MURAT ÖZTEKİN

ONU TANIYORSUNUZ!
Hatırlarsınız oyuncu ve senarist Ercan Kesal, 2004’te Beyoğlu Belediye Başkanlığı için CHP’den aday adayı olmuştu. Nihayetinde Kesal, ne aday gösterildi ne de belediye başkanı seçildi ama yaşadıklarını önce bir romana sonra da filme dönüştürdü. Kesal’ın hem senaristlik ve yönetmenliğini üstlenip hem de başrolünde yer aldığı “Nasipse Adayız” isimli filmi, işte bu şahsi tecrübelerle gelişen ve Türkiye’deki mahallî siyaset üzerinden şekillenen politik bir hiciv mahiyetinde... Aynı zamanda Kesal’in ilk uzun metrajlı filmi olan eserde Selin Yeninci, İnanç Konukçu, Müttalip Müjdeci ve Nazan Kesal da rol alıyor.

BİR GÜNDE YAŞANDI HER ŞEY
Bir güne sığdırılan hikâyede; Kesal gibi hastane sahibi bir doktor olan Kemal Güner karakteri merkeze alınıyor. Kendisi kariyerini bir kenara bırakmış, İstanbul’daki bir semtin belediyesine başkan seçilmek için “Onu Tanıyorsunuz” sloganıyla aday adayı olmuştur. Hikâyenin geçtiği gün ise onun için çok mühimdir. Zira ismini bilmediğimiz partinin “1 Numara”sı seçim bölgesini ziyaret edecek, onun tertiplediği geceye katılacaktır. Kendisini “1 Numara”ya kabul ettirip adaylığını garanti altına almak isteyen Dr. Kemal, o günde çok şey yaşar. İnsanlarla kurulan riyakârca münasebetler, samimiyetsiz iyilikler, sahte sözler… Yeni tanımaya başladığı dünyanın bataklığı Dr. Kemal’i adım adım içerisine çeker ve bütün bunlar gece yarısında tavan yapar…

“KİMLİKSİZ KARAKTER”  
Dr. Kemal, yaşayışıyla seküler bir cenahtan geldiği saklanmayan bir karakter. Ama filmde mehter marşı gibi arka plan müzikleriyle takdim ediliyor, bazen bir içki masasında, bazen de dinî liderin yanında arzıendam ediyor. Belki bütün bunlarla karakter “kimliksiz” kılınmaya çalışılıyor. Yönetmen açık bir şekilde tek cepheli mesajlar vermekten kaçınsa da, sık sık Türkiye siyasetine tek yönlü bir cepheden bakmaktan kurtulamıyor. İstismar mevzuu şeyler sadece din ve hemşehricilikmiş gibi tasvir ediliyor; seküler klikler arka plana atılıyor.
Ama buna rağmen politikanın günahları, “asansördeki sıkışma” ve “cebe konan bir protez diş” gibi akıllara kazınacak sahnelerle tasvir ediliyor. Şüphesiz Kesal, filmde bir güne sığdırılan hikâyesinin zorluklarıyla boğuşmak durumunda da kalıyor; karakter merkezli gelişen eser bazen “boğuluyor”.  Esasında zeki diyaloglarla dolu senaryo, başka bir yönetmene ihtiyaç duyuyor. Öte yandan Kesal’ın tam merkezde yer alan oyunculuğu duygusal olarak etkileyici...  Neticede bir yönetmenin “ilk filmini” seyrediyoruz...

“HASHTAG”
ESKİ FENOMENLER KORKU SARMALINDA
Başaran Şimşek’in yönettiği "Hashtag" korku türüne farklı açıdan bakan yerli bir film... Eserde, bir zamanlar sosyal medya fenomeni olan altı arkadaşın ıssız bir evde başına gelenlere odaklanılıyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise Özüm Çakır, Ela Yörüklü ve Gülderen Güler gibi isimler var. “Hashtag”in hikâyesi şöyle: Damla, Balaban, Öner, Gülben, Yaman ve Eylem... Zamana yenik düşmüş, sıradanlaşmış bu fenomenler, esrarengiz bir yönetmenden oyunculuk teklifi alırlar. Durumları iç açıcı olmadığı için bu teklifi kabul edip, çekimlerin yapılacağı bir dağ evine giderler. Ama eski fenomenler kendilerini hiç beklemedikleri korku dolu deneysel bir filmin içerisine bulurlar. Gerçeklikle bağları kopan altı arkadaş, nasıl bir hadisenin içine düştüklerini anlamaya çalışırken diğer yandan da bu durumdan kurtulmaya çalışırlar… Ama yaşadıkları, geçmiş günahlarının bir hesabıdır!

“YAKIN TEHLİKE"
HERKESİN BİR 'VİETNAM'I VAR

ABD’nin Vietnam Savaşı'nda yaşadığı facianın sinemadaki yansımaları, bazen "Rambo" gibi filmlerle üstünü örtme şeklinde, bazen de “Full Metal Jacket” gibi eserlerle “günah çıkarma” mahiyetinde oldu... En son Spike Lee’nin çektiği “Da 5 Bloods”, Vietnam’ın başka bir yüzüne, orada savaşan siyahilere odaklanıyordu. Ama savaşın başka milletlerin hafızasında da yeri vardı. Yönetmenliğini Kriv S’enders'ın yaptığı  “Yakın Tehlike” filmi de Amerikalı askerlerle birlikte Vietnam’a savaşa gönderilen Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerin köşeye sıkışma hikâyesini merkezine alıyor. Filmde Travis Fimmel, Daniel Webber ve Luke Bracey gibi isimler başrolde…
1966 senesinin Güney Vietnam’ında geçen yaşanmış hikâyede, yaş ortalaması çok düşük olan Avustralya kıtasından askerler, ABD’nin savaşına destek olmak için oradadırlar. Kendilerine moral vermek için konser tertiplendiği bir gün, küçük çaplı bir Vietnam saldırısı gerçekleşir. Bunun bir “vur-kaç” saldırısı mı yoksa, daha planlı bir operasyon olup olmadığını anlamak için iki grup asker vazifelendirilir. Ancak Vietnamlı komünistler, oldukça kabalıktır ve askerler bir çemberin arasına sıkışır...

ACELEYE GELEN HİKÂYE
“Yakın Tehlike” detaylı savaş sahneleriyle dikkat çeken, büyük çaplı bir film. Ancak benzerlerini defalarca Hollywood’da görmeye alıştığımız klişelerle dolu olan eser, aceleye getirilmiş tasvirleriyle  -eğer Avustralyalı değilseniz- duygusal bağ kurmanıza fırsat vermiyor. Filmin kartondan karakterleri arasından da sıyrılan olmuyor. Neticede görsel yönü kuvvetli ama lokal kalan bir hikâye ortaya çıkıyor. Yine seyirciyi peşinden sürükleyen bir atmosferin olduğu film, aksiyon ve savaş türü meraklılarını celbedecektir.

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
¥ Kâbus Evi
¥ Y. Köyü Ye’cüc Me’cüc

EN ÇOK SEYREDİLENLER
¥ Dengesiz 5.300
¥ Tenet 5.160
¥ Polaroid 4.539
¥ Aile Hükûmeti 3.975
¥ Yarımada 3.183