MURAT ÖZTEKİN

ABD’de yaşayan Refik Anadol, ses getiren dijital sanat eserlerine imza atan, dünyanın en tanınmış medya sanatçılarından biri... Çocukluğunda seyrettiği “Blade Runner” filminden ilham alarak medya sanatına yönelen Anadol, milyonlarca veriyi makine algoritmalarıyla işleyerek eserler oluşturuyor. “Acaba binalar hayal kurabilir mi?”, “Rüyalara dokunmak mümkün mü?” gibi sorularla, tecrübe edilebilen, hareketli medya eserleri meydana getiriyor. NASA ve Google gibi kurumlar için yaptığı çalışmaların yanında hâlihazırda Bill Gates ve Medici ailesi gibi tanınmış kişilerin koleksiyonlarında eserleri bulunan Anadol’la online sohbette buluştuk...


Refik Anadol, sorularımıza online ortamda cevap verdi.

∂ Medya sanatı dünyada hızla yükseliyor. Siz bu kompleks sanatınızı nasıl tanımlıyorsunuz?
Mecra ve materyal olabilecek her şey medya sanatlarında kullanılabiliyor. Ama medya sanatçıları olarak, özellikle teknolojinin insanlar üzerindeki etkilerini dert edindiğimiz ya da teknolojinin sosyal olarak insanların DNA’sını değiştirdiğinin bilinciyle hareket ettiğimiz için kompleks teknolojiler kullanarak, sanatsal  deneyimler tasarlayan insanlarız.

∂ Bir sanat eserini ortaya çıkarmanız nasıl gerçekleşiyor?
14 kişilik bilim insanı, sanatçı, tasarımcı gibi kişilerden oluşan, bilgisayar dünyasına âşık bir ekiple çalışıyorum. Bir işi yaparken daha önce yapılmamış olmasına dikkat ediyorum. Sanırım bu yüzden yaptıklarımız, Google gibi teknoloji devlerinin dikkatini çekiyor, bizimle muazzam veriler paylaşabiliyorlar. Ama bu hazıra konmak gibi görülmesin. Aldığımız kodlar üzerine yeniden düşünüyoruz, tekrar kodlama yapıyoruz ve verileri görselleştirerek yapılmadık eserler üretiyoruz.


İSTANBUL’A HAYAL KURDURACAK!

Walt Disney Konser Salonu’na 2018’de yaptığı çalışmada, meşhur binanın “rüyalarını” resmeden Refik Anadol, sonbaharda açılacak sergisinde, İstanbul’un “hayallerini”
tasvir edecek...
İNSANA ODAKLANIYORUM
∂ Peki, yapay zekâ, senin işlerinin içerisine tam olarak nerede dâhil oldu?
2016 yılında Google’ın bir davetiyle sanatçı programına katıldım. Yapay zekâ uzmanlarından bir sene boyunca bilgi aldım. Bu programdan sonra Salt Galata’da dünyadaki ilk yapay zekâ sanat projesini yaptık; ondan sonra iş koptu gitti. Yaptığımız işin özünde hep veri var. İnsan odaklı hayaller kurduğum için hislerimiz, bilincimiz ve hatıralarımız da benim için önemli. “Bir makine hayal kurabilir mi?” gibi sorulardan yola çıkarak, düşünen bir fırça hayal ediyorum. Bu fırçayı da yapay zekâya batırıp işlerimi boyuyorum. Yapay zekâ; geçmişi, bugünü ve geleceği aynı anda kullanmamı sağlıyor. Geçmişten kastım veri, bugünden kastım yapay zekânın anlaması, gelecekten kastım da insana verilen hissiyat. Ama ben insanı makine yapmaktansa makineyi insan gibi yapmanın bize daha çok şey katabileceğini düşünüyorum. Makinenin soğukluğunu, insanın sıcaklığıyla dengelemeye çalışıyorum.

∂ Ama yapay zekâ tek başına bir sanat eseri ortaya çıkarmaktan çok uzak yani...
Maalesef öyle. Eğer bir gün yapay zekâ gelişir, kendi kültürü oluşturur ve sanatını yaparsa ben onlara “sanatçı” diyecek ilk kişilerdenim. Ekibime de buyursun, katılsın. (Gülüyor) Şu anda makineler istatistikler üzerine yapılan algoritmalarla çalışıyorlar. 

BİR KÜLTÜRÜ ANLAMAYA ÇALIŞIYORUM
∂ Asırlar evvel Rönesans tablosu yapan ressamla, sizin ilham kaynaklarınız aynı olmasa gerek...

