakaya benzeyen şeylerle giderilmeye çalışıyor. Berbat bir şey... Bu barakaların da ortadan kalkması sağlanırsa çok güzel olur.

KADİM CAMİYİ NASIL GEZMELİ?
Sedat Bornovalı “Peki, koronavirüsten kurtulduğumuz güzel günlerde Ayasofya’yı nasıl gezmeli?” soruma şu cevabı veriyor: Kimse bu binaya yapıldığı günden beri sinema seyreder gibi bakmamış. Mutlaka içerisinde kaybolurcasına dolaşma isteği uyandıran bir eser. Bugün maalesef Ayasofya’ya gittiğimizde koşa koşa bir şeyler görmeye çalışıyoruz. Özünü unutuyoruz. Mesela gideceksiniz kapılarını inceleyeceksiniz, bir defasında da sadece yüzlerce bazen binlerce kilometre mesafedeki çeşitli ocaklardan gelen taşlarını gözleyeceksiniz, başka bir ziyarette ise mozaiklerin ışıltılı dünyasına odaklanacaksınız.