MURAT ÖZTEKİN

Fotoğraf sanatçısı Coşkun Aydın altı sene boyunca Afrika kıtasındaki ülkelere onlarca defa seyahat etti, hem ‘kara kıta’nın insanlarının dertlerine derman olmaya çalıştı hem onları fotoğrafladı. Sanatçı Coşkun, çektiği 200’den fazla kareyi ise “Afrika Masumiyet” isimli albüm kitapta topladı. Biz de İstanbul Ticaret Odası’nın neşrettiği kitap vesilesiyle Coşkun’dan Afrika macerasını dinledik...


∂ “Afrika Masumiyet” kitabınızda fotoğraflarınızla enteresan insan hikâyeleri anlatıyorsunuz. Eserin arka planında nasıl bir yolculuk, ne gibi maceralar var?
2013 yılında Afrika’yı fotoğrafladığımda çektiğim kareler beni doyurmamış, tekrar gitmek istemiştim. O günlerde Gönüllüler Derneği Başkanı İbrahim Ceylan’la tanıştım. Sonrasında Afrika’da hayır faaliyetleri yapan “Gönüllüler”le birlikte seyahatler ettim. Altı sene boyunca aynı coğrafyaya 22 defa gittim. Nijer, Çat, Mali, Burkina Faso ve Komor Adaları gibi ülkelerde fotoğraflar çektim. Her yere girdim; oradaki insanların doğumlarına da şahitlik ettim, düğünlerine de...

ZAMAN MAKİNESİ GİBİ
∂ Nasıl bir tablo ile karşılaştınız?
Özellikle Nijer dünyanın en fakir ülkelerinden biri. İnanılmaz bir yoksulluk var. Suya ulaşabilmek için 10 kilometre yürüyen sonra geri dönen insanlarla karşılaştım. 21. asırda yaşarken zaman makinesine binip bir anda üç yüz sene önceye gitmiş gibi hissettim... Bir gün Afrikalı çocuklar el ele dolaşıyordu. Onları fotoğraflarken sırayla birbirlerine terlik verdiklerini gördüm. Meğer bir tane terlikleri varmış ve o dehşetli sıcakta ayakları yanmasın diye dönüşümlü kullanıyorlarmış.
∂ Afrika’daki ülkelerde fotoğraf çekerken nasıl davrandınız, nelere odaklandınız?
Bana orada bir Afrikalı rehber “Lütfen bizi yardım bekliyor gibi, acınacak bir şekilde çekme” demişti. Kendilerinin bir onurunun olduğunu söyleyen bu adamın sözlerinden sonra, o tarz fotoğraflar çekmemeye gayret ettim. Bu sebeple Afrikalıların zengin ruhlarını ve masumiyetlerini yansıtmaya çalıştım. Kitabın adı da buradan doğdu. Ancak orada yoksulluğu hiç görmemek imkânsızdı.

DERS ALIP DÖNDÜM
∂ Peki, o insanlar size ne öğretti; onların hayatlarından ne gibi ilhamlar aldınız?

Her seyahatimden ayrı bir dersle döndüm diyebilirim. Oraya gidip, o insanları gördüğünüzde dünyevi hırslarınızın törpülendiğini fark ediyorsunuz. Her türlü yokluğa rağmen yaşamanın mümkün olduğunu da orada öğrendim. Dolayısıyla o insanlara kendimi borçlu hissediyorum.
∂ Afrika hep fotoğrafçıların gözdesi oldu, yokluklar ve dramlar fotoğraflandı. Bu biraz ajitasyona da dönüşmedi mi?
Batı’nın kendi çıkarlarına fotoğraf sanatını da alet ettiğini gördük. İnsanların acılı hâllerini çekip, kendi ülkelerine döndüklerinde konuyu istismar eden Batılı fotoğrafçılar oldu. Sonunda sosyal işler, çocuk kaçırmaya kadar uzandı. İlk gittiğimiz yıllarda hediye verdiğimiz çocuklar bizden kaçıyordu. Sebebinin Batılıların çocuk kaçırma hadiselerinden kaynakladığını sonra öğrendik. Afrika’da beyaz adamın sömürüsü hâlâ devam ediyor. Zira ülkeleri sömürmek için işgal etmeniz gerekmiyor. Bugün Fransa da, Afrika’nın 14 ülkesini sömürmeye devam ediyor. Son zamanlarda Türkiye’yi karşısına almasının sebebi de bu...  

ÇÖL KARTALLARI 'BEN OSMANLIYIM' DİYOR
Coşkun Aydın Afrika’da hissettiği “Osmanlı kokusunu” ise şöyle anlatıyor: Hiçbir yatırımın olmadığı yerlerde, bu insanlar gülmeyi biliyorlar, dünyadan bir beklentileri de yok. Nijer’deki insanların çoğu Müslüman ve tevekkül etmeyi çok iyi biliyorlar. Türkiye’den geldiğinizi öğrendiklerinde ise çok mutlu oluyorlar. Kulaklarım “Nerede kaldınız” sözünü defalarca işitmiştti. Mesela Nijer’de “Çöl Kartalı” lakaplı insanların yaşadığı Agadez bölgesinin Sultanı İbrahim Oumarou, “Ben Osmanlıyım” diyordu. Rivayete göre bu kabilenin insanları vakti zamanında bir anlaşmazlık üzerine Anadolu’ya gelmişler. Sultan Yıldırım Beyazıt’tan ihtilaflarını çözmesi için kendilerine bir emir tayin etmesini istemişler. Padişah da Sultan Yunus’u vazifelendirmiş. Orada bir Osmanlılık anlayışı var.