MURAT ÖZTEKİN

İstanbul, binlerce yıldır seyyahları, edebiyatçıları ve sanatkârları kendine çekti; ağırladığı misafirlerin her birinde ayrı izler bıraktı... Seyyahların kaleme aldığı eserler ise hem bu izleri hem de İstanbul’un saklı tarihini anlamak açısından elzemdi. Meşhur fikir adamı Cemil Meriç’in kızı Ümit Meriç de bu sebeple “Seyyahların Aynasında İstanbul” adlı eseri kaleme aldı... Bugünlerde Albaraka Yayınları etiketiyle yeniden okuyucularla buluşan kitap vesilesiyle Meriç’le konuştuk...

¥ İstanbul’a ve seyyahlara dair çalışmalarınız neye dayanıyor?
Ben bütün yabancı seyyahların seyahatnamelerini okumaya meraklıyımdır. Bu şehre gelen seyyahların neler düşündüklerini, neyi sevip sevmediklerini de öğrenme ihtiyacı hissettim hep. Bir de İstanbulluları İstanbul’la tanıştırmak, bunun ötesinde bütün dünya insanına duyurmak bizim görevimiz olmalıydı.

¥ İstanbul’a herkesin kıymet verme sebebi farklı olabiliyor. Sizce bu şehri özel kılan asıl şey nedir?
İstanbul’un binlerce yıllık “medeniyet şehri” olduğu kesin ama tarihi Paleolitik Çağ’a kadar uzanıyor. New York kıraç bir ada, Paris çamurlu bir kasaba, Tokyo ufak bir balıkçı köyü iken İstanbul yine İstanbul’du. Bu yüzden şehri konu edinen seyahatnameler çok eskiye gidiyor.

¥ Peki, İstanbul’a dair ne kadar seyahatname yazılmış?
İstanbul’a dair yaklaşık 10 bin seyahatname yazıldığını tahmin ediyoruz. Şehir, bu eserlerde âdeta bir tezhip ruhuyla detaylı şekilde anlatılmış. Bu açıdan İstanbul dünya şehirleri arasında özel bir yere sahip olmuş. Şehri, bu kadar çok insanın kitaplarında anlatmış olması, onun farklı güzelliklerinin tasvir edilmesini sağladı.

¥ Batılı seyyahları İstanbul’a çeken şey, her zaman aynı mıydı?
İstanbul 4. Haçlı Seferi’nde yağmalanana kadar Hristiyanların kendi kutsal emanetlerinin bulunduğu şehirdi. Seyahatlerin dinî bir tarafı vardı. Müslümanların şehri fethinden sonra ise İstanbul, büyük bir merak konusu oldu. Yani seyyahlar, “Kimsenin alamadığı bu şehri alan Türkler nasıl kimselerdir” diye hayranlıkla geliyordu.

¥ Daha ziyade neleri yazmışlar İstanbul’a gelen seyyahlar?
Tek bir perspektif olmamış. Seyyahlar arasında natüralist tasvirlerde bulunup sokakların çamurundan söz edenler de var; abide eserlere âşık olup kalanlar da... Ama Türklerin sokaklarda kedi köpeklere gösterdiği şefkat ve ağaç sevgileri çok dikkatlerini çekmiş. Edebî maksatlarla şehre gelenler de olmuş. Edebî olarak şehri en güzel tasvir eden eser ise İtalyan yazar Edmondo De Amicis’in kaleminden çıkmış.

SEYAHATNAMELERDEN SANAT ESERLERİ DOĞDU
¥ İstanbul seyahatnameleri diğer edebiyat türlerini de besledi sanırım...
Bu seyahatnameler diğer edebî türlerden ziyade resmi besledi. Biliyorsunuz İstanbul’un gravürlerle ve tablolarla bugüne ulaşan tasvirleri de var. Seyyahların yazdığı eserler, kendi ülkelerindeki sanatçıları da harekete geçirmiş. Mesela Rusya’da Ayvazovski geliyor, Fransa’dan Poussin ekolünden ressamlar geliyor.

¥ Seyahatname yazarlarının hiç mi ikinci ajandası olmadı? Metinlerden bir şeyler sezilmiyor mu?
Hafiye değilim ama içlerinde mutlaka siyasi ajandası olan seyyahlar vardır. Ama bunları teşhis etmek kolay değil. Çünkü herhâlde raporlar başka metinlerle iletiliyordu. Zira satırlarının arasında bu kokuyu hissettiğim eser olmadı.

¥ Peki, sizce İstanbul, Orta Çağ’daki popülerliğini, gelecekte yakalayabilecek mi?
İstanbul, Napolyon’a atfedilen sözde olduğu gibi dünyanın başşehri olmaya layık bir yerdir. İslam dünyası da İstanbul’a âşıktır. Mısır’da kızlarına İstanbul ismini koyan insanlar vardır. İstanbul, temsil ettiği değerlerin güzelliğini dünyaya takdim ettikçe dünyada bir cazibe merkezi olacaktır. Ben bunu tahmin ve temenni ediyorum.

¥ Modern çağlarda yapılan dokümanter filmler, dijital işler vs. seyahatnamelerin yerini tutuyor mu?
Dijital ortamın faydası bir davetiye mahiyetinde olmasıdır. Seyahatname geleneği bence devam etmeli. Görsel bilgiler, hiçbir zaman kitabi bilginin yerini tutamaz. Ancak kitaplara destek ve renk olurlar...

CEMİL MERİÇ'İN İSTANBUL'U KİTAPLARDAYDI
Ümit Meriç, “Babanız Cemil Meriç’in, İstanbul merakınızda size tesiri oldu mu?” soruma şu cevabı veriyor: Cemil Meriç, gözleri görmediği için İstanbul’daydı ama İstanbul’u yaşamış değildi. Onun İstanbul’u kitapçılar, kitabevleri ve kütüphanelerle sınırlıydı. Bir tarih öğretmeni olan annemin şehre olan sevgisi beni yönlendirdi.

¥ Tabii, bu seyahatnamelerin oldukça subjektif olduğu, hatta özellikle “Osmanlı Haremi” gibi mevzularda fantastik şeyler barındıkları herkesçe malum...
“Aldanma ki, şair sözü elbette yalandır.” Elbette, seyyahların kaleme aldıkları arasında fantastik şeyler de var. Ama mesela İngiltere Kraliçesi’nin hediye ettiği saati Topkapı Sarayına kurmaya gelen Dallam adlı seyyahın metinleri bana canlı geldi.