Bu anlamlı bir soru oldu. Geçen sene Floransa Bienali’nde Leonardo da Vinci yılında bir ödül aldım. Orada Medici Ailesi’nden kişiler bana “Sizde Leonardo ile benzer bir ruh sezdik” dediler. Biliyorsunuz Mediciler, Rönesansı başlatan aile olarak biliniyor. Ama benim eserlerim için hayalimi güçlendiren en mühim şey, yakın gelecek. Yaptığım iş, sadece parlak piksellerle uğraşmak değil; bir kültürü anlama ve insanlığın akışını değiştiren verilere ulaşma...

∂ Meydana getirdiğiniz dijital eserlerin kalıcılığına dair bir endişeniz yok  mu?
Önceleri taşıyordum ama vazgeçtim. Sonuçta bu fikirler, bu zamanın fikirleri. Dolayısıyla yapılan eserin arkasında sistemin hep var olması gerekmiyor. Öte yandan bazı sanat eserlerinin yazılımını yenileyebiliyoruz. Mesela Bill Gates’in arşivinde yer alan eserimin önümüzdeki 100 sene boyunca nasıl çalışacağı tanımlanmış durumda.

∂ Bugünkü teknolojileri çok daha ileri bir yere taşıyacağı tahmin edilen kuantum bilgisayarlar, senin sanatını nasıl değiştirecek?
Şu anda bu bilgisayarın geleceğini şekillendiren insanlarla bir iş yapıyorum. Şunu söyleyebilirim: Kuantum bilgisayarların, önümüzdeki yıllarda büyük bir yolculuğu var. Ama kuantum fiziğinin potansiyel hikâyeleri, kuantum bilgisayardan daha heyecan verici.  Acaba göremediğimiz atom altı dünyayı, bir makineyle görebilir miyiz?

∂ Pekâlâ, “Yapmadan ölmek istemem” dediğiniz bir şey vardır herhâlde...
Bir gün rüyalarıma ve hatıralarıma “dokunmak” çok isterdim. Hayattaki hatıralarımız, bizi biz yapan şeyler...

MANEVİYAT BÜYÜK BİR MOTİVASYON
Refik Anadol “Ülkemi ABD’de temsil ettiğim için gurur duyuyorum. Bir dünya insanı olsam da, yüzlerce mesaj alıp destek görmek, muazzam bir enerji veriyor. Maneviyata  inanan ve güvenen bir insan olarak arkamda bu kadar manevi destek görmek  büyük bir motivasyon” diyor.

İNSAN  NE KADAR HIRSLANIRSA YAPAY ZEKÂ DA O KADAR KÖTÜ OLUR
∂ “Makine zekâsıyla şekillenmiş bir gelecek” denildiğinde birçoğumuzun zihninde güzel şeyler canlanmıyor. Peki, siz ne düşünüyorsunuz?
Benim için makine zekâsı zihnimin bir uzantısı gibi. 200 milyon doğa fotoğrafını benim yerime gören ve anlayan bir şey. Bu yüzden bazen takım arkadaşı gibi hissettirebiliyor. Yapay zekâ benim için optimist bir araç.

∂ Peki, yapay zekânın bütün insanlık için de iyilik dolu olacağını düşünmek realist mi?
Makine zekâsı da, insanlığın bir aynası. İnsanlar ne kadar pozitif olursa o da o kadar pozitif olacaktır. İnsanoğlu ne kadar açgözlülükle davranırsa yapay zekâ da o kadar kötü olur. Elbette dünyadaki güçlerin gizli ajandaları olacaktır ama insanlığın yapay zekâdan  zarardan çok fayda elde edeceğini ümit ediyorum. 

∂ Senin de eserlerinde kullandığın büyük veri, bazen insanlardan yeterince şeffaf bir şekilde toplanmayabiliyor. Bu seni rahatsız etmiyor mu?
Hayır, hiç rahatsız etmiyor. Dürüst olmak gerekirse bütün bunlar öngörülebilir şeyler. Biz eğer bir sistemi ücretsiz olarak kullanıyorsak, o sistemin bir ürünüyüz demektir. Bence sosyal mecraların genlerimizde ve zihnimizde tetikleyebildiği problemler daha önemli. Hiçbir zaman aplikasyonların sözleşmesinde “Bu sosyal mecra, depresyon yapabilir” diye yazmayacak.